Cerablus işgali son efelenme – Ziya ULUSOY

ZİYA ULUSOY

Dersim’de yitirdiğimiz Veli ve Ümit yoldaşların anısına

Erdoğan, 24 Ağustos sabahı uçak bombardımanı ve tanklarıyla Cerablus’u işgal etti. Tabii Nusra-Ahrar-Sultan Tugayları katillerini birlikte götürdü.

İşgali, adını “Fırat Kalkanı” koymasından da belli ki, Kürtlerin öncülüğündeki Rojava Devrimi ‘ne saldırmak için yapıyor.

Bahane olarak kullandığı IŞİD’le yıllardır birlikte çok iyi geçindi, katliamlar yaptırdı. Ne zaman ki Cerablus Askeri Meclisi kuruldu, Erdoğan IŞİD bahanesini yeniden hatırladı. Önce ona Antep’te Kürt ailenin kına gecesi katliamını yaptırdı, ardından işgali başlattı.

İşgalde IŞİD her nasılsa Cerablus’ta birden kayboldu! Hiç bir çatışma çıkmadı.  Demekki  resmi veya zımni anlaşmayla IŞİD’le Erdoğan’ın ÖSO etiketi yapıştırdığı diğer tetikçileri  yer değiştirdi. İşgalin ilk hava bombardımanında 29 sivil katledilirken,  2. günü, diktatör Erdoğan’ın ölüm kusan topları YPG veya DSG’den bir grubu  Mınbiç’in kuzeyinde vurdu. İşgalciler havadan Amarin köyündeki radyo istasyonunu vurdu.  Tetikçi  katil çeteler ise Kürt köylerine kimyasal roketler atarak çocukları ve sivilleri yaraladı.

Erdoğan, Suriye içsavaşını tutuşturup örgütleyen Sunni eksenin bölge devletleri troykasının elebaşısıydı.

Başından beri içsavaş çetelerini dünyanın her tarafından topladı-eğitti-silahlandırdı ve savaştırdı. Bu vekalet savaşını en şiddetli olarak  IŞİD’i  Kobané’ye saldırtarak yaptı.

Erdoğan Davutoğlu’yla birlikte başından itibaren kara savaşıyla Rojava ve Suriye’ye girmeyi, Şam’da  Emevi Camii’nde tanktan inip namaz kılmayı hep hedefledi.

Reyhanlı katliamı’nı, ABD ziyaretinden 3 gün önce tezgahlaması da, Rus uçağını düşürerek NATO’yu savaşa çekme tezgahı da, bu uğursuz amacına yönelikti. Fakat emperyalist ve bölgesel devletler arası güç dengesi buna izin vermedi.

Suriye savaş politikası tam iflas etmişken bu kez yalnızca Rojava Devrimi’ne saldırmak ve Kuzey Suriye Demokratik Federasyonu’nun bütünlük kazanmasını tank ve uçak hançeriyle yarmak için Cerablus’u işgal etti. 80 km uzunluğunda 15 km derinlikte İşgalci tampon bölge kararını hayata geçirdi.

Emrindeki ÖSO etiketli -Nusra’dan Sultan tugaylarına- savaş tetikçilerini bu kez sahada ve tank-uçak-füze korumasında eğitip örgütleyecek, Rojava güçlerine yapabildiğince darbe vuracak. Belirtmek gerekir ki Efrin’in batısındaki İdlip ve doğusundaki Azez’de, Güneyindeki Halep’in bazı mahallelerinde Erdoğan’ın kullandığı  tetikçi güçler bir hayli kalabalık, 5 yılı aşkın savaş deneyine sahip. Cerblus’a birlikte götürdüğü tetikçilerinden çok daha güçlüler. İdlip’e kadar işgal bölgesini uzatıp bu güçlerin tamamını kullanmayı deneyecek.

Erdoğan ve MC’sinin, Cerablus işgalini, Rusya’yla ve Kürdistan sömürgeci üçlüsü (Türkiye-İran-Suriye) arasında başlayan “iyi ilişkiler”le kotardığı ilk saatlerde sanılıyordu. Ama Rusya’nın “derin endişe verici” açıklaması, Esad temsilcilerinin şiddetli olmasa da kınama ve “bizden izin alınmalıydı” açıklaması bunun pek de böyle olmadığını gösteriyor. Efendisi ABD ile, “dayatma” yoluyla sus payı izni alarak yaptığı görülüyor.

Kendisinin en zayıfladığı zamanda, emperyalist güçlerin hakimiyet zayıflığından Rojava’ya saldırı  savaşını deniyor.

Anlaşılan diktatör Erdoğan, kuklası Binali ve Kurtulmuş’a “Suriye politikası değişecek” açıklaması yaptırmasına rağmen, uzatmaları oynayan içsavaşı örgütleyici aktörlüğünü sona erdirse de Rojava güçlerine saldırı savaşını hararetle sürdürüyor. Cerablus’tan Azez’e tampon işgal bölgesine mülteci nüfusu da yerleştirme niyetini kuklalarına söyleterek, şimdiden tetikçilerine savaşçı devşireceğini hesaplıyor.

Rusya  ve ABD’nin savaştaki mevcut güç ilişkisine göre Suriye savaşını sonuca götürme manevraları varken, diktatör Erdoğan başlattığı işgalle, Rojava güçlerine  saldırı dozaj ve alanını bu manevraların fiilen izin verdiği oranda savaşın gidişatına göre ayarlayacağını düşünüyor.

Erdoğan’ı MC’sinin parti ve aygıtları  bütün varlığı ve gücüyle destekledi.

Sözcü’den CHP ve Aydınlık’a, Kızılelma ittifakı ise, “yüreği yaralı kahraman Mehmetçik”, “emperyalist kumpasın bölücülüğüne karşı harekat”, “Kürt yahudi devletine karşı harekat” edebiyatıyla destekliyor.

Diktatör, bölünen ordusunu savaş içinde ve kendi emrinde toparlamak, büyük devlet şovenizminin zehrini içirerek daha geniş kitlenin “milli bütünlüğü”nü kendisine desteğe çekmek için de işgali  yapıyor. İçte yeniden soykırımcı savaşı tırmandırmak, KCK’nin çözüm müzakeresine daha ciddi koşullar ileri sürerek açık olduğunu dile getiren deklerasyonuna karşı savaş şovenizmi yaratmak için işgale girişiyor.

Fakat bütün diktatörler gibi Erdoğan da, kendisine boyundan büyük güç vehmederek, Kürt halkımızın ve Rojava güçlerinin devrimci enerjisi ve savaşkanlığını küçümseyerek, devrimci ve demokratik hareketin savaş karşıtı mücadelesinin yolaçacağı engeli önemsemeyerek maceraya girişiyor.

Savaşı bozguna uğratmada bu birinci derecede rol oynayacak.

Erdoğan ve MC’si şovenizm sarhoşluğu içinde, Rusya-ABD uzlaşma arayışını, Kürtlerin sömürgecileri olarak  tam anlaşmaya varamamış olmalarını küçümseyerek, “yalnız kurt” gibi maceradan maceraya koşuyor.  Üstelik ordusu ve polisi içinden çatlayarak biribiriyle çatışmışken hangi savaş macerasını zafere ulaştırabilir?

Tetikçilerinin-işgalin ilk günlerindeki yağmada çatışarak birbirlerini vurdukları gerçeğini hatırlatarak- yarın aralarında ve bazen kontrolden çıkarak efendisi Erdoğan’la çatışmayacaklarının da hiç bir güvencesi yok. Tersinin  kanıtı daha çok.

Cerablus’ta pirince giderken evdeki bulgurdan olacak. MC’yle yarattığı şovenist birlik savaşın acıları ve haksızlıları yaşanıp görüldükçe çözülecek, Erdoğan faşizmine karşı direnişin safları büyüyecektir.

Erdoğan’ın şefliğinde işgali yaratanlar sonuçları altında kalacaktır, kalmalıdır. Halklarımızın geleceği diktatörün işgalci savaşındaki yenilgisiyle sıkıca bağlıdır. Direnelim yenelim.




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir