Katliam yaralısından Erdoğan’a: Kimsenin reklam aracı değiliz

Antep katliamında yaralanan 34 yaşındaki Mesut Taş, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gelmesi nedeniyle başka hastaneye sevk edilmelerine tepki göstererek, “90’larda evimize havan topu attılar, burada da içimize bomba attılar ve şimdi de hastaneden sürgün ediyorlar. Biz kimsenin oyuncağı ya da reklam aracı değiliz” dedi.

Antep katliamında yaralanan yurttaşların Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı yormamak adına cemaatten el konularak devlet hastanesi ek binası yapılan ve Mücahit ismi verilen bir kliniğe taşınmaları yaralı ve yakınları tarafından tepkiyle karşılandı. Yaralarının taşındığı hastanede, tadilatın devam ettiği, tüm branşlarda tedavinin verilmediği ve hastaların Erdoğan’ı yormamak adına aynı katta toplandığı belirtildi.

Patlama gecesini anlattı

antep yaraliPatlamanın yaşandığı düğünde müzik dinletisi veren yaralı 34 yaşındaki Mesut Taş, öncelikle o gece yaşananları şöyle anlattı: “Patlamadan 10-15 dakika önce gençler yanıma gelip gerilla halayı için uygun bir şarkı çalmamı istediler. Zaten düğün bitmişti, toparlanıyorduk. Gençler şarkı isteyince kıramadım, biraz daha oynasınlar dedim. Şarkıyı açtım gençler yaklaşık 15 dakika oynadılar. Başı da kardeşim ve yeğenim çekiyordu. Halayı bitirdim ama gençler doymuyordu. Gelip bir şarkı daha istediler. Sonra o arada bizimkiler gitti, ben yalnız kaldım. ‘Onlara gidin ben gelirim’ dedim. Ben gençleri kırmak istemedim, bir şarkı daha çaldım. Tam onlar oynadığı sıralarda sona doğru geliyorduk ki bir ses duydum ve yere yığıldım. Patlamanın etkisinden bir süre gözümü açamadım ama bilincim açıktı.”

‘Ağır bir koku vardı’

Gözünü açtığında üzerinde kopmuş bacak, et parçaları gördüğünü söyleyen Taş, “Çok ağır bir koku vardı ve ne olduğunu anlayamadım. Kokudan başım ağrıyordu, her şeyden çok o koku beni etkiledi. Sonra biraz şoku atlatınca bağırmaya başladım ‘Gelin yardım edin üzerimde insanlar var kaldırın’ dedim ama kimse duymuyordu, orada olan herkes şoktaydı. Can pazarıydı. Ağıtlar, feryatlar, ağlayışlar, çığlıklar hiç dinmiyordu. Ben yaklaşık 10 dakika üzerimde cesetler ve kopmuş parçalarla bekledim. Bacağım ve kolum kırılmıştı. Yerimden kıpırdayamıyordum ama zorladım ve kalktım ayağı. Doğan vardı, askerliğini yeni yapmıştı ve nişanlıydı. Onu gördüm hemen gidip bakmaya çalıştım. Boynundan tutup biraz çekecektim. Boynuna dokundum çektim ve sadece belden yukarı geldi. Belden aşağısı kopmuştu ve o olduğu yerde kaldı. Dondum kaldım hiç bişey yapamadım. Sonra kardeşim ile kuzenim geldi beni aldılar hızlıca bir araba bulmaya çalıştılar. Ambulans gelmemişti daha. Herkes sivil araçlarla götürülüyordu hastanelere. Yaklaşık 80 kiloyum ve iki kişi beni taşıyamazdı. Ona rağmen taşıdılar ve caddeye çıkardılar” diyerek katliam anını anlattı.

‘Hastanede 2 saat sıra bekledim’

Hastanede durumun patlama yerinden farksız olmadığını dile getiren Taş, “Hastaneye gittik orda da her yer kıyamet günü gibiydi. Benden daha kötüleri gelmişti. İnsanlar ikiye ayrılmıştı. Bacakları kopan, kolu, kafası kopanlar vardı. Üstelik en kötüsü hepsi çocuktu. Hastanede sıra bana gelmedi. Yaklaşık 2 saat bekledik. Sonra kızdım çok ağrım vardı, bir ağrı kesici istedim ama yapamayacaklarını çok yoğun olduklarını söylediler. ‘O zaman başka hastaneye gidelim’ dedim ona da izin vermediler. Durumum ağırdı ama bilincim açıktı. Kardeşim kavga etti onlarla çıktık başka hastaneye geldik. Burada tedavimi yaptıkları esnada bağırıp ‘Bana iğne yapın uyuyayım o kokuyu, o manzarayı unutayım’ dedim ama kimse dinlemedi beni. Sonra yoğun bakıma aldılar 4-5 gün yoğun bakımda kaldım” dedi.

‘Düğünlerimize de kan bulaştırdılar’

90’lı yıllarda Siirt’ten köy boşaltmaları ile Antep’e geldiğini söyleyen Taş, şöyle devam etti: “O yıllarda bizim köye sürekli baskın yapılırdı. Evimize havan topu atmışlardı ve bütün akrabalarımı orda kaybettim. Sonra kalktık gittik Adana’ya. Annem ve babam da o zamanlar yaşamını yitirdi. Bizi köyümüzden zorla çıkardılar. Taş üstünde taş bırakmadılar. Her yeri yıkıp yaktılar. Adana’da da bize rahat vermediler. Biz de kalkıp Antep’e geldik. Burada da her ne kadar rahat vermeseler de en azından burada halkın kenetlenmesi vardı. Mahallede herkes birbirine yar ve yoldaştır. Bizim çektiğimiz zulüm ilk değildir, son olmayacak. 34 yaşındayım yaşım kadar zulüm gördüm. Bi düğünlerimiz kalmıştı ona bile kan bulaştırdılar. Şimdi de gelmişler beni başka hastaneye sevk ediyorlar. ‘Niye’ diyorum, ‘Cumhurbaşkanı gelecek onun için’ diyorlar. Cumhurbaşkanı o bomba içimize gelene kadar neredeydi, niye engel olmadı? Daha kaç insan ölecek önlem almaları için? Yaralanan benim ama ayağına giden gene benim. Bizi bu halimizle başka hastaneye sürgün ediyorlar. Ben gitmek istemiyorum. Hastane eski bir hastane, inşaat halinde ve sağlıklı bir yer değil. Canımızı nasıl oluyor da gözden çıkarıyorlar. Bizim üzerimizden pirim sağlamaya çalışıyorlar.”

‘Reklam aracı değiliz’

“Biz kimsenin oyuncağı ya da reklam aracı değiliz” diyen Taş, sözlerini şöyle noktaladı: “Yıllardır bu DAİŞ çeteleri o mahallelerde örgütleniyor ve bunu memurundan en üst düzeyine kadar bilmeyen adam yoktur. Bunca zamandır bilinçli önlem alınmadı. Bizi olacağına varır deyip boş verdiler. Kürt halkına dönük bütün patlamalarda fail belliyken şimdiye kadar tek bir ilerleme olmadı. Bu halimizin sebebi devlettir ve göz yumanlardır. Cumhurbaşkanı gelip bize ne diyecek? ‘Kusura bakmayın bu patlamada da önlem alamadık düğününüzü patlattılar’ mı diyecek. Samimiyetsizlikleri beni Bu halimle alıp onun ayağına götürmelerinden anlaşılıyor. Hadi ben yine iyiyim ya durumu ağır olan o çocuklar? O çocuklar bu travmayı nasıl anlatacak. Hangi yüzle onların karşısına çıkacaklar. ‘Biz sizi kolunuz bacağınız kopmuş şekilde buraya kadar sırf reklam olsun diye getirdik’ diyebilecekler mi? Eğer gerçekten bir şey yapmak istiyorlarsa bu insanlara bunu yapanları bulsunlar ve yargılasınlar. Başka da bir şey istemiyorum.” (DİHA)

 




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir