Yüksekdağ: ‘Beştepe Mutabakatı’ kaotik ve kırılgandır

HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, oluşturulan “milli cephe” ve “Beştepe Mutabakatı” için “Tek tek gücünü kaybeden iktidar blokları, güçlerini birleştirme yoluyla anti demokratik biçimde siyasi iktidar alanlarını korumaya, kurtarmaya çalışıyorlar” dedi. Antep’te gerçekleştirilen katliama ilişkin de Yüksekdağ, “Bu aynı zamanda bir güçten düşme, bir acizlik ifadesidir. O seviyeye düşmüş olmasına rağmen Türkiye’de Kürt düşmanlığı başarıya ulaşamamıştır” değerlendirmesinde bulundu.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında yaşanan gelişmeleri, AKP, CHP ve MHP tarafından oluşturulan “mili cephe” ile sonrasında açıklanan “Beştepe mutabakatı”, KCK’nin tarihi deklarasyonu, AKP’nin bu deklarasyona yanıtı, PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerindeki ağırlaştırılmış tecrit ve “Mili cephe” dışındaki oluşumların nasıl güçlendirileceği konularına dair DİHA’nın sorularını yanıtladı.

* 15 Temmuz darbe girişiminin ardından Yenikapı’da bir araya gelen “Mili Cephe”, daha sonra Beştepe’de bir araya gelerek, “Beştepe mutabakatı”nı ilan etti. Bu mutabakatı siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Saray mutabakatı aslında bir çıkış mutabakatıdır. Saray, AKP ve Erdoğan rejimi CHP ve MHP’yi saflarına dizerek, Türkiye’de çözümsüz bıraktığı bir dizi kritik hayati sorunun üstünü örtmeye ve zaman kazanmayı hedefliyor. O yönüyle sağlam bir mutabakat da değildir. Bu kurulan ve çokça yaygarası koparılan mutabakat aynı zamanda bir çözümsüzlük ve güçsüzlük uzlaşmasıdır. Bu yeni de değildir. Geride bıraktığımız bir yıl boyunca 7 Haziran’ı takip eden süreç içerisinde AKP-Saray iktidarı ve bütün rejim güçleri, gelişen demokratik siyaset karşısında çok ciddi bir sıkışmışlık yaşadılar. Bunun karşısında bildikleri en temel yola yöneldiler. Demokrasi güçlerini dışlama, demokrasi güçlerinin bu yükselişini ezme konseptinde uzlaştılar ve geri bıraktığımız bir yıl boyunca HDP’nin temsil ettiği bütün kesimlere dönük çok kapsamlı bir ezme ve saldırı harekatı geliştirildi. Demokrasi ve özgürlük güçlerine, aydın, yazar, gazetecilere, akademisyenlere dönük, sol sosyalist örgütlere dönük kapsamlı bir ezme harekatı gerçekleştirildi. Bu bir yıllık süre içerisinde AKP-Saray iktidarının en yakın müttefiki MHP ve Ergenekoncu güçlerdi. Ama CHP de bu sürece dolaylı bir şekilde destek veriyordu. O nedenle Saraydaki mutabakat yeni olduğu için yaygarası yapılan bir ittifak olarak görülemez, değerlendirilemez. Bir yıldan beri devam eden inkarcı, baskıcı ve anti demokratik bir mutabakat, ittifaktır. Bu anti demokratik, baskıcı ittifak çok daha ağır, çok daha keskin bir baskı ortamına sürüklüyor bütün Türkiye toplumunu. Ama kimse sanmasın ki bu birlik görüntüsü HDP’nin, Kürtlerin, Alevilerin, işçilerin, emekçilerin dışlanması üzerinden kurulan bu mutabakat yeni bir güç maskesi oluşturabildi. Böyle bir durum da yoktur. Aslında tek tek gücünü kaybeden iktidar blokları güçlerini birleştirme yoluyla bu anti demokratik siyasi iktidar alanlarını korumaya, kurtarmaya çalışıyorlar.

* AKP, CHP ve MHP hangi temelde bir araya geldi?

15 Temmuz gecesi sonrası oluşan iktidar pastasını paylaşmaya dönük pazarlıklar ve al-ver hesapları yapılıyor. O nedenle kaotik ve kırılgan bir mutabakattır.

* Türkiye’de daha önceki iktidarlar tarafından denenmesine rağmen neden her kriz karşısında iktidarlar “milli cephe”ye ihtiyaç duyar? Bu ittifakın getiri-götürüsü ne olur?

Türkiye’de rejim çıkışsız kalmıştır. Milli cephe deneyimleri hiçbir zaman memlekete hayır getirmedi. 80 öncesinde darbeye giden yollar bu milli cephe iktidarları ve hükümetleri ile döşendi. 28 Şubat sonrasında oluşan koalisyonlar ve cepheler, inkarcı, milliyetçi cepheler bu döneme damgasını vurmuştur. Bu koalisyon ve cephelerin hem önünde hem de arkasında bir kriz vardır, bir devlet krizi vardır. İçerisine düştükleri çaresizlik üzerine bu ittifaka yönelmişlerdir. O nedenle bir çözüm üretmek, kendilerini de gerçek anlamda kurtarabileceklerine inanma duygusundan daha çok bir zorunluluk duygusunun ve realitesinin yönlendirdiğini düşünüyorum. Kendisini kadri mutlak gören tekçilik, tek adam, tek saray, tek hükümet konusunda dayatmacı olan başkanlık rejimi ile tek adam yoluyla ülkeyi yönetme saplantısına kapılmış bir iktidar, mevcut ittifakı, gücü paylaşma tutumunu tercih edebilir mi? Hayır. Yakın zamana kadar da bunu tercih etmemişti zaten. Ama artık bu AKP-Saray iktidarının bir tercihi olmaktan öte bir zorunluluğu haline geldi. Bu milli mutabakat adı altındaki milliyetçi, şoven saflaşmanın bir büyük felaketin, başka bir krizin kapısını açacağını net bir biçimde söyleyebilirim. Egemen iktidar blokları içinde tek yol gerçek bir demokratik uzlaşmaya yönelmektir.

* “Milli Cephe”nin ilk olarak yaptığı çalışma yeni bir Anayasa oluşturmak için bir koalisyon kurmak oldu. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Tartıştıkları şey bana göre bir Anayasa değildir. Kendileri için bu kaotik süreçte bir yol temizliği yapma amacını taşıyor. Özellikle devlet bürokrasisini kendi çıkar ve pazarlıklarına dayalı olarak yeniden düzenleme amacı taşıyor. Bu nedenle anayasa dayanağa kavuşturmak için bu paylaşımı ve bu güç pekiştirme, güç kazanma sürecini yasal dayanağa kavuşturmakla bağlantılandırdılar. O nedenle bir anayasa tartışması değildir. Tam bir sahtekarlıktır. Faşizan kesimlerin, anti demokratik kesimlerin tekçi, şoven kesimlerin devletin güç odaklarını paylaşmak için kurdukları bir pazarlık masasıdır.

* Bu cephenin oluşturacağı Anayasa halkın taleplerine yanıt verebilir mi?

Toplumun, halkın taleplerine karşılık verme olasılığı yüzde sıfırdır. Hiçbir talebe yanıt veremez. Bırakalım hafifletmeyi, krizi hafifletme özelliği bile yoktur. Tam tersine mevcut krizi daha da tırmandırır. Bugün Türkiye’de iki tür kriz vardır. Bir rejimin, rejimin sahiplerinin halk ile yaşadığı kriz, toplum ile rejim uyuşamıyor, toplumun taleplerine yanıt veremiyor. İki, rejim güçleri, yani rejimin sahipleri arasında kriz. Bu iki kriz öğesi ortadan kaldırılmadığı sürece bir anayasanın yapılması mümkün değildir. Bu bir kadük tartışmadır ve kadük bir anayasa değişimi sürecidir.

* HDP’nin bu koalisyonun dışında tutulmasını nasıl yorumluyorsunuz?

Rejim statükosu karşısında biricik demokratik muhalefet merkezi HDP’dir. Artık siyasette saflar önemli oranda netleşti. Ya tam demokratik bir tutum sergiliyor ya da Sarayın faşizan anlayışı etrafında tekleşiyor. Şu anda gelişen süreç de öyle olmuştur. CHP de şu anda önemli oranda o alana çekilmiş durumda. Onun için 3 partinin bir araya gelmesinden tek sonuç elde ediyoruz. Baskıcı, tekçi, otoriter cephe. 3 siyasi partinin saray etrafında buluşması ile tekçilik üretilmiş oldu. Bu üçlü yapının dayatmış olduğu tekçi yapının karşısında çoğulculuğun temsilcisi HDP kalmıştır. O açıdan HDP’yi bu koalisyonun içerisine dahil etmek mümkün değildir. HDP dahil olsa zaten o koalisyonun içeriği de değişmiş olur. HDP, tam ve tutarlı demokrasi programını savunduğu için dışlıyorlar ve bunun için yan yana gelemiyorlar. Bunun sağlanması zaten birçok şeyin ülkede değişmesi anlamına geliyor.

* Kılıçdaroğlu’nun HDP’ye yönelik çağrısı söz konusu. Bu çağrıyı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu çağrılar genellikle sonuç üretmeyen ve ortaya yapılan çağrılardır. Bu çağrıların gerçek zemine kavuşabilmesi için her şeyden önce HDP’yi de bu işin içine sokabilecek bazı demokratik söylemlerin ve adımların atılması gerekir. Biz elbette Kılıçdaroğlu tarafından yapılan bu çağrıları anlamlı görüyoruz, bir değer biçiyoruz. Ama bu çağrıları tek başına kamuoyuna yapmak yeterli değil. Yapılması gereken şey bu değil. HDP’nin yeni bir siyasi uzlaşma zemini içerisinde yer alabilmesi için yeni bir tartışmanın açılması gerekiyor. Yeni bir diyalogun başlaması gerekiyor. O da Türkiye’de demokratik çözüm sürecinin yeniden başlaması tartışması ve diyalogudur. Kılıçdaroğlu ve diğer siyasi parti liderlerinin öncelikli olarak bu kapıyı açması gerekiyor, ki HDP de bir siyasi uzlaşma ve tartışma içerisine olabilsin. O nedenle, ‘dostlar çağırırken görsünler’ şeklindeki çağrıları doğrusu çok işlevli görmüyorum. Gerçek samimi ve sonuç alıcı diyalog ile kapıları açmak lazım. Türkiye’nin ana muhalefet partisi ve lideri böyle bir kapı açmak için çok önemli bir rol oynayabilir.

* HDP bu koalisyonda neden yer almıyor?

Biz bu birleşim, kombinasyon içerisinde yer alacaksak şunları tartışmak için oluruz: Yeni ve demokratik bir anayasayı tartışmak için oluruz. Türkiye’de Kürt sorununda çözüm masasına tekrar dönülmesi tartışması yapmak için oluruz. OHAL yönetiminin ve uygulamasının kaldırılmasının tartışmalarını yapmak için oluruz. Türkiye’de özellikle çözüm sürecinin başlatılması, tecridin kaldırılması tartışmalarını yapmak için biz o fotoğrafta oluruz, o masada oluruz. Bu tartışmaları yapamayacaksak bizim böyle bir fotoğraf içerisinde olmamızın ya da AKP, CHP, MHP ile aynı masa etrafında olmamızın bir anlam ve gereği de yoktur. O nedenle sadece HDP’yi çağırmakla yetmez, aynı zamanda HDP’nin varlık amacı olan konu ve başlıklar etrafında yeni bir tartışmayı da açmayı başarmak gerekiyor ki bizim varlığımızın bir anlamı olsun.

* CHP-AKP-Saray-MHP yakınlaşmasının CHP tabanında bir rahatsızlık olduğu yönünde tartışmalar var. Nasıl değerlendiriyorsunuz?

Özellikle CHP tabanından çok ciddi bir rahatsızlık var. Milletvekilleri içerisinde de bu son süreç içerisine sinmeyen epeyce milletvekili var. Ama bunlar parti politikasını yönlendiren bir politikaya dönüşemiyor. Ben bunun için CHP içerisindeki demokrat, tutarlı kesimlerin kaybedecek vakitlerinin olmadığını düşünüyorum. Son dönemlerde CHP nerdeyse Saray ile eşitlenecek noktaya geldi. Bir sürü kritik sorunun doğmasında ve yaşanmasında bir engel oluşturabilecekken, bir çözüm iradesi oluşturabilecekken, sorunun kaynağına dönüştü.

* KCK’nin tarihi deklarasyonu ve AKP hükümetinin buna karşı geliştirdiği tutumu nasıl değerlendiriyorsunuz? Antep katliamının KCK’nin deklarasyonundan hemen sonra gerçekleşmesini nasıl okumak lazım?

KCK deklarasyonu gerçekten çok önemli bir fırsattı. Bir kapı açılabileceğini, bir umut olabileceğini bir fikir ortaya çıkardı. Ama ondan hemen bir gün sonra Antep’te halkımıza dönük katliamın gerçekleştirilmiş olması aslında çözüm için doğacak fırsatlara karşı hareket halinde olan bir darbe mekaniğinin devrede olduğunu bize yeniden gösterdi. 15 Temmuz darbe girişimi öncesinde de sonrasında da darbe mekaniğinin var olduğunu ve işlemeye devam ettiğini söyledik. Eğer AKP hükümeti demokratik çözüme yönelmezse bu darbe mekaniği yeniden kendini var edecek ve her şeyden önce darbeyi Kürt sorununda darbe olanaklarını berhava etmek üzere kullanacak. Deklarasyondan sonra da tahmin ettiğimiz durum gerçekleşti. Bu darbe mekaniğinin hala devrede olduğunu gösteriyor. Ama ne yazık ki AKP iktidarı bu süreçte de mevcut statükocu politika ve tutumunu değiştirmedi. Bir çözüm olasılığını realize etmekten ziyade saldırı, OHAL, şiddet politikalarını tırmandırma yolunu seçti.

* AKP-Saray iktidarının Kürtlere karşı başlatmış olduğu topyekun savaşta ısrar etmesi ne anlama geliyor?

Türkiye’deki siyasi iktidar aynı anda iki şeyi yapmaya çalışıyor. Bir Türkiye’deki Kürt siyasi iradesini tasfiye etmek, etkisizleştirmek ve eş zamanlı olarak Suriye’deki Kürt iradesini ve inisiyatifini tasfiye etmek. Bu çok kapsamlı ve çok ciddi bir savaş, çok ciddi bir harekat. Ama bu ciddi niyete, bu ciddi amaca uygun bir pozisyonu yok Türkiye’deki siyasi iktidarın. Ve Kürt halkının durumu da bu iddiayı güçlendirecek bir durum değildir. Örneğin Türkiye Kürdistan’ında Türkiye Kürtlerinin pozisyonu geride bıraktığımız bir yıllık süreç içerisinde tasfiye edilemeyen, yenilmeyen bir halk gerçekliğini açığa çıkardı. Kürt’ün düğününe kadar saldıracak kadar düşkünleşen, bu artık bir düşkünleşme noktasıdır, bir taraftan insanlık dışı bir noktadır ama Kürt düşmanlığı üzerinde kendini var eden siyaset o kadar düşkünleşmiş ki artık Kürdün düğününe saldıracak noktaya gelmiş. Bu aynı zamanda bir güçten düşme, bir acizlik ifadesidir. O seviyeye düşmüş olmasına rağmen Türkiye’de Kürt düşmanlığı başarıya ulaşamamıştır.

* AKP-Saray iktidarının PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecrit ile neyi hedefliyor? İçerde ve dışarıda her geçen gün başarısız politikalarla savaşa çekilen bir ortamda Öcalan nasıl bir rol oynar?

Bugün Sayın Öcalan ile bir temas olsa bugün yaşanan kaosu, krizi bertaraf etmek çok daha kolay olurdu. Kürt toplumunun Kürt Halk Lideri tarafından bu süreç içerisinde siyasi bir önderlikle yönlendirilebilmesi ve bütün demokratik kamuoyunun, bütün demokrasi güçlerinin gerçek bir siyasi önderlikle yönlendirilebilmesi çok daha mümkün olurdu. Bugünkü kaosun, krizin, savaşın, bölgesel savaşın, iç savaşın eşiğine gelen şiddet ve gerilim ortamının tek bir nedeni var. Gerçek bir siyasi liderliğin, gerçek bir siyasi önderliğin olmaması. Sayın Öcalan bütün Ortadoğu halkları açısında aslında halkların yaşamına, demokratik geleceğine hizmet edecek bir önderlik çapı, aklı ve iradesi taşıyor. İki yıllık çözüm sürecinde de bu aklı, liderliği konuşturduğu için böyle bir süreç yaşandı. Bugün böyle bir liderliğin olmaması yaşanan savaş ve kaosun da temel nedenidir. Savaş iktidarı böyle bir önderliği istemediği için bugün tecridi devam ettirtiyor. Barışçıl ve çözüm odaklı bir liderlik istemiyorlar. Çünkü barıştan konuşan bir liderlik olursa, savaş çıkaran odaklar geri çekilmek zorunda kalacak. Sayın Öcalan’a tecridin savaş demek olduğunu tekrar ediyorum.

* Savaş ortamında Demokrasi İçin Güç Birliği nasıl daha da güçlendirilebilinir?

Türkiye halkları açısından yeni bir şans. Bu şansı iyi değerlendirmek gerekiyor. Hepimizin ortak alanı olarak gelişmiştir Demokrasi İçin Güç Birliği. Bu karanlık karşısında, darbeci güç karşısında bunu güncel ve tarihi bir fırsata dönüştürebiliriz. Toplumda yaşam bulması, siyasal bir taban bulması, kavuşması için savaşa karşı barış odaklı bir siyaset yapması çok önemlidir. Bu ortak bir gündem olarak kavranmalı, bunun etrafında toplumsal ve büyük kitlelerin oluşacağı bir gücün ortaya çıkarılması gerekir. (Yasin KOBULAN / Necla DEMİR – DİHA)

Yarın: Yüksedağ, Türkiye’nin Cerablus işgalini değerlendirdi.

 




One thought on “Yüksekdağ: ‘Beştepe Mutabakatı’ kaotik ve kırılgandır

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir