Yüksekdağ: Minbic’e saldırı Türkiye’yi doğrudan etkiler

Türkiye’nin Cerablus işgalini değerlendiren HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksedağ, “Suriye’de Kürt halkına dönük, Kobanê ve Minbic’e dönük bir saldırı harekatının başlatılması ve sürdürülmesi Türkiye’yi doğrudan etkiler. Dün nasıl 6-8 Ekim sürecinde Kobanê’nin IŞİD tarafından işgal edilmesi Türkiye’deki Kürt halkını, bizleri, tüm demokrasi güçlerini harekete geçirdiyse, demokratik bir sahiplenmenin yükselmesine vesile olduysa bugün de Rojava’ya dönük saldırganlık muhakkak Türkiye ve Kürdistan cephesi tarafından güçlü bir sahiplenme ile yanıtlanacaktır ki öyle de olması gerekir” dedi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, Türkiye’nin 5 yıl aradan sonra Suriye’de neden politika değişikliğine gittiğini, Türkiye’nin DAİŞ’i bahane ederek Cerablus ve diğer Rojava kentlerine yönelik işgallerine dair DİHA’nın sorularını yanıtladı. Söyleşinin ikinci bölümünü yayınlıyoruz.

Birinci bölümü: Yüksekdağ: ‘Beştepe Mutabakatı’ kaotik ve kırılgandır

* Türkiye Suriye’de neden politik değişimine gitti? Türkiye’nin Suriye’ye girişi nasıl tanımlanır?

Türkiye’nin Suriye politikasındaki son dönem değişikliği çok hayra alamet bir değişiklik değil. Zaten hayra alamet olmadığı da kısa bire süre sonra Cerablus işgalinin geliştirilmesi ile anlaşıldı. Düne kadar 500 bin insanın katili ilan ettikleri, “Ya o gidecek ya biz gideceğiz” noktasına kadar getirdikleri Esad ile işbirliği, pazarlığa yönelmiş olmaları oldukça radikal bir değişiklik. Girdikleri bu değişim süreci Suriye’de savaşın dindirilmesi, çatışmaların durdurulmasını değil tam aksine daha da tırmandırılmasına hizmet ediyor. Evet, Esad hükümeti ile Kürtlere karşı bir ittifak kurmak için çaba sarf ediyorlar. Onlar şöyle tarif ediyor bunu: IŞİD’e ve Kürtlere karşı birlikte mücadele yürütelim diye tarif ediyor. Geçmiş süreçte de bugün geliştirdikleri operasyon ve saldırılarda da çok net görüyoruz ki IŞİD’e karşı mücadele yürüten bir Türkiye devleti yok. Tam tersiyle bütünüyle Kürtlere karşı Kürtlerin elde ettiği mevzilere, Demokratik Suriye Güçleri’nin elde ettiği mevzilere karşı işgal harekatına girişen, saldırı geliştiren bir Türkiye devleti var. O nedenle Esad, İran, Rusya ve koalisyon güçleri ile son dönemde geliştirdikleri ittifakın, ittifak da demek çok zor aslında, kendisini sürdürecek bir işbirliği olduğuna kesinlikle inanmıyorum. Aksine Kürtlerin ezilmesi amacına dayanan böyle bir işbirliği daha ağır sonuçlar ortaya çıkaracak ve bölgedeki savaşı derinleştirecektir.

* Türkiye’nin Suriye’nin sınırlarını ihlal ederek, DAİŞ ile savaştığı iddiası gerçeği yansıtıyor mu?

Cerablus işgali ile birlikte IŞİD’den adeta anahtar teslimi kent aldılar. IŞİD ile herhangi bir çatışma yaşanmadı, mevzileri vurulmadı ama YPG mevzilerini vurdular ve vurmaya devam ediyorlar. Minbic köylerinde sivil halkın hedeflendiği, kimyasal silahların kullanıldığı saldırılar gerçekleştirildi. Bunlar iki günün özetidir sadece ve bu süre içerisinde Kürtler vuruldu. IŞİD yerine bin beş yüz kişilik El Nusra, Çeçen cihatçılar ve IŞİD artıklarından oluşan başka bir terör yapılanması, Selefi yapılanmayı Cerablus’a götürüp yerleştirmeyi hedefliyorlar ve Türk ordu güçleri ile birlikte bu işgali süreklileştirmeye ve kalıcılaştırmaya çalışıyorlar. Orada kendilerince kurulmasını dayattıkları o tampon bölgeyi kurma çabası ve arayışı içerisindeler ve eşzamanlı olarak Türkiye sınırından kuşatıldı. Tanklar obüsler Kobanê’ye doğrultuldu. Sınırlar içerisinde hendek kazma, saldırma harekatı gerçekleştirildi ve sivil halk ile şu an TSK’nin askeri güçleri karşı karşıya gelmiş ve bu namlular sivil halka doğrultulmuş durumda. Bundan büyük bir saldırganlık, istikrarsızlık ve kaos alameti olamaz. Demokratik Suriye Güçleri, IŞİD’e karşı ve bölgedeki gerici cihatçı saldırgan odaklara karşı tek gerçek ve güçlü mücadeleyi yürütecek yapılanmaydı. Şimdi Türkiye devleti bu yapılanmayı ortadan kaldırmaya çalışıyor.

* Suriye’de Kürtlerin olmadığı bir çözüm veya Kürtlerle savaş yeni sorunlara yol açar mı?

Eğer Kürt direniş ve savunma gücü Suriye’den çekilirse kaos ve savaş otomatik olarak Türkiye’dedir. Bunu koalisyon ve uluslar arası güçlerin de bilmemesi gibi bir seçenek de bence mantıklı bir seçenek değil. Bunu bilmemeleri mümkün değil. Eğer Kürt güçlerine karşı yıkıcı, tasfiye edici, Kürt mevzilerini düşürmeye dönük bir saldırı geliştirilirse Kürt güçleri bunların karşısında çok güçlü bir şekilde direnecektir. Eğer Kürt güçlerine dönük bu tasfiye hareketi devam ederse Suriye’de savaş sorunu çözülmez. Tam tersine Suriye ve Türkiye’de savaş diye başka bir kavram, sorun açığa çıkar. O nedenle çok tehlikeli bir saldırganlık ve süreç olarak görüyorum. Ve bütün demokratik güçlerin de muhakkak bu saldırganlığa karşı tutum alması gerekir. Cerablus’un işgali, Kürt halkının topraklarının çete grupları ve Türk ordu güçleri tarafından işgal edilmesi, saldırıların bugün orada sürdürülmesi ve o işgalin kalıcılaştırılması demek bundan sonraki süreç Suriye’deki iç savaşın bir Türkiye iç savaşına dönüşmesi, giderek Avrupa ve dünyaya Kafkasya’ya kadar yayılması demektir. Böyle büyük bir tehlikenin Türkiye iktidarının şoven hırslarıyla açıklanması kesinlikle çok ölümcül bir hatadır. Türkiye iktidarının şoven hırsları var. Kürt düşmanı bir saplantısı var ve bu nedenle bugün Suriye’ye dönük, Kürt halkına dönük bu harekat ve saldırganlık geliştiriliyor. Ama Türkiye devletinin bu şoven saplantısı ve hırsı nedeniyle bütün bir bölgenin büyük bir bölgesel, bir savaş yangınının fitilinin ateşlenmesi ölümcül bir hatadır. Bütün demokrasi güçlerinin bu çılgınlığa, bu gözü kararmış harekata dur demesi gerekir.

* Türkiye, Cerablus işgali ile Suriye başta olmak üzere Ortadoğu’da rol mü almaya çalışıyor? Rol alma politikası uluslararası güçlerce ne kadar geçerli olur Türkiye açısından?

Türkiye hükümeti Suriye’nin yeniden düzenlemesi ve dizayn edilmesi konusunda uzun bir dönemden beri rol almaya çalışıyor. Türkiye’nin rol almak için en önemli şartı, orada herhangi bir Kürt iradesi ve oluşumuna, demokratik bir oluşuma izin vermemek. Koalisyon güçleri Türkiye’nin bu dayatmasını kabul ederek, Türkiye’nin Suriye’ye operasyonunda rol almasına izin verdiyse, buna göz yumduysa eğer bu çok korkunç bir anlaşma demektir ve asla kendisini sürdüremez. Türkiye hükümeti işgalci ve Suriye’yi ele geçirme emellerini bundan 5 yıl önce çok net bir biçimde ilan etti. Bundan 6 ay öncesine kadar da aynı politika ile hareket ediyorlardı. Bu teori ve strateji ile hareket ettiler. Şimdi uluslararası güçler bu fikre saplanmış bir Türkiye devletine güveniyorlarsa bu onların sorunudur. Ama Saray iktidarının Suriye politikasının temelinde bu var. Eski Osmanlı rüya ve hedefleri var. Bundan hiçbir zaman vazgeçmedi ve vazgeçmez de. Bugün de Suriye’nin geleceğinde rol almak istemeleri bütün Suriye halkı için büyük bir tehlike demektir. İkinci amacı da Suriye’de Kürt halkının iradesine, varlığına hiçbir şekilde izin vermemek. Eğer buna da uluslararası güçler onay veriyorsa bu çok daha büyük bir kaosun kapısını açıyor demektir. Şuan koalisyon ile ortak operasyon yapıyor Türkiye devleti ama vurduğu hedefler içerisinde PYD hedefleri IŞİD hedeflerinden çok daha fazla. Bu çok açık bir sorundur. Kürtlere dönük bu saldırı devam ettiği müddetçe Kürtlerin kendilerini savunma hakkı devreye girecek. Bu aynı zamanda Türkiye ordusunun Suriye’de aktif bir savaşa girme anlamına gelecek. Koalisyon güçleri bu zamana kadar Türkiye güçlerinin yürüttüğü bu operasyonu destekledi, ortak bir operasyon olduğunu ilan etti. Bu ilan Türkiye’deki Suriye güçlerinin çatışmalı varlığının savunulması artık uluslar arası güçlerin ve başta da koalisyon güçlerinin sorumluluğundadır. Bunun unutulmaması gerekiyor. Bundan sonraki süreçte yaşanabilecek şeylerin sorumlusu sadece Türkiye devleti değildir, aynı zamanda Türkiye ordusunun çete güçleri ile beraber Suriye’de savaşa girmesine onay veren koalisyon güçleridir. Dökülecek her Kürt kanında, orada katledilecek her bir insandan, işgal edilen ele geçirilen her topraktan, vurulan sivil yerleşim yerlerinden artık Türkiye devleti ve koalisyon güçleri doğrudan sorumludur ve kimsenin bunu unutmaması gerekir. Bu çok ağır bir sorumluluktur. Bu çok tehlikeli bir eşiktir. Bu tehlikeli eşiğin geçilmesine karşı daha kararlı bir karşı tutum alınması gerektiğine inanıyorum.

* Türkiye’nin Suriye’nin Kuzeyi’nde Kürtlerle savaşa girmesi başta Kuzey Kürdistan olmak üzere Türkiye’ye yansıması nasıl olacak?

Suriye’de Kürt halkına dönük Kobanê ve Minbic’e dönük bir saldırı harekatının başlatılması ve sürdürülmesi Türkiye’yi doğrudan etkiler. Kobanê sınırına yığılan tanklar Suruç’tan Urfa’dan geçerek gidiyor buraya. Kobanê ve Suruç arasında gerçek bir sınır yoktur aslında. O nedenle doğrudan Türkiye’deki Kürt halkına karşı geliştirilmiş bir saldırıdır. O nedenle Türkiye’deki demokrasi güçlerinin işgal ve saldırı harekatı ile ilgili sessiz kalmayacağını belirteyim. Dün nasıl 6-8 Ekim sürecinde Kobane’nin IŞİD tarafından işgal edilmesi Türkiye’deki Kürt halkını, bizleri, tüm demokrasi güçlerini harekete geçirdiyse, demokratik bir sahiplenmenin yükselmesine vesile olduysa bugün de Rojava’ya dönük saldırganlık muhakkak Türkiye ve Kürdistan cephesi tarafından güçlü bir sahiplenme ile yanıtlanacaktır ki öyle de olması gerekir.

* Bu işgal hareketi karşısında Türkiye halkları ne yapmalı?

Biz bu tehlikeli gidişattan yol yakınken dönülmesini istiyoruz. Artık bu büyük risk eşiği aşılmadan bu gidişattan dönülmelidir. Çok daha kapsamlı sorunların kapısı açılmamalıdır. Suriye’deki Kürt halkı Rojava’daki halkların mücadelesi 5 yıl boyunca dişe diş verilmiş bir mücadele. Çok ağır bedeller ödenerek verilmiş bir mücadeledir. Bu artık bir düzeydir ve kimse bu düzeyden düşüleceğini düşünmemelidir. Egemen güçler açısından söylüyorum. Ödenen bedellere ve verilen mücadeleye uygun bir sahiplenme ve direniş muhakkak gelişecektir bu süre içerisinde. Gelişmek zorundadır. Kürt iradesi bölgeden öyle kolayca onların deyimiyle “temizlenebilecek, bertaraf edilebilecek” bir irade değildir. Artık bölgesel bir direniş alanı oluşmuştur. O nedenle bu süre içerisinde bu tip kirli savaş oyunları ile Kürt halk iradesini ve demokratik halklar iradesinin teslim alınamayacağına yürekten inanıyoruz. Kirli ve kanlı savaş oyunlarına kazanımlarımızı ve mevzilerimizi asla kurban etmeyeceğiz ve etmemeliyiz.

* Uluslararası güçlerin Türkiye’nin Cerablus işgali karşısındaki tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Belli bir dönemden beri bir geçiş süreci oluşturulmaya çalışılıyor. Cenevre buluşmalarından çıkan sonuçlar bu zamana kadar hep kadük oldu. Çok fazla yaşamda karşılık bulamadı. Bunun en temel nedeni de geçiş sürecinde masada Kürtlerin olmamasıydı. Daha önce Suriye muhalefeti adı altında bir araya getirecek muhalefet gücü temsilcisi bile bulamadılar. Örneğin şu an ÖSO diye Cerablus’a sokulan düpedüz çetedir, bir toplumsal karşılığı yoktur Suriye’de. Şimdi bunlar mı olacak masada? Uluslararası koalisyon güçlerinin buna yanıt vermesi gerekiyor. Bizim cevabımız çok net. Böyle sahte ve kırma çete yapılanmaları ile gerçek Suriye güçlerinin temsiliyeti sağlanamaz. Gerçek Suriye Güçlerinin yerel güçleri çok nettir.

* Kuzey Suriye’de ÖSO gerçek bir muhatap mı?

Kuzey Suriye hattında Kürtlerden, Araplardan, Asuri, Keldani birliklerden oluşan birleşik halk güçleri var. Suriye ulusu diye tarif edebileceğimiz muhataplar bunlardır. Muhataplar içerisinde toplumsal tabanı en güçlü olan rejimlere karşı güçler noktasında en örgütlü ve sonuç alıcı olan siyasal kesim Kürtlerdir. O nedenle koalisyon güçlerinin Amerika ve onların oluşturduğu koalisyon güçlerinin muhakkak Kürt muhataplığı ve temsiliyetini sağlaması gerekir. Kürt muhataplığı temsiliyeti de basit ve ucuz yaklaşımlarla izah edilip oluşturulamaz. Yani sahte bir Kürt temsiliyeti oluşturmak mümkün değildir.

* Kürtlerin olduğu bir Cenevre’de ne değişir daha önceki Cenevre görüşmelerini göz önüne alırsak?

PYD’nin, Demokratik Suriye Güçleri’nin özellikle de geçiş sürecinde, Demokratik Suriye Güçleri’nin muhatap olarak görülmesi resmi bir muhatap olarak tanımlaması ve masada muhakkak yer alması gerekir. Eğer Demokratik Suriye Güçleri masada yer almazsa gerçek anlamda bir demokratik geçiş süreci sağlanamaz. Gerçek anlamda Suriye’de bir siyasal çözüm, kalıcı ateşkese bir kapı aralayacak bir siyasal çözüm sağlanamaz. Bütün koalisyon güçlerinin özellikle Kürt varlığını Suriye’deki Kürt varlığını ezmeye, tasfiye etmeye çalışan ve kabul etmeyen Türk siyasi statükosu ile arasına mesafe koyması gerekir. Bu çok net ihtiyaç ve gereklerden birisidir.

*Suriye’de Kürt varlığını kabul etmeyen bir siyasi çözüm, çözüm olur mu?

Düne kadar IŞİD’e tek taş atmamış Türkiye iktidarı ile bugün koalisyon güçleri beraber hareket ettiklerini iddia ediyorlarsa bu sadece bir iddiadır ve bizim bu iddia karşısında ikna olmak ve bu iddiaya inanmak gibi bir zorunluluğumuz da yoktur. Doğrusu da çok inandırıcı gelmiyor bu iddia. Bu zamana kadar IŞİD’e karşı tek bir taş atmamış üstelik dünyanın gözü önünde IŞİD ile işbirliği yapmış bir siyasi iktidarla koalisyon güçleri bir işbirliği geliştiriyor ve bu işbirliğinin karşısında geçiş sürecinde eğer Kürtleri dışta tutan bir yola yöneliyorsa bu yolda yürümeleri imkansızdır. Ve asla meşru değildir. Ben o nedenle tüm koalisyon güçlerinin tüm yapılanmasını bu konuda yani Suriye’de yeni bir çözümün kapısının açılması konusunda muhakkak realitesine sadık kalmasının zorunluluk olduğunu düşünüyorum. Bu zorunluluğu yerine getirmek zorundadır. Suriye realitesi aynı zamanda Kürtler demektir. Suriye realitesi Kürt varlığı demektir. Kürt varlığını kabul etmeyen Suriye realitesini de kabul etmiyor demektir. Kürt varlığını kabul etmeyen hiçbir siyasi çözüm de çözüm anlamına gelmez. (Yasin KOBULAN / Necla DEMİR – DİHA)

Söyleşinin birinci bölümü: Yüksekdağ: ‘Beştepe Mutabakatı’ kaotik ve kırılgandır




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir