DİSK Başkanı Kani Beko: Faşizmin panzehiri Güç Birliği

Türkiye’nin OHAL ile yönetilemeyeceğini, KHK’lerle faşizmin sorunları daha çok derinleştirdiğini belirten Emek ve Demokrasi İçin Güç Birliği bileşenlerinden DİSK Başkanı Kani Beko, Türkiye’de yaşanan sorunların tümünün ortak mücadele hattı ile çözüleceğini söyledi

Türkiye’nin demokratik geleceğine sahip çıkmak için barış ve demokrasi mücadelesi veren 21 kurum Emek ve Demokrasi İçin Güç Birliği’ni kurarak yeni bir mücadele alanı oluşturdu. Savaşın, sömürünün ve hak gaspının en çok dibe vurduğu böylesi bir süreçte Güç Birliği’nin kurulması tüm demokratik kesimlere de umut oldu. Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Başkanı Kani Beko, geçtiğimiz günlerde Ankara’da dokuz madde ile açıklanan deklarasyonun ardından ilan edilen Emek ve Demokrasi İçin Güç Birliği’ni konuştuk.

* Emek ve Demokrasi İçin Güç Birliği nasıl kuruldu?

Ülkede yaşanan bu süreç içerisinde ülkenin diktatörlüğe doğru gidiş süreci içerisinde biz birlikte olmak için bir araya geldik. Günümüze baktığımızda ne kadar haklı olduğumuz, Emek ve Demokrasi İçin Güç Birliği’ne her zamankinden daha fazla ihtiyaç olduğunu bir kez daha anlamış olduk. Biz 4 ay önce AKP’nin ve dolayısıyla Saray’ın Türkiye’deki TBMM içerisinde çıkarmış oldukları anti demokrasi yasalarla beraber başta Türkiye işçi sınıfına Türkiye halklarına emeklilere, köylülere işsizlere, gençlere ve dolayısıyla ülkemizdeki yaşayanlara karşı nasıl baskı içinde olduğunu tespit ettik. Başta da bunu söyledik mevcut siyasal iktidara karşı toplumsal muhalefetin içerisinde demokrasi gücü olduğunu iddia eden kurum kuruluşlarla birlikte yan yana omuz omuza olma düşüncesi ortaya çıktı. Dolayısıyla bu kurum ve kuruluşlarla bir araya geldiğimizde öncelikle bu ülkede özgürlük, eşitlik, demokrasi, barış, kardeşlik, sendika, hak ve özgürlükler mücadelesi veren DİSK, KESK, TMMOB, TTP olarak bir araya geldik. Daha sonra da ülkemizde demokratik örgütlülükleri ve emekten demokrasiden yana adaletten yana olan parti temsilcileriyle otuza yakın arkadaşımızla, yol arkadaşımızla bir araya geldik. Emek ve Demokrasi İçin Güç Birliği adı altında böyle bir birlik oluşturduk. Yeniden katılımlar olduğu için de net olarak, şu kadar kurum ve kuruluş var diyemiyorum. Ama ülkemizde 30’a yakın özgürlük, eşitlik, demokrasi, barış ve kardeşlik mücadelesini veren demokratik örgüt, meslek odaları, sendikalar ve siyasi partiler bu kuruluşun içerisinde var.

* Demokratik cepheye ihtiyaç olduğu uzun zamandır tartışılan bir gündem. Güç Birliği’nin diğer oluşumlardan nasıl bir farkı var ve rolü nedir?

Bundan önce Barış Bloku’nun içinde de vardık. Zaman zaman bu Barış Bloku’nun içerisinde yapılan eksiklikleri ve hataları kendi aramızda tartıştık değerlendirdik. Yetersizliklerimizi tartıştıktan sonra Emek ve Demokrasi İçin Güç Birliği içerisinde daha önce yapılan yanlışları yapmamak üzere tüm yapılarımızla genişçe görüş alışverişinde bulunduk. Türkiye’de beklenmedik bir şey oldu. Bir darbe girişimi oldu. Tabi ki biz bu Emek ve Demokrasi İçin Güç Birliği içerisindeki tüm kurum ve kuruluşlar darbe girişimine karşı çıktılar. Kesinlikle böyle bir darbe girişiminin olmasını istemediler. Üzerlerine düşen görevleri yaptılar. Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki 4 büyük parti de darbeye karşı çıktı. Fakat daha sonra Saray’ın HDP dışındaki partileri Saray’a çağırması bize göre bir eşitlik ortaya çıkardı. Yani biz, darbe girişiminden sonra birliği beraberliği savunan bir konfederasyon olarak, Meclis’teki 4 partinin de davet edilmesinden yanaydık. Yani birlik beraberlik, birlikte yaşamak böyle olur diye düşünmüştük. Ama bu olmadı, daha sonra da bakanlar kurulu Kanun Hükmünde Kararnamelerle (KHK) bu ülkenin yönetilmesi konusunda bir karar aldı. OHAL’le başlayan ve KHK ile yönetilmeye çalışılan ülkemizde ne kadar anti demokratik yasalar varsa o yasaları TBMM’den kaçırarak, KHK ile geçirmeye çalışıyorlar.

kani-beko-2

* Türkiye’nin her gün giderek kaosa sürüklendiği bir süreçte ortak bir mücadele hattı nasıl oluşturulacak?

Daha önce gündemde Kiralık İşçi Yasası vardı. Bu Kiralık İşçi Yasası, TBMM’den geçirilirken biz önümüzdeki dönemde orta çağda köle satar gibi işçi arkadaşımızı özel istihdam bürolarında satacaklarını söylemiştik. Ama maalesef biz bunları AKP’ye ve hükümete derdimizi anlatamadık. Sonuçta Kiralık İşçi Yasası, TBMM’den çok basit bir şekilde geçti. Biz de bununla ilgili anayasa mahkemesine iptal için bir hazırlık yaptık. Yani ne işsizlerin ne işçilerin ne kamu çalışanlarının demokratikleşme meselesini bana göre çözmeyecektir.

Mesela 30’a yakın akademisyen arkadaşımız, Kürt sorunuyla ilgili barışçıl bir metne imza attıklarından dolayı iş akitleri feshedilmiş. 3-5 kişi bir araya gelerek insanların geleceğini karartabilecek bazı kararları rahat bir şekilde imzalayabilirler. En son bilgiye göre yüz bine yakın kamu çalışanı açığa alınmış ve çoğunun diplomaları iptal edilmiş. Bağımsız ve adil bir yargıda bunların kararı verilmesi gerekirken KHK ile yüz bine yakın kamu çalışanını önce açığa alıyorsunuz, elindeki diplomalarını iptal ediyorsunuz ve geriye dönüş yollarını da kapatıyorsunuz. Bu ancak diktatörlükle yönetilen ülkelerde olur. KHK’lerin önümüzdeki süreçlerde ülkemizi daha karışık ve daha büyük kaoslara sürükleyeceği endişesindeyiz. Ondan dolayı başında da söyledim; bizi geçmişte demokrasi mücadelesi veren kurum ve kuruluşlarla yan yana, omuz omuza, birlikte, eşitlik, özgürlük, demokrasi, kardeşlik sendika ve özgürlük mücadelesini vermek için bir araya geldik. Ama şimdi baktığımızda ihtiyaçlar daha da fazlalaştı. Birlik açısından söylüyorum; her zamankinden daha fazla birliğe, beraberliğe, yol arkadaşlığına ihtiyacımız var.

* Darbe girişiminin ardından Yenikapı mitingi ile 7 Ağustos’ta Türkiye’de yeni bir sayfa açıldı. AKP, CHP, MHP ve Saray, bir blok oluşturdu. Bu blok Türkiye’de nasıl bir ortam yaratacak?

KHK ile bu ülke yönetilemez. Dolayısıyla işçilerin, ekonomik demokratik siyasi ve sosyal hakları KHK ile kesinlikle verilemez. İşçiler ekonomik, demokratik siyasi ve sosyal haklarından biz örgütlü bir güç olarak eğer alanlara çıkabilirsek yürüyüşlerde, mitinglerde grev çadırlarında bir dayanışma içerisinde sesimizi yüksek bir sesle duyurabilirsek, duymayan kulaklara, görmeyen gözlere bunları hissettirebilirsek, hükümetin de bu konuyla ilgili çaresiz kalacağını sanıyorum. Bundan dolayı güç birliğine ihtiyacımız var. Sloganımız var, “Gücümüz birliğimizden gelir” diye… Biz bu sloganla yola çıkarak tabi ben önce kendi sorunlarımı kendi sıkıntılarımı işçi sorunlarını anlatırken; bunun yanında kamu çalışanları da var sağlıkçılar, eğitimciler var, yani mimarlar var, mühendisler var, işsizler var, köylüler var, öğrenciler var, gençler var… Bu sorunların ortak çözümü birlikte mücadele etmekten geçer. Ondan dolayı bizim böyle bir Güç Birliği’ne ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum.

15 Temmuz darbe girişiminden sonra Türkiye gerçekten çok gerildi. Dolayısıyla halk sokağa çıkamaz konuma geldiğinde Taksim’e emek ve demokrasi mücadelesi verenlerin çağrılması önemliydi. Biz Taksim’e gittiğimizde tabi ki taleplerimizle gittik. Orada Güç Birliği’nden bir arkadaşımız taleplerimizi de dile getirdi. Kılıçdaroğlu’nun konuşmasından önce aynı miting İzmir’de de yapıldı. İzmir’de Emek ve Demokrasi Güç Birliği adına DİSK bölge temsilcisi konuşmasını yaptı. Konuşmasının içeriğinde dolayısıyla Emek ve Güç Birliği’nin taleplerini orda haykırdılar. Bu birlik aslında bana göre olması gerekendi. Ama bu birlik, daha sonra Ankara’da, Diyarbakır’da veya Mersin’de, yani ülkenin birçok bölgesinde devam etmeliydi. Fakat daha sonra Yenikapı mitingi ortaya çıkınca, Yenikapı mitinginde birlik beraberlik arayışı içerisine girilmedi. Evet, şimdi Taksim’de İzmir’de demokratikleşme vurguları yapıldı. Ama aynı şeyleri biz Yenikapı’da göremedik. Yenikapı’da zaten böyle bir şey beklemiyorduk.

baris

* Toplumda ırkçılığın körüklendiği bir dönemde 3’üncü köprünün yapımında çalışan Kürt işçinin vahşice yakılarak katledilmesi sizce neyin işaretidir?

Türkiye’nin bu yanlış politikaları yüzünden maalesef batıda hala Kürtler, potansiyel suçlu olarak görülüyor. Ondan dolayı Türkiye’de dili, dini, ırkı ne olursa olsun eğer siz ülkenin yöneticileri olarak ayrımsız olarak, Türkiye’de yaşayan insanların birlik beraberlik içerisinde yaşamaları konusunda bir çaba harcarsanız, bize göre bu iyi şartlarda bu sorunlar yaşanmaz. Yani orada mutlaka bir işyerinde iş kazası olur. Kürt olur, Türk olur, Laz da olur Çerkez de olur, Arnavut da olur… Bizim için fark etmez, o bir işçidir. Böyle bir olayın yaşanmasını kesinlikle istemeyiz. Bu bir katliamdır. Bunu yapan bir insan bana göre canidir. İnsanlıktan nasibini almamış bir katildir. DİSK olarak kurulduğumuz tarihten bu yana Kürt sorununun demokratik yolla çözüleceğini söyledik. Bu topraklarda yaşayan Kürtlerin demokratik talepleri elbette var. DİSK her zaman Kürtlerin demokratik taleplerinin Meclis’te çözüleceğini dile getirdi. İktidarın bunları ciddiye alması gerekir. Kırk yıldan bu yana elli bine yakın insanımızı kaybettik. Bir elli bin insanı daha kaybetmeye tahammülümüz yok. Bundan dolayı istenildiğinde Meclis’teki 4 siyasi parti bir araya gelerek bu sorunu çözebilir.

Göz renkleri farklı olabilir ama gözyaşları aynıdır

* KCK, çözüm odaklı deklarasyonu gündemine almıyor?

Barışa bir fırsat vermek lazım. Barış kimle olacak? Barış bu ülkenin önderleri arasında olacak. CHP’yi ve MHP’yi Saray’a çağırıyorsunuz ama milyonlarca oy almış HDP’nin eşbaşkanlarını davet etmiyorsunuz. Bu bir ayrımcılıktır. Yani ayrımcılığı sen başlatıyorsun. Az önce de söylemeye çalıştım, bu çağrılar bizim için kıymetli çağrılar. Bu çağrıları duymayan kulakların, görmeyen gözlerin artık görmesi gerekiyor. Kalıcı barış için biz DİSK olarak, gücümüz ne kadar yetiyorsa, bu taşın altına elimizi koyarız. Yeter ki bu topraklarda kardeş kanı akmasın, analar ağlamasın. İşçi sınıfı olarak özlemimiz dili, dini, kültürü, mezhebi, görüşü ne olursa olsun üzerinde eşit haklara sahip yurttaşlar olarak barış içinde yaşayacağımız demokratik bir Türkiye özlemidir. Çünkü bizler bilmekteyiz ki; işçilerin göz renkleri ne olursa olsun göz yaşları aynıdır. Barış emekle gelecek diyoruz, barış işçilerin birliğiyle gelecek diyoruz.

Emek ve Demokrasi İçin Güç Birliği bileşenleri

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Türk Mimar ve Mühendis Odaları Birliği (TMMOB), Türk Tabibleri Birliği (TTB), Demokratik Bölgeler Partisi (DBP), Devrimci Parti (DP), Emek Partisi (EMEP), Emekçi Hareket Partisi (EHP), Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP), Halkların Demokratik Partisi (HDP), Sosyalist Emekçiler Partisi (SEP), Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP), Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (YSGP), Halkların Demokratik Kongresi (HDK), Haziran Hareketi, Halkevleri, İnsan Hakları Derneği (İHD), Hacı Bektaş-ı Veli Vakfı, Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri (PSAKD), Alevi Bektaşi Federasyonu, Demokratik Alevi Dernekleri (DAD). (Günay AKSOY – Özgürlükçü Demokrasi)

 




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir