Milletin iradesi ve sübliminal olamayan mesajlar – Mehveş EVİN

derleme-baslık-MEHVEŞ EVİN-a copy

 

 

 

 

Yer, gök ‘Hakimiyet Milletin’, ‘Biz milletiz, Türkiye’yi darbeye teröre yedirmeyiz’ sloganlarından geçilmiyor. İyi, hoş…

Peki onbinlerce memuru darbe girişimi bahanesiyle işinden etmek, hapse atmak; gazetecileri tamamen keyfi nedenlerle tutuklamak, halkın iradesini hiçe sayıp belediyelere kayyum atamak bu sloganların neresine düşüyor?

1- Memurları şuna imza attı, buna destek çıktı, sendikasını beğenmedim, kredi kartı X bankasından diye işinden atamazsınız. Atarsanız, devlet olarak kanunları çiğ çiğ çiğnemiş olursunuz. Eğer sözkonusu memurların darbe girişimiyle herhangi bir ilgileri varsa, bunu somut delillerle ortaya koyar, yargıya taşırsınız. Ancak suçu kanıtlandıktan sonra işinden atmak, gözaltına almak gibi eylemlerin bir açıklaması olur. Aksi takdirde yaptığınız insan haklarını, hukuk ilkelerini yok saymaktır. Darbecilik suçtur, Anayasa’yı çiğnemek suçtur, ifade özgürlüğünü savunmak değildir.

Liyakata değil, keyfiyete göre koca ülkeyi tasfiye etmenin sonuçlarını, 15 Temmuz’da göremediysek şimdi bundan ders almanın tam sırası değil mi?

Meğer darbenin sübliminal mesajı da varmış!

2- Gazetecilere yönelik ağır baskılar sürüyor. Kimin, neye göre gözaltına alındığını, tutuklandığını anlayan beri gelsin. Cemaat medyasında çalışmış olmak, hiçbir yerde suç olarak tanımlamadığı halde kafadan darbe girişimiyle bağlantılandırılıyor. Hani darbe girişimiyle somut bağlantısı, delili? Yok. Ama olsun! Askeri darbelere karşı duruşlarıyla tanınan Lale Kemal’inden Nazlı Ilıcak’a, hapisteler.

Alternatif ve Kürt medyaya destek verdiği, dayanıştığı için ‘teröre yardım’ gibi akıl kaçırttırıcı gerekçelerle tutuklananlara şimdi bir de ‘sübliminal’ mesaj verdikleri gerekçesiyle alınan Altan kardeşler eklendi.

Bilinçaltı sinyali yargı makamı suç olarak tespit edebiliyorsa bir sonraki safha ‘cinlerden gelen sinyallerle darbe teşebbüsü’yapmak olabilir! Malum, Gülen’in ‘bilinçaltı mesajları’yla veya cinlerle kandırıldığını dile getiren AKP yöneticileri de var. Anlaşılan bu arkadaşlar herkesi kendileri gibi sanıyorlar.

Kaldı ki, darbe ihtimalini gazeteciler dile getirdiyse devleti uyarmış demektir. Gözünüzü seveyim: Hangi darbe planlayıcısı, ‘darbe olabilir’ diye ortaya çıkar ki?

Gazeteciden nefret etmek, tutuklanmalarını haklı çıkarmaz

Tekrar tekrar hatırlatmak zorunda kalmaktan esef duysam da mecburi bir not düşeyim: Taraf ve cemaat medyasının başına gelenleri ellerini ovuşturarak izleyen; tutuklama ve tasfiye dalgasını sırf sevmedikleri, ülkeye zarar verdiklerini düşündükleri için haklı bulanların aklından çıkarmaması gereken şey, bu insanların bu gibi kişisel yargılarla hapse atılamayacağı ve aynı keyfi yöntemin bir gün başkaları için de uygulanabileceği.

Hukukta esas alınan ilkelerdir, kanunlardır… Bir gazeteciden sırf nefret ettiğiniz, kötücüllüğünden emin olduğunuz için onu darbecilik veya terör örgütü üyeliği gibi ağır suçlarla karalayamaz, hayatını karartmazsınız.

Darbecilik suçtur. Darbe girişimiyle, şiddet içeren faaliyetlerle doğrudan bağlantısı belgelenmeyen kişi suçsuzdur.

Kayyumlu belediye: Hani milletin iradesi?

3- Belediyelere kayyum atama meselesi: HDP’li vekiller, zaten darbe girişimi öncesi başlatılan dokunulmazlıkların kaldırılması, ofislerinin, evlerinin basılması ve medyada yalan yanlış haberlerle hedef haline getirildi. Beğenin beğenmeyin, onlar seçilmiştir. Demokrasi bu demektir. İster 6 bin, ister 6 milyon almış olsunlar, halkın iradesini gasp edemezsiniz.

Kayyum atanan 28 belediyeden 24’ü DBP’li. ‘PKK, KCK ve FETÖ’ye destek paketinden hareketle büyüklerimiz, Kürt siyasetini bitirmeyi hesaplıyor. Tabii hesap yanlış, meselenin ne darbe, ne PKK olmadığını herkes adı gibi biliyor.

Çevre Bakanı Mehmet Özhaseki’nin “Orada hizmet eden arkadaşlarımız belediyeciliğin ne olduğunu gösterecekler”şeklindeki sözleri, tam bir trajedi. ‘İyi de seni ve hizmetini seçmemişler’. Demek ki AKP’nin asıl istediği, belediyeleri paşa gönüllerine göre yönetmek. Seçimle olmadı, tüfek zoruyla yapıyoruz nasıl bir mantık?

HDP ‘milletin iradesi’ sayılmıyorsa MHP ve CHP de sayılmaz

Ya Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’a ne demeli? Adalet Bakanı olarak“Seçilmiş olmak, seçilene suç işleme hak ve yetkisi vermez”diyor, e hani hukuk, kanıt, belge?

Bir Adalet Bakanı, seçilmiş belediye başkanlarının bir örgütü finanse ettiklerini nasıl iddia edebilir? Buna karar verecek olan yargı değil midir?

Kaldı ki AKP’li belediyelerin hangi vakıf, örgüt ve derneklere finanse ettiği sorgulanamazken, bugün ‘terör örgütü’ ilan edilen Gülen Cemaati’yle pek samimi, gayet bilinçüstü akçeli işler yaparken iyiydi. Şeffaflığın yerinde yeller esiyor, belediyeler rant elde etme ve adam kayırmanın yuvası haline gelmiş… Siz neden bahsediyorsunuz?

Yakıp yıkılan Güneydoğu ilçelerinde insanlara sordunuz mu? Acaba zararlarını, hayatla ilişkilerini, kültürlerini parayla telafi edebilecek misiniz?

Kayyumla belediye yönetmeye kalkmak, ‘milletin’ iktidarın gözünde sadece AKP’lilerden ibaret olduğunu bir kez daha göz önüne serdi. Diğer muhalefet partileri, ‘uslu’ davranırlarsa sıranın kendilerine gelmeyeceğini hesaplıyorsa fena halde yanılıyor.

Milletin iradesinde HDP yok sayılıyorsa, MHP ve CHP de yok demektir.

(Diken)

 




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir