HBDH: Gün faşizmden hesap sorma günüdür

12 Eylül’ün yıldönümü dolayısıyla açıklama yapan HBDH, Kürt ulusunu ve tüm ezilenleri faşizme karşı tek bir bayrak altında birleşmeye, dağlarda gerilla, şehirlerde “Birleşik Direniş Güçleri” ile birlikte faşizmden hesap sormaya çağırdı.

Halkların Birleşik Devrim Hareketi (HBDH) Yürütme Komitesi, 12 Eylül askeri darbesinin yıldönümü vesilesiyle yazılı açıklama yaptı. HBDH, “Bundan tam 36 yıl önceydi… Takvim yaprakları 12 Eylül 1980’i gösterdiğinde, Türkiye siyasi tarihinin en kanlı, en faşist uygulamalarının yaşandığı askeri darbesi gerçekleştirildi. Darbeciler, kendilerinden başka herkesi yok etmek, “yola getirmek” ya da yok saymak için iktidara geldiler. Onlarca siyasi tutuklu idam edildi, yüzbinlerce insan gözaltına alındı, işkencelerden geçirildi ve tutuklandı. Sayısız “faili meçhul” cinayetler, sürgünler, kadro dışı bırakma uygulamaları ve milyonlarca kişinin fişlenmesi ise adeta sıradan vakalara dönüştürüldü. Darbeciler, “demokrasiye balans ayarı” yaptıklarını iddia ediyorlardı. 12 Eylül karanlığı ülkenin üzerine kara bir bulut gibi çökmüştü…” dedi.

“12 Eylül faşist askeri darbesinin, “balans ayarı” yapmadığı, saldırmadığı, inkar ve imhaya yönelmediği neredeyse hiçbir kurum kalmamıştı” denilen açıklamada, “1980’de alınan 24 Ocak Kararları; işçi sınıfına, emekçilere ve tüm ezilenlere dönük çok ağır yaptırımlar içeriyordu. Egemen sınıflar, bu “acı reçete”nin uygulamaya konabilmesinin yegane yolunun, toplumun örgütlü kesimlerinin dağıtılması ve yokedilmesiyle mümkün olabileceğini düşündüler. Askeri darbe gerçekleştiğinde ABD’li bir general “Bizim çocuklar iş başındalar…” yorumunu yapmaktan çekinmeyecekti. Meclis, siyasi partiler, sendikalar, dernekler vb. kapatıldı. İşçi sınıfının tüm kazanılmış hakları ellerinden alındı, grevler yasaklandı. Üniversiteler, 12 Eylül’ün çocuğu olan YÖK aracılığıyla “hizaya sokuldu!” Türk-İslam sentezi, rejimin en temel dayanağı haline getirildi. Kürt Ulusunun en temel hakları yok sayıldı. İnkar ve imha siyaseti kalıcı hale dönüştürülerek, ırkçı, tekçi yaklaşım egemen kılındı. İmam Hatip Liseleri ve camii inşaatlarında muazzam boyutlarda artışlar yaşanmaya başladı. Amed ve Mamak başta olmak üzere tüm cezaevleri işkence merkezlerine dönüştürüldü” ifadelerine yer verildi.

HBDH açıklamasında şu hususlara da dikkat çekildi:

“36 yıl önce yaşanan ve toplumsal hafızamızda kara bir leke olarak yerini alan 12 Eylül askeri darbesi, bugün farklı biçimlerde varlığını sürdürüyor. 15 Temmuz askeri darbe girişimi ve yine gerçekleştirilen karşı AKP darbesi, özünde 12 Eylül askeri faşist darbesinin devamı niteliğindeki girişimlerdir. Her ikisinin hedefinde de demokratik bir muhteva bulunmamakla birlikte, işçi sınıfına, emekçilere, Ulusuna, Alevilere, kadınlara, gençlere ve tüm ezilenlere dönük kapsamlı saldırılar tezgahlanmaktadır. Erdoğan ve Gülen her ikisi de 12 Eylül’ün ürünüdürler! Bugünkü konumlarını da 12 Eylül darbecileriyle kolkola girmiş olmalarına borçludurlar. Bizzat AKP tarafından sözde darbeyle hesaplaşmak için 12 Eylül günü referandum yapılmasına rağmen, esasen 12 Eylül Darbe rejimi makyajlanarak kalıcı hale getirildi. Kenan Evren’in ruhu Erdoğan da yaşıyor. Darbe Girişimcileri yargılanır/tutuklanırken 12 Eylül darbesinin hiçbir sorumlusuna AKP faşizmi tarafından dokunulmadı. 15 Temmuz askeri darbe girişimine karşı yazılan sahte kahramanlık hikayelerine rağmen, AKP’nin darbe girişiminden ciddi bir korku yaşadığı da görülmektedir. Ancak AKP faşizmi, sürece egemen olduğu anda darbe girişimcilerinden hiçbir farkı olmadığını tekrar tekrar kanıtladı.

Şuanda faşist askeri darbe girişimi karşısında, faşist AKP darbesi ilk raundu kazanmış gibi gözükmektedir. Ancak buradan ezilenler lehine hiçbir olumlu sonuç çıkarmak mümkün değildir. AKP faşizmi, MHP’yle tam bir koalisyon halinde ve CHP’yi de yedeğine alarak, Kanun Hükmünde Kararnamelerle, Olağanüstü Hal (OHAL) ve İç Güvenlik Yasalarıyla yeni bir saldırı konsepti oluşturmaktadır. Yenikapı protokolü olarak karşımıza çıkan faşist işbirliği, halklarımızı tehlikeli mecralara doğru sürüklemeye çalışmaktadır. Ancak halklarımız seçeneksiz değildir.

Türk ordusunun çetelerden bayrağı devralarak ve adeta elini, kolunu sallayarak Cerablus’a girmesi, IŞİD ile yaptığı ittifakın açık bir göstergesidir. Rojava’ya dönük olarak başlatılan operasyonlar da bir kez daha kanıtlıyor ki, bölgede eşitlik, özgürlük ve halkların kardeşliği temelinde oluşturulan Rojava Devrimi, faşizmin başlıca hedefleri arasında bulunmaktadır. Halklarımız bu saldırıları durdurmak için derhal harekete geçmelidir…

Demokratik kurumlara dönük artan saldırılar ve siyasi operasyonlar ırkçı, faşist güruhların sokakları ele geçirmesine yol açarken, işkence, gözaltı ve tutuklamalar da ülkeyi adeta büyük bir cezaevine dönüştürmektedir. Roboski, Suruç, Sur, Cizre, Nusaybin, Dilok ve birçok Kürt kentinde gerçekleştirilen katliamlar yetmezmiş gibi şimdi de 90’ların başında “kirli savaş” konseptinin yaratıcıları olarak bilinen Çiller-Ağar-Küçük ekibinin tekrar göreve çağırılması da gösteriyor ki, faşizm, yeni katliamlar peşindedir! HDP ve birçok bileşenine dönük operasyonların artması da bu iddiamızı birkez daha doğrulamaktadır.

Halklarımız seçeneksiz bırakılarak faşist saldırganlık ile teslim alınmaya çalışılmaktadır. Artan işkenceler, baskılar, operasyonlar nasıl ki durduramayacaksa güneşin doğuşunu, kardelenlerin açışını, halklarımızın hava gibi, su gibi ihtiyaç duyduğu eşitlik, özgürlük ve adalet idealleri de öyle durdurulamayacaktır…

Bu nedenle gün, faşizme karşı birleşme ve halklara karşı el kaldıranlardan hesap sorma günüdür! Halkların Birleşik Devrim Hareketi, işçi sınıfını, emekçileri, Alevi halkımızı, sekülerleri, kadınları, gençleri, Kürt ulusunu ve tüm ezilenleri faşizme karşı ayağa kalkarak tek bir bayrak altında birleşmeye, dağlarda gerilla, şehirlerde “Birleşik Direniş Güçleri” ile birlikte faşizmden hesap sormaya çağırıyor… Halkların Birleşik Devrimi için İleri!” (ANF)




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir