600 haftadır adalet aranıyor… – A.Hicri İZGÖREN

A.HİCRİ İZGÖREN

 

 

 

Türkiye’nin en uzun erimli protestosuna, sivil itaatsizlik eylemine dönüşen cumartesi buluşmaları yarın 600. haftasına girecek.

Cumartesi Anneleri 600 haftadır kayıplarını arıyor, 600 haftadır adalet arıyor, 600 haftadır “Aslında kaybedilmek istenen, insanlığımızdır” diyerek insanlık onurunu sahipleniyor olacaklar.

Hatırlayalım lütfen: Hani devletin cellatları var ya. Hani geldiler, kimisinin oğlunu, kardeşini, kiminin eşini sokaktan, evinden, çalıştığı işyerinden alıp gittiler ya hani…

Götürülenlerin izine bir daha rastlanmadı. Kayıp yakınlarının başvurmadıkları merci kalmadı… Kapılar gibi yürek ve vicdanların kapakçıkları da kapalıydı hani…

Hatırladık değil mi? Polis “yok” dedi hani. Savcı “Dava açamam” dedi. Herkes “Peşini bırakın” dedi ama ne anneler ne kardeşler ne de eşler ve çocukları olayın peşini bırakmadı ya. İşte o kederli tarih sahnelerinden gelen kayıp yakınları, Cumartesi Anneleri’nden söz ediyorum…

***

Cumartesi Anneleri 24 Eylül tarihinde 600.Haftasında bir kez daha “Failler belli! Kayıplarımız nerede” diyecekler. 600 haftaya rağmen taleplerine hiçbir karşılık bulamayan, 21 yıldır “insanlık vicdanı”nın sesi olan Cumartesi Anneleri, 600.Haftalarında, dünyanın neresinde olursanız olun diyerek “barış, hakikat, adalet ısrarına, kayıpları bulma mücadelesine ortak olmaya, seslerine ses katmaya ve dayanışmaya” çağırıyor.

Türkiye’de insan hakları alanındaki en önemli kronik hastalıklardan biri cezasızlık. Neredeyse her insan hakları ihlalinin altını kazıyınca ortaya çıkan köklü bir sorun cezasızlık. Bir adalet meselesi olarak cezasızlık; mağdurlar için bir haksızlık olduğu kadar adalete olan güvenin yok olmasına sebep olur.

İlgililer, 1990’lı yıllarda işlenen siyasi cinayetlerin gelinen bu sürede 20 yılını tamamlayıp çoğunun zaman aşımına uğramış olacağını belirtiyorlar. Hukukçular, halka karşı işlenen suçlarda, zamanaşımı olmaması gerektiğini ve bu uygulamanın hukuki bir zorunluluk değil, politik bir tercih olduğuna vurgu yaparlar.

BM Yargısız İnfazlar Özel Raportörleri açıkladıkları Türkiye raporlarında Türkiye’de 90’lı yıllarda meydana gelen kayıp ve yargısız infaz olaylarının ‘ele alınmasında siyasi bir tereddüt olduğu izlenimi’ edindiklerini her defasında belirtiyorlar. Bu ifadeler, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Türkiye aleyhine aldığı kararlarda ifade edilen, “etkin soruşturma yürütmemekteki ısrarlı tavır nedeniyle yaşama hakkının ihlal edildiği” yorumunu da destekler niteliktedir.

***

“Geçmişi yok saymak, bazılarının iddia ettikleri kadar kolay değildir. Bu dünyada hala onları hatırlamak ve diri tutmak isteyen tek bir insan bile varsa bunu yapmak mümkün değildir. Bu yeter; ahlaki çölde haykıran bir insan, önce biri, sonra biri daha, adalet kıvılcımının sönmesine engel olmak için bu yeter. Tarih bizi dinliyor olabilir, tarih bize cevap verebilir.” Der Ariel Dorfman.

Unutturulmaya çalışılan anaların, babaların, amcaların, kardeşlerin akıbeti açığa çıkarılmadıkça ve bize bu sonsuz acıları yaşatanlardan hesap sorulmadıkça insanlığın vicdanı hep yaralı kalacak. “Bir daha asla” diyebilmek için; unutmamak, yüzleşmek ve hesaplaşmak zorundayız.

(Yeni Özgür Politika)

 




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir