Yoleri: Mahpusların desteğe ihtiyacı var yalnız bırakmayalım

15 Temmuz sonrası hapishanelerde yaşanan hak gasplarının daha da şiddetlendiğini söylen Av. Gülseren Yoleri, tutsaklar arası dayanışmanın engellendiğini kaydetti. Kamuoyuna dayanışma çağrısı yapan Yoleri, tutsakların kendilerini “yalnız” hissettiğini ve radikal eylemlere başvurmayı düşündüğünü belirtti, “Eğer ’96 ve 2000 ölüm orucu sürecini yaşamak istemiyorsak, yaşadıkları sorunların çözümü için dışarıdan destek verelim. En azından mektup arkadaşı olalım” dedi.

Hapishanelerde yaşanan hak gaspları, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından ilan edilen OHAL ile birlikte daha da arttı. Dönem dönem sorunların yaşandığı hapishane koşullarının gittikçe kötüleşmesiyle birlikte, tutsakların yaşamları çekilmez hal almaya başladı.

Hapishanelerin, her zaman problemli, hak gasplarının yaşandığı alanlar olduğunu söyleyen İHD İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu’nun çalışmalarına destek veren Av. Gülseren Yoleri, tutsakların hapishanede yaşadığı baskı ve sorunları ETHA’ya değerlendirdi.

Hapishane koşullarını, 15 Temmuz öncesi ve sonrası şeklinde değerlendirilmesi gerektiğini belirten Yoleri, “Mahpuslarla görüşlerimizde, onlarda hapishane hayatını bu şekilde ayırıyorlar” dedi. Yoleri, OHAL bahanesiyle sohbet hakkından mektup hakkına, avukat görüşünden hastaneye gidişlere kadar her alanda sınırlamaların ve yasakların daha da farklılaşarak, arttığını belirtti ve ekledi: “Açık görüş hakkı ayda birden, iki ayda bire, normal ziyaret hakkı haftada birden, 15 günde bire çıkarıldı. Avukat görüşlerine de gün ve saat sınırlaması geldi. Bazı hapishanelerde avukat görüşü 45 dakika, bazıların da ise 30 dakikaya kadar indiriliyor.”

‘MAHPUSLARIN ORTAK HAREKET ETMESİ ENGELLENİYOR’

Standart bir hapishane uygulamasından söz etmenin mümkün olmadığına dikkat çeken Yoleri, “Çünkü her hapishanede farklı uygulamalar var ve uygulamada teklik olmaması aslında mahpusların dayanışmasını, ortak hareket etmesini engelliyor. Bu durum bütünlüklü bir tepkinin ve karşı çıkışın önünü kesiyor” dedi.

Bu dönemde en çok idarenin yaşanan tüm sorunlara “bilmiyorum” yanıtını vermesinin, en büyük sorun olduğunu vurgulayan Avukat Yoleri, bu durumda tutsakların, hak gasplarına karşı yasal yollara başvurmalarının engellendiğini de söyledi. Yoleri, şunları kaydetti: “Bazı bölümlerde sohbet hakkı yasak. Mahpus, yasağın ne zaman sonlanacağını bilse ona göre hareket eder. Eğer bir hafta sonra kalkacaksa, infaz hakimliğine başvurmaya ve protesto eylemine de gerek yok belki. Ama eğer sürenin uzunluğunu bilirse ona uygun bir hukuki başvuru ya da meşru mücadeleye uygun eylem yapacaklar. Ama ‘bilmiyorum’ diye verilen cevapla bunun önü kesiliyor.”

‘MAHSUPLARIN DIŞARIYLA İRTİBATI ENGELLENİYOR’

Sohbet hakkının engellenmesinin de, diğer bir sorun olduğunu söyleyen Yoleri, şöyle devam etti: “Tecridi kısmen de olsa kıran sohbet, spor hakkı gibi sosyal alanların ortak kullanımını sağlayan hakların ortadan kaldırılması yaşanan en büyük sorun. Bu durum tecridi daha da ağırlaştırıyor. OHAL gerekçesiyle bu haklar belirsiz bir süreyle kısıtlanıyor. Mahpusun, aramaya itiraz etmesi, slogan atması gibi değişik disiplin cezalarıyla sosyal hakları engelleniyor. Özellikle iletişim cezası mahpusları çok zorluyor. Mahpuslar mektup gönderiyor ama gönderdikleri mektubun gidip gitmediğini bilmiyor. Kendilerine gelen bir mektup var mı onu da bilmiyorlar. Aylarca cevap alamıyorlar. Ve bu soruları da idare tarafından cevapsız bırakılıyor. Dışarıyla irtibat kurulması engelleniyor. Yani ‘mektup yasağı var’ denmiyor ama pratik öyle uygulanıyor.”

‘ÇIPLAK ARAMA TACİZDİR’

Yoleri, çıplak arama işkencesine ilişkin çok ciddi şikayetlerin geldiğini söyledi. Çıplak arama uygulamasının tek amacının, tutsağı taciz etmek olduğunu vurgulayan Yoleri, şöyle devam etti: “Mahpuslar zaten hapishane tarafından sınırlandırılan hücrede kalıyor ve hücreye giren, çıkan denetleniyor. Avukat ve aile görüşüne gardiyan eşliğinde götürülüp, getiriliyor. Ne hücre de, ne de yolda kimseyle temasa geçemiyor. Dolayısıyla kimsenin temas edemeyeceği birine çıplak arama dayatması ‘güvenlik’ değil tamamen tacizdir.”

Avukatın yasal hakkını kullanarak kendisini aratmadığı durumlarda da müvekkili olan tutsağa görüş sonunda çıplak arama dayatıldığını söyleyen Yoleri, bunu reddeden bir tutsağa 4 ay boyunca iletişim ve sohbet cezası verildiğini kaydetti.

‘YER BULAMAYAN MAHPUSLAR GECELERİ NÖBETLEŞE UYUYOR’

Hapishanelerin mevcut kapasitesinin yetersiz oluşuna da dikkat çeken Yoleri, darbe girişiminin ardından yaşana tutuklama furyasıyla neredeyse tüm hapishanelerin, kapasitelerinin üzerinde dolu olduğunu söyledi. Yoleri, “3 kişilik hücrede kalan mahpuslar oradan alınıp, 4 kişinin kaldığı hücreye naklediliyor. Neredeyse kapasitenin 2 katı. 15 Temmuz’da tutuklananlara yer açmaya çalışılıyor. Mahpuslar, hapishane koridorlarında yatıyor ama orada da yer yok. Yer bulamadıkları için nöbetleşe uyuyorlar. Geceleri 3 saat bir tutsak, sonraki 3 saat bir tutsak uyuyor” dedi.

‘HASTA MAHPUSLAR İÇİN ÖLÜME GÖTÜREN SÜREÇ BAŞLADI’

En çok da hasta tutsakların haklarının gasp edildiğini vurgulayan Yoleri, şunları aktardı: “Hastaneye sevk edilen tutuklu ve hükümlülerin, ‘OHAL var sizi götüremeyiz’ gerekçesiyle sevk talepleri engelleniyor. Neredeyse karşılaştığımız tüm tutsakların ciddi hastalıkları söz konusu. Kalp hastalığından böbrek yetmezliğine varan hastalıklar bunlar. İki eli olmayan ve akciğer hastası olan yüzde 84 engelli mahpusa ATK, ‘cezaevinde kalabilir’ raporu verdi. Yine böbrek hastası mahpus, 3 kez diyalize gidiyor, böbrek nakli olması lazım ancak ATK ‘cezaevinde kalabilir’ raporu verdiği için 3 yıl daha yatması gerekiyor. Bu mahpus, her geçen gün ölüme götürecek bir süreç yaşıyor. Özellikle Wernicke-Korsakoff hastalarının da kesinlikle hapishanede kalmaması gerekiyor. Önceden infazın ertelenmesi yapılabiliyordu ama bu dönemde o da engellendi.”

‘MAHPUSLARIN TEK İSTEDİĞİ ŞEY DAYANIŞMA’

Hapishanelerde yaşanan hak gasplarının sayılamayacak derecede çok olduğunu vurgulayan Yoleri, tutsakların istediği tek şeyin dayanışma olduğunu ifade etti. Avukat Yoleri, tutsakların sözlerini ise şu şekilde aktardı: “Buradaki koşullar dayanılmaz hale geldi. Buna karşı dayanışabildiğimiz herkesle dayanışmak istiyoruz. Yalnız kaldığımız koşullarda açlık grevi dahil tüm radikal eylemliliklere başlamak istiyoruz. Çünkü şöyle hissediyoruz; yalnızım ve tek başına mücadele etmek zorundayım.”

12 Eylül’den bu yana geçen 36 yılda hapishane koşullarının iyileştirilmesi için tutsakların kendini yaktığını, ölüm orucu ve açlık grevine girerek, yaşamlarını feda ettiğini hatırlatan Yoleri, “İnanıyorum ki dışarıda kimse ’96 ve 2000’lerde ki o açlık sürece bir daha katlanamaz. İnsanlık ciddi bir sınav verdi o süreçte, bir çok direnişçi hayatını feda etti. Eğer aynı süreci yaşamak istemiyorsak, tutsaklarla dayanışma içinde olmalıyız. Hiçbir şey yapamıyorsak en azından mektup arkadaşı olalım. Mahpusların örgütleriyle ve aileleriyle iletişim halinde olalım. Onların bu desteğe ihtiyacı var. Mahpuslara yalnız olmadıklarını hissettirelim” çağrısı yaptı. (Pınar GAYIP – ETHA)

 




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir