Artık ‘keyfi yönetim’ var! – İhsan ÇARALAN

İHSAN ÇARALAN

 

 

 

Çarşamba gecesi, “Başbakanlıktan gelen emir” ya da “KHK’ler”e bakarak TÜRKSAT, 12 TV kanalı ve radyonun sözleşmesini feshederek, bu medya organlarının TÜRKSAT üstünden yayınlarına son verdi. TÜRKSAT’ın kararının duyulmasından itibaren ülkenin her yanında Hayatın Sesi, TV 10 ve diğer televizyon ve radyoların izleyicileri ile halkın haber alma özgürlüğü ve basın özgürlüğünü savunan ilerici demokrat çevreler, aydınlar, akademisyenler, bu kararla kendi haber alma özgürlüklerinin çiğnendiğinin farkında olan işçiler, emekçiler, sokaklara çıkarak, TÜRKSAT’ın o keyfi uygulamasına, onun arkasındaki Hükümete “Hayır” dediklerini gösterdiler. İlerleyen günlerde bu mücadelenin genişleyerek süreceğinin de işaretini verdiler.

* Aynı günün devamında Cumhurbaşkanı muhtarlarla yaptığı “gelenekselleşen” muhtarlar toplantısında, bu güne kadar “Türkiye’nin tapusu” diye övdüğü Lozan Antlaşması’nın, “Zafer diye yutturulan bir belge” olduğunu ilan etti. Yetmedi, Cumhurbaşkanı, “OHAL için belki bir yıl bile yetmez” deyip “OHAL uzasın mı uzamasın mı?” tartışmasını bitirdi!

* Bugün de “yasama yılı”nın açılışının hemen arkasından TBMM Genel Kurulunda, Suriye ve Irak’a TSK “personeli” göndermek ve yabancı silahlı güçlerin Türkiye’de üs kurması için Hükümete yetki veren tezkerenin süresinin bir yıl daha uzatılması oylanacak.

Kısacası gündem çok yoğun!

Üstelik ülke giderek daha çok Cumhurbaşkanının “Ağzından çıkanın kanun olduğu” bir keyfi yönetime doğru gittiği için de yürütme, yasama ya da yargının gündeminden bağımsız olarak Cumhurbaşkanı ülke gündemini istediği gibi değiştiriyor.

Nitekim Cumhurbaşkanı Erdoğan, önceki gün Saray’da, “27. muhtarlar toplantısındaki konuşmasıyla, ne Meclis ne de Hükümet kararı olmadan ama yürürlükteki Anayasa ve yasalara göre onların kararı olması gereken konularda o “kararları” ilan etti!

Toplantıda yaptığı konuşmada Cumhurbaşkanı, “Lozan Antlaşması’nın bugüne kadar zafer olarak yutturulduğu”ndan  OHAL’e kadar her konuya değindi.

Lozan’la ilgili tartışma Türkiye’de 1923’ten beri sürdürdükleri bir tartışmadır ve Erdoğan’ın bu açıklamasıyla da tartışma yenilenecektir.

Ancak bugün burada konuşmanın OHAL’le ilgili yanını öne çıkararak tartışmayı sürdüreceğiz.

Cumhurbaşkanı bu konuşmasında, OHAL’in uzatılması konusunu muhtarlara oylatarak, ‘OHAL’i uzatmamalıyız’ “ diyen bakanları muhtarlara şikayet etti; “OHAL’i uzatmayalım” diyen bakanlara “OHAL için belki de bir yıl bile yetmeyebilir” dediğini söyleyerek, gönlünde yatanın OHAL’i yıllarca sürdürmek olduğunu da ifade etmiş oldu.

Cumhurbaşkanı, “muhtarlar toplantısı”nda  bir adım daha atarak, “OHAL’i, darbe girişimine karşı ve bu girişimin ortaya çıkardığı tahribatı ortadan kaldırmak için değil, normal koşullarda Mecliste tartışmalara yol açıp uzun zaman alan (alacak olan) yasal düzenlemeleri bir KHK ile yapmak”, böylece OHAL’i Meclisi baypas etmek için uzatmak istediklerini de itiraf etmiş oldu. Böylece Cumhurbaşkanı, OHAL’in uzatılıp uzatılmasına Hükümet değil kendisini karar verdiğini, vereceğini de söylemiş oldu.

Yine Cumhurbaşkanı, 15 Temmuz’un “Demokrasi ve Şehitler Günü” olarak, bundan böyle “tatil günü” de olacağını ilan etti. Oysa bugünün nasıl bir gün olarak “anılacağı” ya da “kutlanacağı”na dair hükümet kararı ya da Meclis kararı yok. Sadece MGK’nin, 15 Temmuz’un “Demokrasi ve Şehitler Günü” olmasına dair bir tavsiye kararı var. Ama Cumhurbaşkanı, kendisi böyle istediği için “muhtarlar toplantısı”nda bu karar sanki bir Hükümet ya da Meclisin kararıymış gibi ilan etti.

Bir konuşmada bile en az üç konuda keyfi biçimde kararlar ilan eden Cumhurbaşkanı bugüne kadar “tek adamlık” doğrultusundaki adımlarını sıklaştırdığını gösterdi.

Dolayısıyla artık “OHAL var bunlar onun için oluyor”, “OHAL kalkarsa keyfi uygulamalar da kalkar” diye düşünmenin anlamlı olmadığı anlaşılıyor. Çünkü; bu keyfiyetin sadece OHAL’le değil bizzat Cumhurbaşkanının OHAL’den bağımsız olarak kendi istediği gibi, “keyfi” kararlar ilan ettiğini, bunun için Hükümet, Meclis ya da mahkeme kararlarını beklemediği bir döneme girmiş bulunduğumuz da anlaşılıyor.

TÜRKSAT bürokrasisi de bu yukarıdaki “keyfi yönetim” yoluna girilmesinden “vazife çıkararak”, kendisini yasa, hukuk, sözleşme ahlakı…gibi şeylere bağlı saymıyor, TV kanallarını, radyoları belirsiz gerekçelerle yayından çıkarıyor. Hani derler ya; “Ön teker nereden giderse arka teker de oradan gider” ya da “At sahibine göre kişner!” …

Girilen yol budur ve Erdoğan-AKP yönetiminin amaçlarına bu yoldan yürüyeceği de apaçık görülüyor.

“OHAL’e hayır”, OHAL kaldırılsın!” demeyi aynı zamanda “Keyfi yönetime hayır”, “Kişisel keyfi kararlara hayır” diyerek de tamamlamak gerekir.

(Evrensel)




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir