Bir yıl oldu o meydan halen ‘Kanlı meydan’

“Barış gelsin, bir daha kimse ölmesin” diye Türkiye’nin dört bir tarafından Ankara’ya gelen insanların ortasında patlatılan ve yüzden fazla kişinin hayatını alan 10 Ekim katliamından sonra Türkiye gün yüzü görmedi.

Türkiye’nin dört bir yanından gelen yüzbinlerce yurttaşın barış ve demokrasi talebiyle gerçekleştireceği “Barış, Demokrasi Emek Mitingi”ne dönük gerçekleştirilen katliamın üzerinden bir yıl geçti. Türkiye tarihinin en vahşi katliamı olarak tarihe geçen katliamda aralarında barış için ülkenin dört bir yanından gelen çocukların da bulunduğu yüzden fazla kişi yaşamını yitirirken, katliam sonrası ortaya çıkan belgelere yansıyan bilgilerde saldırının devletin bilgisi dahilinde gerçekleştiği ortaya çıktı. Ancak resmi belgelere rağmen katliamdan tek bir kamu görevlisi sorumlu görülmediği gibi bunca zaman geçmesine rağmen ailelerin adalet talebi de karşılık bulmadı. Ayrıca “Barış Mitingi”ne yönelik gerçekleştirilen katliam, acımasız bir savaşın, benzer katliamların ve Türkiye toplumunu tümüyle karanlığa sürükleyecek darbe girişiminin de başlangıcı oldu.

Karanlık gidişata dur denilecekti

Miting kararı Türkiye’nin hükümet tarafından derinleştirilen savaş konseptiyle gittiği şiddetli çatışmaların yaşandığı bir döneme denk gelirken, KESK, DİSK, TTB ve TMMOB gibi dört büyük sendika ve meslek örgütü bu gidişata dur demek için miting düzenleme kararı aldı. Günlerce Türkiye’nin dört bir yanından hazırlıkları yapılan miting aynı zamanda yükselen ırkçı saldırılara karşı bir tutum belirlemeye yönelik toplumun hissiyatını ortaya koyuyordu. KCK tarafından o günlerde çözüm için yapılacak olan deklarasyon açıklamasıyla bu mitingin ardı ardına gelmesi bir bakımdan halklardaki çözüm umudunu yeniden yeşertecekti.

Tek talep: Barış ve çözüm

Bu yüzden de sabahın ilk saatleriyle birlikte Türkiye’nin dört bir yanından binler Ankara Sıhhıye Meydanı’na gerçekleşecek olan miting için mitinglerin toplanma merkezi olan Ankara Gar’ında bir araya gelmeye başladı. Mitingin yapılacağı meydana, tüm katılımcıların oluşturacağı kortejle barış ve demokrasi talebinin yer aldığı pankartlar eşliğinde gerçekleştirilecek olan yürüyüşle gelinecekti. Sendika, meslek odaları ve siyasi partilerin yanı sıra barış ve çözüm isteyen tüm kesimler, o büyük yürüyüş kortejini oluşturmaya başlarken, her yürüyüş grubunun önünde barış ve çözüme dair mesajların yer aldığı pankartlar taşınıyordu.

Ambulanstan önce polis gazıyla birlikte geldi

Yürüyüşe dakikalar kala kortejin ortasında bir alev topu yükselirken, aynı görüntü bu kez bir kaç metre mesafe de ikinci kez yaşandı. Barış isteyen insanlara adeta, “barış isterseniz karşılığı ölüm olur” mesajı verilircesine yüzlerce insan barış şehidi haline getirildi. Katliam 10.04’te gerçekleştirildi. İki patlamanın ardından yüzlerce yaralı çevrede dururken, olay yerine ilk anda ambulans ve sağlık ekipleri yerine çevik kuvvet polisleri ve TOMA gönderildi. Polislerin burada kullandığı gaz daha sonra insan hakları dernekleri tarafından da açıklandığı gibi kimi yaralıların yaşamını yitirmesine neden oldu. Patlama bölgesinin hastaneler bölgesine yakın olmasına rağmen ilk etkili müdahale ise polis saldırısından dolayı katliamdan yaklaşık 45 dakika sonra geldi. Resmi GPS kayıtlarına da yansıyan bu durum, katliamın bilançosunun daha da ağır olmasına yol açtı.

Katliam anı kameralarda

Katliamın yaşandığı anda kayıtta olan amatör bir kameraya patlama anı da yansıdı. Katliamdan dakikalar sonra sosyal medya hesaplarında dolaşmaya başlayan görüntüde, yine bir katliamın ardından yazılmış olan “kanlı meydan” marşı eşliğinde değişik kentlerden gelen gençlerin el ele halat çektiği yansıyordu.

Milyonlar istifa istedi, bakan güldü

Katliamın ardından Türkiye’nin dört bir yanından milyonlarca insan alanlara çıkarak, katliama öfke yağdırırken, bir yandan da katliamda sorumluluğu bulunan yetkililerin istifasını istedi. Ancak sorumluluk üstlenmeyen hükümet yetkililerinin katliamdan bir kaç saat sonra yaptığı basın toplantısında “istifa edecek misiniz” diye gazetecilerin yönelttiği soruya dönemin Adalet Bakanı Kenan İpek, bu denli büyük bir katliam yaşanmamış gibi sadece gülerek, soruyu geçiştirdi.

Devletin bilgisi dahilinde olduğu ortaya çıktı

Katliamın ardından devletin katliamdaki sorumluluğuna dair ciddi tartışmalar yürütülürken, hükümet bu tartışmaları örtmek için “kokteyl örgüt” tartışması başlattı. Ancak çok geçmeden ortaya çıkan belge ve bilgiler hükümetin bu katliamdan birinci derece sorumlu olduğu ve saldırı istihbaratının da ilgili kurumlara ulaştığı ortaya çıktı. Katliamla ilgili olarak İçişleri Bakanlığı mülkiye müfettişlerinin emniyet görevlileri hakkında hazırladığı ön inceleme raporunda, Ankara Emniyetine Suruç Katliamı’nın ardından istihbarat yağarken, Ankara istihbarat bilgilerinde saldırı girişimi olabilecek yerler arasında geçiyordu. Bu yüzden de halkın kalabalık bulunduğu alanlar, miting ve gösterilerde ek tedbirler alınması yönünde çok sayıda uyarılar yapıldığı da rapora yansıdı.

Bombacının adı dahi biliniyordu

Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığı’nın 10 Ekim katliamının gerçekleştiği sabah TEM Daire Başkanlığı’na aralarında bombacı Yunus Emre Alagöz’ün de bulunduğu 3 ismin sansasyonel eylemler yapabilecekleri yönündeki “Gizli” ibareli yazısı da sonrasında ortaya çıktı. 8 Ekim günü elde edilen istihbarata dayanarak hazırlanan yazı, 10 Ekim sabahı TEM Daire Başkanlığı’na iletildi. Ancak yazı patlamadan sonra Ankara TEM Şube Müdürlüğü’ne iletildi.

Üstelik Ankara Emniyeti’nin miting başvurusu yapan tertip komitesiyle katliamın bilindiğine dair ilginç yazışmaları da daha sonra ortaya çıktı. Yine ortaya çıkan kimi belgeler ve müfettişlerin hazırladığı raporlarda, bombalı saldırganların polis aramalarından geçerek ve adeta eskort eşliğinde Ankara’ya geldiği yönünde bilgiler kamuoyuna yansıdı. Ayrıca sorumluluğu bulunan kamu görevlileri yargılanmazken, belge ve bilgileri haberleştiren basın mensuplarına yönelik soruşturmalar açılmaya başlandı. Türkiye’de açığa çıkarılmak istenmeyen bütün davalarda olduğu gibi, Ankara Katliamı dosyasına da ilk elden “gizlilik” kararı konuldu.

Tek bir kamu görevlisi sanık değil

Katliama ilişkin Cumhuriyet Savcılığı tarafından 28 Haziran’da tamamlanan iddianamenin Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nce 12 Temmuz günü kabul edilmesi yeni bir tartışmayı da beraberinde getirdi. Avukatların iddianame kabul edilinceye kadar görevli kamu görevlileri hakkında birçok kez suç duyurusunda bulunmasına rağmen bunlar işleme konulmadı. Katliamda sorumlulukları bulunan kamu görevlilerini korumaya dönük bu girişim, 36 sanıklı dosyada tek bir kamu görevlisinin olmamasıyla da ortaya kondu. Avukatlar ve ailelerce yapılan suç duyurularının tamamı reddedildi. Polisler hakkında soruşturma açılmasına ise Valilik izin vermezken, Başbakan, İçişleri Bakanı, MİT Müsteşarı, Emniyet Genel Müdürü ve diğer kamu görevlileri hakkında yapılan suç duyuruları da reddedildi.

‘Katilleri tanıyoruz, unutturmayacağız’

Türkiye’nin dört bir yanına cenazelerin gittiği katliamın yargılaması ailelerin acılarını acı katarken, halen katliamın perde arkası aydınlatılmış ve ailelerin adalet talebi de karşılık bulmuş değil. “Katilleri Tanıyoruz, Unutturmayacağız” diyerek, her ayın 10’unda bir araya gelen aileler ve insan hakları savunucuları, saat 10.04’te katliamda yaşamını yitirenler için saygı duruşuna durdukları eylemlerde adalet mücadelelerini sürdüreceklerini de her defasında yeniledi.

Aileler, bu çığlıklarını herkese ulaştırmak için de katliamın 5’inci ayında 10 Ekim Barış ve Dayanışma Derneği’ni kurdu. (DİHA)

Yarın: Bir yıl oldu adalet yerini bulmadı.




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir