Gazeteci Engin: Boyun eğmeyeceğiz, inceldiği yerden kopsun

12 Mart’ı “utangaç faşizm” ve 12 Eylül’ü “utangaçlığını üzerinden atmış harbi faşizm” olarak tanımlayan Cumhuriyet Gazetesi yazarı Aydın Engin, “12 Eylül dönemini aşmış bir durumdayız. Boyun eğmeyeceğiz, inceldiği yerden kopsun diyeceğiz” dedi.

Türkiye’deki medyanın içinde bulunduğu durumu, OHAL sonrası yaşanan televizyon ve radyo kapatmaları ile baskıları Cumhuriyet Gazetesi yazarı Aydın Engin değerlendirdi. Engin, iktidara yakın havuz medyasının inandırıcılığını tamamen kaybetmediğini hala çok geniş kitlelere seslenebildiğini anlattı.

Nazilerin iktidara yürüdüğü dönemde haberin oldukça sık verilmesi, geniş kitlelere seslenilmesi şeklinde kaba propagandaya başvurulduğunu söyleyen Engin, “Havuz medyasında da her gün bir ‘FETÖ’cü yakalanıyor, ‘Evet darbeyi biz yaptık’ diyorlar. Bu açıdan da Nazi propaganda dönemi ile benzeşmeler var. ‘Çamur at izi kalsın’ sözü de bu doğrultudadır. Duyduklarına inanmayı sağlamak için bu tekniklerin kullanıldığını biliyoruz” dedi.

Medya manipülasyonları

Medyanın sürekli “Bu doğrudur, şu kötüdür, şunu yapın” şeklinde bombardımanda bulunduğunu ifade eden Engin, “Kolombiya’da da medyayı elinde bulunduran güçler, FARC ile hükümet arasında imzalanan barışı reddeden referandumu haklı göstermek için ‘Katiller affedilecekti, yoksa halk antlaşmayı onaylardı’ noktasında yayın yapıyor. İlk günlerde yüzde 65 evet beklenirken gelinen noktada hayır sonucunun çıkmasına ise kimse şaşırmadı” diye konuştu.

Engin, Amerika’da Clinton ve Trump’ın tartıştığı bir programda medyanın yönlendirmesiyle insanların siyasi projelerinden çok, hangisinin daha çok hazır cevap olduğuna, hangisinin gözünü kaçırdığına göre tercihte bulunduğunu da söyledi.

Karabatak kuşu örneği

Medya manipülasyonlarının nasıl yapıldığına değinen Engin, Saddam’ın zalimliğine örnek olarak “petrole bulanmış karabatak kuşunun” televizyonlarda gösterildiğini hatırlattı. Engin, “Bu 40 saniyelik karabatak görüntüsü dünya televizyonlarında bin 240 dakika yayınlandı. Daha sonra anlaşıldı ki bu karabatak kuşu başka bir yerde deniz kazasında meydana gelen petrol sızıntısına maruz kalmış” dedi.

TRT yerine BBC

Medyada alternatiflerin önemine vurguda bulunan Engin, Avrupa’da siyasi göçmen olarak yaşadığını, o dönemlerde TRT yerine BBC dinlediğini bu ihtiyacın OHAL sonrası da ortaya çıktığını belirtti.

‘İMC kapatılmasaydı reklam alacaktı’

“Türkiye’de diz çökmeyen, boyun eğmeyen ne kadar medya varsa hedef oldu. Hatta eğer İMC kapatılmasaydı reklam alacaktı. Sokaktaki insan ve reklam verenler İMC’nin farklı konuştuğunu fark etmişti. Reklam verenler İMC’nin şaşılacak kadar çok izlendiğini fark etmişlerdi” diyen Engin, Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile çok sayıda radyo ve TV kapatıldığını hatırlattı. Engin, “Bu yüzden iktidarın kendi borusunu çalanları desteklemesi yetmez, çalmayanların da sesini kesmesi lazım” dedi.

‘Yargıya ilişkin umudun kırıntısını bile taşımıyoruz’

Sıkıyönetim dönemlerinde askeri yargıçlar olmasına rağmen hukukun sınırları içinde kalmaya gayret edildiğini dile getiren Engin, “Darbe ve muhtıra dönemleri mağduru olarak ‘Daha önce bu kadar baskı var mıydı?’ sorusuna ‘Havet’ hayır-evet karışımı bir cevap vermek istiyorum. Mahkumiyet kararı verdiklerinde de kendinizi savunabiliyordunuz. 6 defa cezaevine girdim ama onlarca kez de beraat ettim. Ama bu günlerde yargının adaletli karar vereceğine dair umudun kırıntısını bile taşımıyoruz” dedi. Engin, kapatılan Özgür Gündem’in nöbetçi yayın yönetmenlerinden biri olduğunu ve bu yüzden her gün mahkemeye çağrılmayı beklediğini, “Herhalde çağırmazlar” umudunu ise taşımadığını sözlerine ekledi.

’12 Eylül dönemini aşmış bir durumdayız’

12 Mart’ı “utangaç faşizm” ve 12 Eylül’ü “utangaçlığını üzerinden atmış harbi faşizm” olarak değerlendiren Engin, “12 Eylül dönemini aşmış bir durumdayız. Çünkü hukuksuzluk üzerine bir dönem yaşıyoruz. OHAL hep Kürt illerinde yaşandı batıdakiler ise bunun sıkıyönetimden farklı olduğunu sandılar. Burada pek fark yok, hakkınızda askeri hakim hüküm vereceğine sivil hakim karar veriyor” dedi.

‘İnceldiği yerden kopsun’ diyeceğiz

“Henüz ‘Bundan sonra Cumhuriyet, Evrensel, Birgün çıkmayacak’ denilmedi” diyerek bu gazetelerin muhalif duruşunu değerlendiren Engin, patronlu medyanın çok çabuk susturulabildiğini, patronsuz medyanın ise mali olarak çökertilmenin hesabının yapıldığın kaydetti. Terörle Mücadele Kanunu’nda (TMK) yargılanan çalışanını işten çıkarmadığı takdirde gazetenin resmi ilan alamamasına ilişkin yönetmeliği hatırlatan Engin, bu yolla muhalif gazetelerin mali olarak kapatılacağına değindi. Engin, “Buna göre, Cumhuriyet yazarı olarak benim yazdığım bir yazıdan dolayı dava açılsa bile Cumhuriyet’e artık resmi ilan verilmez. Örneğin mahkeme süreci iki yıl mı aldı, iki yıl boyunca resmi ilan alamazsınız. Birgün, Evrensel, Cumhuriyet gibi gazeteler resmi ilan alamazsa devam edemezler. Biz de ya boyun eğeceğiz ya da ‘İnceldiği yerden kopsun’ diyeceğiz. Bu durumda bu üç gazete olarak sanıyorum inceldiği yerden kopsun diyeceğiz” dedi.

‘Hedef tahtasının ortasında olduğumuzu düşünüyorum’

Cumhuriyet olarak herhangi bir partinin yayın organı olmadıklarını bağımsız ve patronsuz olduklarını dile getiren Engin, “Bu özelliklerimiz sebebiyle hedef tahtasının ortasında olduğumuzu düşünüyorum” dedi. İktidara yakın kimi gazetecilerin “Bu gazeteleri hala kapatmadınız mı? Bugün de mi çıktı bu gazeteler?” dediğini aktaran Engin, tüm bunlara rağmen referans gazetesi olmak istediklerini kaydetti.

Cemaat medyasının suç dosyası çok kalın olduğunu, Kürt sorununda Türk milliyetçiliğinin bayrağını yükselttiğini anlatan Engin, “Buna rağmen mağdurun kimliğine bakmadan fikirlerini ifade etmelerini sağlamak açısından cemaat medyasına demokrat olarak destek vermeliydik” dedi. (DİHA)

 




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir