Erdoğan, o üç kenti çok istiyordu – Ayşe YILDIRIM

AYŞE YILDIRIM

 

 

 

O zaman başbakandı Erdoğan ve talimatı kesindi: Diyarbakır’ı alın. Mardin zaten AKP’deydi, Van ise bir önceki seçimde kaybedilmişti. Erdoğan, Van’ın kaybedilmesinde ilçelerin etkisi olduğunu belirterek yeniden alınmasını istiyordu. Diyarbakır’ı o kadar çok istiyordu ki seçim öncesi IKBY Başkanı Mesud Barzani ile görüşme yeri olarak Diyarbakır’ı seçmişti. AKP’li milletvekilleri Diyarbakır’ı kazanabilmek için proje üretme yarışına girmişti. Sonuç AKP için hüsran oldu. Erdoğan, 2014 yerel seçimlerinde çok istediği Diyarbakır ve Van’ı alamadı.

Üstüne elindeki Mardin’i de kaybetti. İşte o gün alamadığı illeri şimdi kayyım yoluyla ele geçirmeye çalışıyor AKP. İlk işareti bu yılın ocak ayının başında henüz başbakan iken Ahmet Davutoğlu vermişti. Mardin Artuklu Üniversitesi’nde terörle mücadele adı altında açıkladığı 10 maddelik master planını anlatırken DBP’li belediyeleri “terörist istihdam etmek” ve “paraları teröre harcamakla” suçlamıştı. Özellikle üç belediye hedefindeydi, Diyarbakır, Van ve Mardin. Sonra o gitti, Binali Yıldırım geldi. Başbakanlar değişti ama söylemler değişmedi. O da “HDP’li belediyeleri gençleri terör örgütüne yönlendirmekle”, “Bomba yapımından tuzak kurmaya kadar eğitim vermekle” suçladı. Ama o sırada DBP’li belediyeler zaten müfettiş incelemesine çoktan alınmıştı bile. Sadece Ağustos 2015’ten Haziran 2016’ya kadar Diyarbakır Belediyesi’ne 20’nin üzerinde müfettiş gönderilmişti.

Diyarbakır Belediye Eşbaşkanı Fırat Anlı, “Yani her ay iki müfettiş” diyordu: “Bütün dosyalarımız, 2005’e kadarkiler dahil olmak üzere defalarca incelendi. Diyarbakır’da incelediler, Ankara’ya götürüp incelediler, özel bir ekip kurup incelediler. Gelen müfettişlerin artık kendi rahatsızlıklarından da biliyoruz, bu dosyalarda bir şey yok ama Ankara’da ısrarlı bir biçimde ‘Bir şey bulun’ yani aslında ‘bir şey yaratın’ deniliyor.” Gültan Kışanak da aynı şeyleri sürekli anlatıyordu: “Müfettişlere özel oda tahsis ettik. Onların istedikleri dosyaları yetiştirmek için çalışamaz hale geldik.” Özellikle sokağa çıkma yasaklarının ardından DBP’li belediyeler günlük çalışma raporlarını -ki hangi iş makinesinde kimin çalışacağına TC vatandaşlık no’suna varıncaya kadar yetkili makamlara bildiriyordu. “Şoförlerden biri hastalansa yerine başka birini bile koyamıyoruz” diye anlatıyordu Gültan Kışanak.

Müfettiş incelemelerinden bir şey çıkmayacağını biliyordu Diyarbakır Belediyesi eşbaşkanları Gültan Kışanak ve Fırat Anlı. AKP’nin yapmaya çalıştığı şeyin farkındaydılar. Fırat Anlı, mayıs ayında kente yaptığım bir ziyaret sırasında bugünleri öngörmüştü: “Bu yaz görünen o ki devlet tekrardan 90’lı yıllardaki konseptine benzer bir konsepti gerçekleştirecek. Parlamenterlere dokunacak, belediyelere dokunulacak, aydınlara, sivil toplum örgütlerine, gazetecilere, muhtarlara, kadınlara, berberlere, terzilere, öğrencilere dokunulacak. Ama ondan sonra umarım ki birbirimizin yüzüne bakacak, tekrardan beraber yürüyelim denilebilecek bir ortamı bulabiliriz.” Ve önceki akşam Kürtler için anlamı başka olan kentin eşbaşkanları gece operasyonuyla gözaltına alındı. OHAL’e dayanarak beş gün avukatlarıyla görüşme yasağı getirildi.

AKP, barış istemediğini Kürtler için başka bir anlamı olan Diyarbakır’ın göbeğinden çok net bir mesajla verdi. Bunun yaratacağı tehlikeyi bilerek ve ne yazık ki isteyerek. Fırat Anlı, o gün yaklaşan tehlikeyi açıkça dile getirmişti: “Kürtler iki de bir Ankara’daki bu Meclis’e girmeye çalışıyor. Ya, bu Meclis bu kadar çok naza bindirirse kendini gerçekten Kürtler o Meclis’e girip girmemeyi sorgulamaya başlar.

Ben bunu pek sorgulamam ama benden sonraki kuşak bunu çok rahat sorgular, hatta bizi de sorgular.” Bundan tam yedi yıl önce bir tespiti olmuştu Anlı’nın: “Biz diyalog kurulabilecek son kuşağız. Bizi de aradan çıkarırlarsa diyalog kurulacak kimse bulunmaz.” Yaşananlara bakılırsa AKP, Kürtlerle diyalog kurulabilecek son kuşağı da aradan çıkartıyor.

(Cumhuriyet)




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir