Öğretmenler tutuklu patlayıcı bulunduran DAİŞ sanıkları serbest

Diyarbakır’daki DAİŞ davasında, silah ve patlayıcı bulunduran, 2 polisin öldürülmesinden sorumlu tutulan 12 kişinin, 37 yıl hapisle yargılandığı davanın ilk duruşmasında serbest bırakılması bir kez daha hukukun içinde bulunduğu durumu gözler önüne serdi. Öte yandan okudukları kitap ve katıldıkları basın açıklamaları nedeniyle öğretmenler ise aylardır cezaevinde.

Amed’te (Diyarbakır) görülen DAİŞ davasında, DAİŞ ile olan ilişkileri birçok somut ve açık delillerle ortaya konulmasına rağmen 12 sanığın hiç tedbire başvurulmadan serbest bırakılması yargının geçmişten beri sürdürdüğü ayrımcı hukuk konusundaki tartışmayı tekrar alevlendirdi. Son dönemde aynı mahkemelerin Kürtler ve muhaliflere yönelik soruşturma ve kovuşturmalarda verdiği kararlar göz önünde bulundurulduğunda, bu davada verilen karar tepkiyle karşılandı. Özellikle son dönemde Amed’te Eğitim Sen üyesi öğretmenlere yönelik soruşturmalarda birçok öğretmen okuduğu kitap, sendikal faaliyetler nedeniyle katıldığı basın açıklaması ve yürüyüşler, yaptığı sosyal medya paylaşımları nedeniyle gözaltına alındı. Ellerine kitap ve kalem almaktan, düşündüklerini söylemekten başka suçları olmayan öğretmenler, “silahlı örgüt üyesi” oldukları gerekçesiyle aylardır tutukluyken, yine Farqin (Silvan) ve Sûr ilçelerindeki sokağa çıkma yasakları nedeniyle mahsur kaldıkları ilçede, içtikleri iddia edilen sigara izmaritlerinde DNA’ları bulunduğu gerekçesiyle birçok yurttaş müebbet hapis cezası ile yargılanırken, evlerinde yakalanan ruhsatsız silahlarda ve DAİŞ üyelerinin kaldığı evlerde parmak izleri çıkan, silah ve patlayıcı bulunduran DAİŞ üyelerinin serbest bırakılması uygulamadaki ayrımcılığı gözler önüne seriyor. Toplumda infiale neden olan davanın geçmişi, yargılamada verilen karar ve bu konudaki hukukçuların görüşleri hukukun ikili yaklaşımını gözler önüne serdi.

Soruşturma Kilis’te bomba ve silahların yakalanmasıyla başladı

Davanın soruşturması, DAİŞ tarafından Suriye’den gönderilen Ahmet Allak ve yanındaki kişilerin içinde bulunduğu aracın 16 Eylül 2009’da Kilis’in Erbeyli ilçesinde şüphe üzerine polisin durdurmasıyla başladı. Araçta yapılan aramada, tabanca, uzun namlulu tüfek, roketatar ve birçok mühimmat ele geçirilmesi üzerine başlatılan soruşturmada, bunların Amed’te oturan DAİŞ üyesi Mahmut Demirtaş aracılığıyla Nihat Turan’a verileceği tespit edildi. Polis DAİŞ içinde faaliyet yürüttükten sonra Türkiye’ye gelerek bu faaliyetlere devam ettikleri tespit ettiği kişileri takibe aldı. Teknik ve fiziki takip sonucunda, Amed’te eylem hazırlığında olan DAİŞ üyelerinin Peyas (Kayapınar) ilçesinde bulunan Huzurevleri mahallesindeki iki ayrı evde kaldıkları tespit edildi.

Evlerde cephane ele geçirildi

Polis, DAİŞ üyelerinin yakalanması için her iki eve 26 Ekim 2015 tarihinde baskın yaptı. DAİŞ üyeleri “Biz ölmeye geldik, Biz Cihada geldik hepinizi öldüreceğiz hepinizi cehenneme göndereceğiz” diyerek polislerle çatışmaya girdikten sonra üzerlerindeki bombaları patlattı. Çatışmalarda, 2 polis memuru ile DAİŞ üyeleri Sadık Özcan ve Gökhan Çakıcı ile birlikte Veysel Argunağa, Cahit Ölmez, Serhat Seyithanoğlu, Ergün Gül, Sıdık Bünül, Orhan Genç ve Ersel Gergüy yaşamını yitirdi. 4 polisin yaralandığı çatışmada 2 DAİŞ üyesi kaçmayı başardı. Çatışmanın yaşandığı evlerde yapılan aramalarda adeta cephanelik çıktı. Evlerde, el bombaları, çok sayıda demir bilye, pet şişe içine yerleştirilmiş kamera, 17 adet elektrikli kapsül, 5 tabanca, 128 adet fünye, 95 metre infilaklı fitil, 3 adet el yapımı patlayıcı dış kabı, 1 adet kaleşnikof tüfek bulundu. Ele geçirilen malzemeler, DAİŞ’in Amed’te Kürtlere yönelik ciddi bir katliam hazırlığı içinde olduğunu ortaya koydu.

Ölen polislerin ailesinin müşteki olarak yer almaması dikkat çekti

DAİŞ üyeleriyle bağlantısı olan kişilere yönelik başlatılan operasyon kapsamında, yapılan ev baskınlarında gözaltına alınan 31 kişiden 15’i DAİŞ üyesi oldukları gerekçesiyle tutuklandı. Gözaltına alınanların kaldığı evlerde yapılan aramalarda çok sayıda silah, DAİŞ lideri Ebu Bekir El Bağdadi’ye biat yemini, el yapımı patlayıcı yapımında kullanılan malzeme, DAİŞ bayrağı ve propagandası içeren videolar, DAİŞ’e ait çok sayıda örgütsel doküman ele geçirildi. DAİŞ üyelerinin kullandığı başka bir evde yapılan incelemede, gözaltına alınan birçok sanığın ve çatışmalarda ölen DAİŞ üyelerinin parmak izine rastlandı. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı 15’i tutuklu toplam 17 şüpheli hakkında “Silahlı terör örgütüne üye olma”, “tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurma” , “ateşli silahlar kanununa muhalefet” suçlarından 15’er yıldan 37’şer yıla kadar hapis cezası istemiyle iddianame hazırladı. Savcılık, 14 kişi hakkında ise takipsiz kararı verdi.

Diyarbakır 5’inci Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilen iddianamede, 2 polisin yaşamını yitirdiği ve 4 polisin yaralandığı olay ile ilgili hiç kimsenin davacı ve müşteki olmaması ve DAİŞ üyeleri hakkında “terörist” yerine “örgüt üyesi” ifadesi kullanılması dikkat çekmişti.

Silah sevkiyatı telefon tapelerinde

İddianamede, tutuklu yargılanan bazı sanıkların İŞİD üyelerinin kullandığı eve girip çıktığına yer verildi. DAİŞ üyelerine ev kiraladığı ortaya çıkan Mahmut Demirtaş’ın Nihat Turan ile yaptığı telefon görüşmesinde şu konuşma geçiyor: “Hacı abi senin bana getirdiğin malzemelerde 3 tane keleş vardı ha, kaç tane keleş bıraktın.” Yine bir sanığın evinde bulunan tabancada yapılan incelemede çatışmada yaşamını yitiren İŞİD üyesi Serhat Seyithanoğlu’nun DNA izine rastlandı. İddianamede, bu kişilerin, öldürülen DAİŞ üyeleri ile ilgili “fikir ve eylem birliği içerisinde örgütün amaç ve hedefleri doğrultusunda hareket ederek, DAİŞ silahlı terör örgütünün hiyerarşik yapılanmasına dâhil üyesi oldukları anlaşılmıştır” değerlendirmesinde bulundu.

Uzun namlulu silahları ‘kendilerini korumak’ için satın almışlar

İddianamede yer alan somut delillere rağmen, 25 Ekim’de Diyarbakır 5’inci Ağır Ceza Mahkemesinde görülen davanın ilk duruşmasında hâkim karşısına çıkan sanıklar, kendilerine yöneltilen suçlamaları inkâr ederek, DAİŞ üyesi olmadıklarını iddia etti. Sanıklar, evlerinde bulunan uzun namlulu silahları ve tabancaları 6-8 Ekim Kobanê olayları nedeniyle kendilerini “savunmak” için aldıklarını ileri sürdü. Mahkeme, savcının 4 kişi için tahliye istemesine rağmen, mahkeme evlerinde silah bulunan, DAİŞ üyelerinin kullandığı evde parmak izleri çıkan sanıklar için tahliye kararı verdi. Mahkemenin sanıklar için adli kontrol ve yurtdışına çıkış yasağı tedbirlerine başvurmaması dikkat çekti.

‘A örgütüne ayrı bir kural B örgütüne ayrı bir kurul işletemezsiniz’

Mahkemenin verdiği karara ilişkin görüşüne başvurduğumuz hukukçular, dava dosyasında tutukluma için birçok delil olmasına rağmen bu kişilerin serbest bırakılmasını “hukuk skandalı” olarak yorumladı. Hukukçular, çatışmada ölen ve yaralanan polisler ve ailelerinin davada müşteki ve mağdur olarak yer almamasının şaşırtıcı olduğunu söyledi. Hukukçular, PKK/KCK dosyalarında ölen veya yaralanan güvenlik görevlilerinin yakınlarının davaya kesinlikle müdahil olduğunu hatırlatarak, devletin aileleri hakkında tazminat davası açtığını kaydetti. Yasalara göre örgüte göre ayrımcılık yapılamayacağına işaret eden hukukçular, “A örgütüne ayrı bir kural B örgütüne ayrı bir kurul işletemezsiniz” dedi.

Bu sanıkların birçoğunun yanlarında çok sayıda silah ve onlarca mermi bulundurmasına rağmen, serbest bırakılmasının silahlandırmayı arttıracağına işaret eden Hukukçular, “Bu kişilerin ölen İŞİD’lilerle aynı yerde kaldıklarına dair parmak izleri olması ve ortak hareket ettiklerine ilişkin birçok delil olmasına rağmen, bu kişilerin serbest bırakılmasından sonra bu toplumda kim kendisini güvende hissedebilir” diye sordu. (DİHA)

 




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir