Af Örgütü Raporu: Sur’da 40 bin kişinin hayatı altüst oldu

Sur ilçesi çatışmalar ve sokağa çıkma yasağının izlerini taşıyor. Sur raporunu hazırlayan Af Örgütü araştırmacıları Evrensel gazetesinin sorularını yanıtladı.

Türkiye açısından 2016’ya damgasını vuran gelişmeler içinde çatışmalı bölgelerdeki sokağa çıkma yasağı boyunca yaşananlar önemli bir yer tutuyor. Diyarbakır’ın tarihi yerleşim yerlerinin başında gelen Sur, bu sürecin etkilerini derin olarak yaşayan ilçelerden biri. Uluslararası Af Örgütünün Sur ile ilgili hazırladıkları rapor, bu açıdan önemli veriler sunuyor ve öneriler de bulunuyor. Araştırma bir ekip işi olarak gerçekleşti. Araştırmada yer alan Uluslararası Af Örgütü Türkiye Direktörü İdil Eser ve Uluslararası Af Örgütü Türkiye Araştırmacısı Andrew Gardner çalışmalarına ilişkin olarak Evrensel gazetesinin sorularını yanıtladı.

Bu araştırma için bir yıl boyunca defalarca Diyarbakır’a giden Andrew Gardner, 2007’den beri Uluslararası Af Örgütünde Türkiye araştırmacısı olarak çalışıyor. Daha önce de ifade özgürlüğü, işkence ve cezasızlık gibi konular üzerinde çalışmış, rapor hazırlanması süreçlerinde bulunmuş olan Gardner, akıcı olarak Türkçe konuşuyor.

Uluslararası Af Örgütü Türkiye Direktörü, Sur’a dair olarak “Hayatları alt üst olan 40 bin kişiden bahsediyoruz” diyor. Sur’a dair olarak birçok kişi ve kurum ile görüşmüş, sorular sormuş ve yanıtlar almış olan Andrew Gardner de, Sur’da yaşanan ağır tabloyu anlatırken bundan sonrası için de öneriler de bulunuyor.

Andrew Gardner’in hazırladıkları rapora dair sorulara verdiği yanıtlar şöyle:

Öncelikle bu Sur araştırması nasıl gündeme geldi, oradan başlasak…

Bu araştırma bizim için bölgeyle, Güneydoğu ile ilgili ilk araştırma değil. Daha önce sokağa çıkma yasakları, aşırı güç kullanımıyla, insan hakları ihlalleriyle ilgili araştırmalar yaptık, raporlar çıkardık.

Nerelere gittiniz daha önce mesela?

Diyarbakır’a, Cizre’ye ve farklı ilçelere gitmiştik. Fakat şöyle bir gerçek var ki, bu aslında OHAL’den önce vardı, Güneydoğu’da artık araştırma yapmak çok zor. Bu ulusal sivil toplum kuruluşları için de, uluslararası sivil toplum kuruluşları için de geçerli. Mesela Cizre’ye son kez Uluslararası Af Örgütü adına araştırma yapmak amacıyla haziran ayında gitmeye çalıştım. Polislerce engellendim. Nusaybin Kaymakamından randevu talep ettik, olumlu cevap vermedi. Bu şartlarda Güneydoğu’da Diyarbakır dışında araştırma yapmak gerçekten zor. Bu hazırladığımız Sur ile ilgili bir rapor ama sorun Sur’dan çok daha büyük. Sur’da on binlerce insan yerlerinden edildi. Güneydoğu’da bulundukları yerlerden göç etmek zorunda kalan insan sayısı yarım milyon civarında. Zorunlu göç mağduru ailelerin sorunları birçok açıdan benziyor; barınma sorunu, eğitim sorunu, işsizlik… Sur’daki aileler bir şehir içinde yerinden edildiler. Fakat Şırnak’tan aileler, Cizre’den aileler açısından kentte komple sokağa çıkma yasağı ilan edildiği için ilden ile zorunlu göç yaşandı.

Sur’a ilk hangi tarihte gittiniz bu araştırma için?

Sur’a 2016 boyunca sürekli gittim. Daha önce çatışmalar sürerken, silah kullanımı, zor kullanımı ve mahalle sakinlerinin durumlarını sürekli takip ettik. Yani geçen sene de gittim. Sürekli gidip geliyorum oraya.

Çatışma süreçlerinde daha çok Sur’dan çıkanlarla mı görüştünüz, nasıl bir temas kurdunuz?

Evet. Sur ve diğer yerlerde çatışmalar sürerken biz giremedik. Çok büyük bir sorun gerçekten. Ulusal ya da uluslararası bir denetim olmadı. Bağımsız gözlemciler maalesef giremedi. Bu ortamda tabii ki ağır insan hakları ihlalleri olabilir. Oldu. Sokağa çıkma yasağının olduğu hiçbir yere giremedik. Bazı bilgileri tabii ki avukatlardan, sivil toplum örgütlerinden aldık.

Bir de Sur’dan göç eden insanlarla görüştünüz herhalde?

Onlarla görüştük evet.

Sur ile ilgili kaç insanla, hangi kesimlerde görüştünüz?

Sur’dan 26 aile ile görüştük. Büyük, kalabalık aileler. Onun dışında sivil toplum kuruluşları ile görüştük, belediyelerle görüştük. Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi ile bir de Diyarbakır Valisi ile görüştük.

Vali ile görüşmenize dair izlenimleriniz nasıl oldu?

Validen randevu talep ettik. Ben bizzat iki kere görüştüm vali beyle. Bir de yazılı olarak sorular sorduk, detaylı bilgiler içeren yanıtlar verdi bize. Raporda yer aldı, bizim araştırmamız için çok faydalı oldu.

Peki nasıl bilgiler bunlar? Sizin için tatmin edici sonuçlar çıktı mı validen aldığınız bilgilerden?

Evet, mesela şu önemli. Aileler için verilen tazminatlar, kira yardımı kaç aileye verildi, kaç aileye ulaşıldı? Bu tür bilgiler valilikten geldi.

Benim Sur’dan göç etmek zorunda bırakılan ailelerle yaptığım görüşmelerde artık kullanılamayacak hale gelen eşyaları için kendilerine 3 bin lira gibi bir para verildiğini, bunun zararlarını karşılamaktan çok uzak olduğunu söylemişlerdi.

Evet, benim görüştüğüm aileler de aynen öyle anlatıyordu. Bazen 3 bin, bazen 5 bin. En fazla 9 bini duydum. Fakat benim görüştüğüm aileler, kayıplarının gerçek değerinin 10 kat daha fazla olduğunu ifade ettiler.

Sizin valilik dışında, bir bakanla ya da hükümet düzeyinde herhangi bir görüşmeniz oldu mu?

Şimdiye kadar bakan düzeyinde bir görüşmemiz olmadı. Randevu talebimiz oldu. Olumlu bir cevap gelmedi.

AYNI TRAVMAYI İKİ KERE YAŞAYANLAR VAR

Yaptığınız bu araştırmadan sonra nasıl bir Sur fotoğrafı var kafanızda bu yaşanan sürece dair?

Yani birkaç şey var. Bazı görüştüğümüz aileler, uzun yıllardır Sur’da yaşamışlar. Bazılarının çok güzel eski evleri vardı. 200-300 senelik evler. Eski Diyarbakır evleri diyebiliriz. Bazılarının güvercinleri, tavukları vardı. O güvercinler ne oldu, tavuklar ne oldu? Bunları anlatıyorlardı. Bir de birçok insan uzun süredir Sur’da yaşıyordu ama oraya da kırsal alanlardan göç etmek zorunda kalmışlardı. Bunun onlar için ikinci bir zorunlu göç olduğunu ifade ettiler. Bu durum onlar için daha zordur. Çünkü daha önce de bu travmayı yaşadılar, tekrar yaşıyorlar. Bu benim için çok çarpıcı bir şey oldu.

Çocukların durumu nasıl?

Eğitim aileler için önemli bir konudur. Birçok aile bu açıdan zorluklar çekiyordu. Haftalarca, aylarca okula gidemediler. Zaten Sur’da iken, sokağa çıkma yasağı nedeni ile okula gidemediler. Yerinden edildikten sonra da haftalarca, aylarca bazıları okula gidemedi. Bazıları hiç gidemediler. Bıraktılar tamamen. Neden, çünkü onlar fakir aileler. Sur’dayken de fakirlerdi, şimdi daha zor şartlarda yaşıyorlar.

Bir de bir sivil toplum kuruluşuyla bir görüşme yaptık. Onlar dediler ki, özellikle kız çocuklarını artık okula göndermiyorlar. Bir de erken evlilik var. Önemli bir sorun.

Bir de ortak bir istek vardı; Sur’a geri dönmek. Benim görüştüğüm bütün aileler, Sur’daki evlerine geri dönmek, orada yaşadıkların komşularıyla aynı ortamda olmak istiyorlardı. Görüştüğüm aileler mart, nisan ve mayıs aylarında geri dönmek konusunda daha umutluydular. Ama şimdi 1 sene oldu. Sokağa çıkma yasağı Sur’da 11 Aralık 2015’te ilan edildi ve hâlâ sürüyor. Sivil toplum kuruluşları kapatıldı, medya kapatıldı. Belediyelere kayyım atandı. Bir de 1 sene geçtikten sonra hâlâ sokağa çıkma yasağı olduğu bir bölgede artık insanlar geri dönmek konusunda da umutlarını kaybettiler.

Parçalanmış hayatlar gibi bir tablo çıkıyor toplamından.

Evet, kesinlikle.

Büyük bir trajedi de, Sur’da sokağa çıkma yasağının kısmi olarak kaldırıldığı söylendiği zamanda gidip evlerini göremeyince yaşanmıştı. Evlerini yerinde göremeyenler oldu. Fotoğrafları basına da yansıdı. O ailelerden görüştükleriniz oldu mu?

Evet. Mayıs ve haziran ayında bizim görüştüğümüz aileler, öyle bir durumu ifade ettiler. ‘Bizim evimiz çatışmalar bittiğinde de duruyordu, fakat daha sonra yıkıldı’ diyen aileler oldu. Eylül ayında tekrar aynı ailelerle görüştüğümde, sokağa çıkma yasağının olduğu yerlere girip bakmışlar. Bazı evler duruyor, bazıları durmuyor.

Mayıs ayında sokağa çıkma yasağı kısmen kaldırıldı. Ben ailelerle birlikte Sur’daki evlerine gittim, baktım. Bu ailelerin karşılaştıkları durum gerçekten çok zor bir durumdu. Mesela kişisel eşyaları yıkıldı, yakıldı. Tahrip oldu. Bazı değerli eşyaları çalınmış. Televizyonlar özellikle. Sokağa çıkma yasağı kaldırıldıktan sonra gerçekten bu evler yaşanılacak durumda değildi. O yüzden bu açılan yerlerde geriye dönen aile sayısı çok azdır. Maalesef böyle bir durum varken gerçekçi bir tazminat şimdiye kadar verilmedi.

Peki yıkılan evlerle ilgili ne gibi rakamlar veriyorlar?

O daha yeni başlayan bir süreç. Raporda yansıtamadık. Ama iki hafta önce yetkililer aileleri çağırmaya başlamış. Evlerinin metre karesine 500 lira, 600 lira veriliyor. Bu çok yeni bir şey. O yüzden de genel bir durumdan bahsetmek de imkansız bu aşamada. Bazı örnekler de, mesela Sur’da iki katlı tapulu bir ev vardı. 40 bin lira tazminat verilecekmiş. 40 bin liraya ne Sur’da, ne de Diyarbakır’ın başka bir yerinde bir ev alabiliyorsun.

Sur’dan göç etmek zorunda bırakılan ailelerle gittikleri yerlerde de görüştünüz sanırım. Oradaki sosyal hayatları nasıl?

Genelde ‘Sur’daki evim çok daha güzeldi, burada hiçbir şeyim yok’, ‘Biz kabalık bir aileyiz, şimdi bir dairede kalıyoruz’, ‘Dolabımı alamadım’ gibi çeşitli şikayetler vardı.

Kira yardımı açısından durum ne?

Kira yardımı yapılıyor. Ama yeterli mi, hayır. Herkese yapılıyor mu, hayır. İlk başta aylık 300 lira veriliyordu, sonra 1000 lira veriliyordu. Belki bu kira için yeterli bir rakam. Ama kalabalık aileler. Bütün hayatları altüst olduğu için ve işlerini kaybettikleri için kesinlikle yeterli değil. Bir defa artık haziran ve temmuzdan sonra, o aileden kimse çalışmıyorsa kira yardımı veriliyor. Bir kişi çalışıyorsa o aile kira yardımından yararlanamıyor. Bu ciddi bir sorun.

Biz gazeteciler olarak Sur’a gittiğimizde, çatışma süreci boyunca sokağa çıkma yasağı nedeniyle işlerine gidemiyorlardı insanlar. Ve işsizliğin yoğun olduğu Diyarbakır’da şimdi ayrıca da bu daha ağır bir sorun. Sizin bu açıdan gözleminiz nedir?

Sur aynı zamanda bir ticaret merkezi. Diyarbakır sakinlerinin alışveriş yaptıkları bir yer. Bir sürü işyeri vardı. Hâlâ da öyle. Sokağa çıkma yasakları kısmen kaldırıldı ama eski zamanlar gibi kalabalık değil. İşyerlerinin bir çoğu kapalı. Bir de insanlar küçük büyük oranda işsiz kaldı.

Şunu da soracağım. 2013 Newrozu’nda Öcalan’ın bir çağrısı olmuştu, ‘Silahların susması ve demokratik siyasetin önünün açılmasına’ yönelik. Biz de gazeteci olarak Diyarbakır’a gittiğimizde bu çağrının bir umut yarattığını gözlüyorduk. Bütün bu yaşananlardan sonra orada görüştüğünüz insanlar hangi duygudalar?

Gerçekten benim görüştüğüm aileler bayağı umut kaybetmişler. Tabii ki, yerinden edilen aileler için en önemli konular onların evleri. Eski mahallelerine geri dönebilmeleri. Ama daha genel olarak bütün bu baskılarla birlikte, işte STK’ler kapatıldı, medya kuruluşları kapatıldı, seçilen belediyelere kayyım atanması… Bütün bunlarla birlikte bölge ve Türkiye için çok olumsuz bir etkisi oldu gerçekten. Yarım milyon insan yerinden edildi. Sivil toplum ciddi anlamda yok edilmeye çalışıldı. Bu hem insani açıdan vahim bir tablo, aynı zamanda barış süreci için, gelecek için gerçekten etkisi çok olumsuz.

Böyle kapsamlı bir araştırma yapmış biri olarak Sur’a dair neler öneriyorsunuz?

Belki de en önemlisi bu geri dönme hakkı. Bu, devletin yükümlülüklerinden biridir. Gerçekten sadece Sur’a geri dönmek ya da Nusaybin’e, Şırnak’a geri dönmek için izin vermek de yetmiyor. Devletin bu imkanları sağlamak konusundaki yükümlülüklerini yerine getirmesi gerekiyor. Evler yıkılmışsa tekrar inşa edilmesi gerekiyor. Ya da tadilat gerekiyorsa, devlet yeterince yardımda bulunmalı. Gelecek için en önemli mesele, bu insanları mahallelerine, evlerine nasıl döneceği.

Onun dışında geri dönmeler bugün yarın olmayacak belli. Sur gibi, Nusaybin gibi, Şırnak gibi yerlerin büyük bölümü yıkıldı. Evler de artık yok. Tekrardan yapılmalı. Fakat insanlar yerlerinden edildi, zor şartlarda yaşıyorlar. Onların mal kaybı, işsizlik gibi sorunlarından kurtulup normal bir hayat yaşayabilmeleri için devletin yardımı gerekiyor. Eğitim konusunda, barınma konusunda aynı şekilde. Bir de bir bütün olarak, bu sokağa çıkma yasakları süresince sadece yerinden edilmeler olmadı, insan hakları ihlalleri yaşandı. Aşırı güç kullanımı konusunda, silahsız mahalle sakinleri yaralanması, ya da ölmesi gibi insan hakları ihlallerini etkili bir şekilde soruşturmak lazım. Maalesef bu en basit konu şimdiye kadar çözülmedi. Bütün bunların cezasızlıkla sonuçlanacağı görülüyor şu anda.

İDİL ESER: BU RAPORU OKUYAN HERKESİN EMPATİ KURMASINI İSTERDİM

Uluslararası Af Örgütü Türkiye Direktörü İdil Eser, Sur’da zorla yerinden edilmeler ve sonuçlarına odaklanan çalışmalarını anlatırken, “Hayatları alt üst olan 40 bin kişiden bahsediyoruz. Güneydoğu’nun değişik yerlerinde yaşanan durumun bir örneği.” diyor.

Sur’da 24 saat kesintisiz uygulanan sokağa çıkma yasağı sonucu binlerce insanın zorla yerlerinden edildiklerini dile getiren Eser, şöyle devam ediyor: “Devletin huzur ve güvenliği tesis etmek, silahlı çatışmaları önlemek gibi bir görevi var. Ama bunun orantılı olması şart. Sokağa çıkma yasağı 11 Aralık 2015 günü ilan edildi. 1 hafta sonra birinci yılını dolduracak. İnsanların ses çıkarması gereken şey, yaşam boyu insanların hayat biçimlerini kaybetmiş olmaları. Böyle bir şey herkesin başına gelebilir. İnsanların yaşam boyu edindiklerini, biriktirdiklerini kaybetmesi kadar kötü bir şey olamaz. Bu raporu okuyan herkesin, bunları yaşayanlarla empati kurmasını isterdim.”

Sur’un yoksul bir ilçe olduğunu ve insanları eşyalarını taşıyacak ne bir arabaları, ne de istedikleri bir yere gitme imkanı olduğuna dikkat çeken İdil Eser, “İnsanlar sadece evlerini değil, yaşam biçimlerini de kaybetti. Aynı durum sokağa çıkma yasağı uygulanan başka yerler için de geçerli. Basın özgürlüğünün ortadan kalktığı, sivil toplum örgütlerinin bir kararname ile kapatıldığı bir dönemde insanların kendi haklarına sahip çıkması çok önemli” vurgusunu yapıyor.

AF ÖRGÜTÜNÜN SUR RAPORUNDAN GÖZLEM VE ÖNERİLER

– Belediye yetkilileri Sur’da yaklaşık 40 bin kişinin yerinden edildiğini tahmin ediyor.

– İlçe sakinleriyle istişare edilmeden geliştirilen ve ilçe sakinlerinin Sur’dan uzak semtlere taşınmasını öngören kentsel yenileme projesinin önünü açmak için de Sur ilçesinin en az yüzde 60’ı tamamen kamulaştırıldı.

– Sur’da bir kadın, 11 Aralık’ta evlerini terk ettiklerinde olan olayları anlatıyor: “Polis ana caddeden bir anons yaparak güvenliğimiz için evlerimizi terk etmemiz gerektiğini söyledi. Ama mahalledeki herkes polisin bu anonsunu duyamazdı. Herkes birbirini arayıp ‘Bize gitmemizi söylüyorlar’ diyordu. Sokağa çıktığımızda ise birçok kişi çoktan gitmişti. Çatışmalardan kaçmak için sağa sola koşuşturduk.”

– Bir kadın görüşmeci Uluslararası Af Örgütüne, evinin on gün boyunca sokağa çıkma yasağının uygulandığı bir bölgede bulunduğunu, mahalleden ayrılmasının ardından evinin yağmalandığını ve tüm eşyalarının parçalanıp harap edildiğini anlattı.

– Sur sakinlerinin evlerini hür iradeleriyle terk etmediklerine, zorla tahliyeye maruz kaldıklarına ise pek şüphe yok.

– Birçok kişi yerinden edilmeyle birlikte işsiz de kaldıklarını anlattı.

-Sur’da kiracı konumunda olanların, yerinden edildikten sonra ödemek zorunda kaldıkları kira bedeli, bir önceki konutlarının kira bedelinden sıklıkla yüzde 100, hatta yüzde 200 oranında daha pahalıydı.

– Bölgedeki sürece bütünlüklü olarak bakıldığında, bu süreç, altyapıdaki değişiklikler ve nüfus transferleri vasıtasıyla güvenliği sağlamak için söz konusu yerlerde ikamet eden kişileri yerinden etme ve bu yerleri yıkıp yeniden inşa etmeye yönelik önceden tasarlanmış bir planın olduğu izlenimini veriyor.

– Diyarbakır Valiliğinin mayıs 2016’da Uluslararası Af Örgütüyle paylaştığı bilgiye göre, güvenlik güçlerinin operasyonları ile silahlı çatışmaların son bulduğu 9 Mart 2016 tarihi itibariyle, 65 asker ve polis memuru ile PKK ile ilişkili 65 silahlı kişi çatışmalarda öldürülmüş ve cenazelerine ulaşılmıştı.

– Yetkililer, kamu hizmetlerinin silahlı çatışmaların hizmet altyapısında hasara yol açması nedeniyle kesintiye uğradığını savunurken; yerel halk, yetkililerin kamu hizmetlerine erişimi kasıtlı olarak kestiğini iddia etti. Uluslararası Af Örgütü ile görüşen bir polis memuru, yerel halkın iddialarını destekleyen açıklamalar yaptı ve polis ve orduyla çatışan silahlı kişileri demoralize etmek için kasıtlı bir şekilde elektrik ve suyu kestiklerini ifade etti.

– Ülke içinde yerinden edilen kişilerin, kendi istekleri ile, güvenli ve insan onuruna yakışır biçimde, evlerine ya da sürekli yaşadıkları yerlere geri dönmeleri veya yine kendi istekleriyle, ülkenin başka bir bölgesine yerleşmeleri için gerekli koşullar oluşturulmalı ve gerekli imkanlar sunulmalıdır.

– Sokağa çıkma yasağı daha fazla gecikmeksizin kaldırılmalı ve mümkün olduğu kadar çok kişinin derhal evlerine geri dönmesi, işyerlerinin açılması ve olağan ekonomik yaşamın yeniden tesis edilmesi için adımlar atılmalıdır.

– Hem ev sahipleri hem de kiracılara yeniden inşa projeleri tamamlandıktan sonra Sur’a geri dönme seçeneğinin sunulması güvence altına alınmalıdır.

– Sur yerel halkından bir kadın, eşi ve beş çocuğu ile birlikte yerinden edilmelerinin ardından umutlarını yitirdiğini anlatıyor: “Hayatım boyunca yoksulluk içinde yaşadım. Sahip olduğum tek şey bu evdi. Tek isteğim oğlumun üniversiteye gitmesiydi. Şimdi ne evim kaldı ne de oğlumu üniversiteye gönderme umudum.”

– Sur sakinlerine kamulaştırma kararlarıyla ilgili bilgi verilmeli, ilçenin geleceğine dair kararlar almadan ve somut adımlar atmadan önce mahalle sakinleriyle samimi istişarelerde bulunulmalıdır.

(Fatih POLAT – Evrensel)

(Fotoğraf: Sur’un merkezinde bulunan ve silahlı çatışmalardan zarar gören tarihi ‘Dört Ayaklı Minare’ ve cami. – Guy Martin)




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir