‘İnsan hakları panoraması’

Bilgi Üniversitesi İnsan Hakları Kulübü, İHD ve TİHV, 10 Aralık dolayısıyla insan haklarına yönelik ihlallerin anlatıldığı bir etkinlik düzenlendi. Panorama şeklinde yapılan etkinlikte, Türkiye’deki hak ihlalleri incelendi, mücadele yöntemleri konuşuldu.

Bilgi Üniversitesi İnsan Hakları Kulübü yüksek lisans öğrencileri, İnsan Hakları Derneği (İHD) ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV), 10 Aralık İnsan Hakları Haftası dolayısıyla, hak ihlallerine dikkat çekti.

İHD Kayıplar Komisyonu üyesi Sebla Arcan, İnsan Hakları Haftasına hak ihlalleri ve yeni ölümlerle girildiğini kaydetti. İnsan haklarının ihlalinin temel nedeninin çok kimlikli bir coğrafyanın tek tipleştirilmeye çalışılması olduğunu kaydeden Arcan, “Bu nedenle biz barışın önemine dikkat çekiyoruz. Çünkü barış olmadan hak ihlallerinin önüne geçemeyeceğimizi biliyoruz” dedi.

EFE: MÜCADELE VE DİRENİŞTEN BAŞKA ŞANSIMIZ YOK

TİHV Temsilcisi Ümit Efe ise Şırnak’tan yeni geldiğini belirterek “Şırnak, çocukları öldürülen, yıkılan bir kentti. Bir anne, 19 yaşındaki çocuğunu kaybetmişti ve bana ‘Bizim kentimiz yok, çocuklarımız yok, gidecek bir yerimiz yok ama hala barış umudumuz var’ dedi. Küçük çocuklar kol kola girip şarkı söylüyordu, onları gördüğümde hala umut olduğunu hissettim” şeklinde gözlemlerini aktardı. Efe, medeni ölüler haline getirilen bir sivil toplum yaratılmak istendiğinin altını çizdi. Efe, “İnsan Hakları Haftasında, mücadele ve direnmekten başka yapabileceğim bir şey yok. Ben inanıyorum ki insanlık kazanacak” diye konuştu.

‘TÜRKİYE ADİL YARGILAMA HAKKINI İHLAL EDEN BİRİNCİ ÜLKE’

Bilgi Üniversitesi yüksek lisans öğrencisi Mesut Çakan, insan hakları savunucularının kimler oldukları ve neler yaptıklarına ilişkin bir sunum yaptı. Çakan, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 1. maddesini hatırlattı, barışçıl yollarla mücadele eden herkesin insan hakkı savunucusu olabileceğini ve başka bir ön kabul olmadığını söyledi.

İnsan hakları savunucularının, demokratik yönetim ve sorumluluğun güçlendirilmesine katkı sağlamak için çaba göstermesi, cins, ırk ve cinsel eşitlik ve toplumun tüm sorunları için mücadele etmesi gerektiğini söyleyen Çakan, şunları kaydetti: ” İnsan hakları hükümetleri temel özgürlüklere daha fazla saygı göstermeye zorlar, insan hakları standartlarını yükseltmek amacıyla hükümetin politikalarını izler ve raporlar hazırlar” dedi.

Türkiye’nin, İnsan Hakları Sözleşmesini en çok ihlal eden ikinci ülke olduğunu vurgulayan Çakan, aynı zamanda adil yargılama hakkını ihlal eden birinci ülke olduğunu da kaydetti.

‘DEVLETİN ŞİDDET DİLİ ERKEKLER TARAFINDAN REFERANS ALINIYOR’

Artan toplumsal şiddetin kadına yönelik şiddete etkisi üzerineyse, Bilgi Üniversitesi öğrencisi ve Avukat İpek Bozkurt bir sunum yaptı.

Dans Archer ve Rosemary Gartner’ın 1977’de şiddet üzerine yaptığı araştırmadan örnek veren Bozkurt, “Devletin öldürme fiilini ne kadar meşrulaştırdığını Sur’dan Cizre’den gelen fotoğraflardan görüyoruz. Yatak odasına kadar giren bir asker ve aynaya rujla istediğini yazabilecek bir meşruluk hali” dedi. Devletin, kurduğu ilişkide halka, şiddeti öğrettiğini söyleyen Bozkurt, devletin kullandığı şiddet diline örnekler verdi. Bülent Arınç’ın “Kadın herkesin içinde kahkaha atmayacak, kahkahası tahrik unsuru olmayacak” sözlerini hatırlatan Bozkurt, Arınç’ın, bu sözleriyle kadına yönelik şiddeti körüklediğini kaydetti.

Fatih K. adlı erkeğin, bir kadını katlettikten sonra “Bana, ben 2-3 yıl dağda kaldım. Eninde sonunda Kürdistan’ı kuracağız dedi, ben de dayanamadım, öldürdüm” dediğini hatırlatan Bozkurt, “Artık bu saldırganlar akıl sağlığım yerinde değil, sarhoştum, kendimi kaybettim de demiyorlar. Devletin meşru gösterdiği şiddeti referans alarak böyle konuşuyor. Bu da şiddetin domino etkisinin bir boyutu” dedi.

‘İFADE EDİYORUM ÖYLEYSE VARIM’

Gazeteci Banu Tuna ise “İfade ediyorum öyleyse varım” başlığıyla bir sunum yaptı. Tuna, OHAL kararnameleriyle kapatılan basın-yayın kuruluşlarının, ihraç edilen akademisyenlerin ve kamu emekçilerinin, mühürlenen derneklerin bilançosunu açıkladı. 146 gazetecinin hapishanede olduğunu ancak Adalet Bakanlığı’na göre tutuklu gazeteci sayısının sadece 3 olduğunu belirten Tuna, politik olarak durduğu yer hükümetin hoşuna gitmediği için işi olmayan, konserleri iptal edilen birçok sanatçının olduğunu da söyledi.

OHAL’de şort giymenin, otobüste tekmelenmek için neden olabildiğini ve Ankara katliamında ölenleri anmanın hala yasak olduğunu kaydeden Tuna, “Bugün bu topraklarda kendimizi ifade edebiliyor muyuz? Bilgiye ulaşma hakkına sahip miyiz? İnsan kendini var eder ve toplum içinde yer alır” dedi. Tuna, Albert Camus’un, “Özgür olmayan bir dünyayla baş etmenin tek yolu kendi varoluşunu bir başkaldırı haline getirecek kadar özgür olmaktır” sözünü örnek verdi. (ETHA)




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir