Aktif Savunma – Toprak AKARSU

TOPRAK AKARSU

 

 

 

 

8 Haziran darbesinden günümüze politik İslamcı ırkçı faşist diktatörlüğün var gücüyle geliştirdiği savaş ve devlet terörü politikası belli eşiklerden geçerek sürekli tırmandı… Saray cuntası, 15 Temmuz başarısız darbe girişimini devlet terörünü OHAL-KHK düzenine sıçratmanın basamağı haline getirerek bulunmaz bir faşist saldırganlık imkanına dönüştürdü. O arada CHP devletin bekası narkozu ve onun güncel tezahürü yeni kapı ruhu ile yeterince alıklaştırıldı. Politik İslamcı diktatör, şimdi MHP ve Ergenekoncularla kurduğu kirli ve kanlı ittifaka, kitle desteği ve AKP’nin Meclis’teki gücüne dayanarak fiili konumuna yasallık kazandıracak bir referanduma hazırlanıyor.

Diktatör ve Saray cuntası, HDP’nin önderlik ve örgütlülüğünü tasfiye edip toplumsal muhalefetin ve antifaşist direnişin kaldıracı olmaktan çıkartarak milyonları teslim alma yolundan referandumun sonucunu güvenceleme amacında. HDP örgütlenmesi il il, ilçe ilçe tasfiye edilmeye çalışılıyor. Fakat yine de arzuladığı sonuca ulaşmak hiç de kolay olmadığı için diktatör, faşist devlet terörünü olabildiğince tırmandırmaktan başka bir yol bulamıyor… Bütün göstergeler anayasa referandumunun tarihi bir dönemeç ve belirleyici bir siyasi çarpışma an’ı olacağına işaret ediyor.

DİRENİŞ DAMARLARI

Faşist devlet terörü ve savaş siyasetine karşı direniş 8 Haziran darbesinden günümüze enva-i çeşit biçimlerde sürerek gelmiş olmasına karşın kitle hareketinde açık bir geri çekilme ve daralma yaşandı. Salon toplantılarının, protesto ve gösterilerin, yürüyüş ve mitinglerin, basın açıklamaları dahil demokratik eylem özgürlüğünün büyük ölçüde tasfiye edildiği; faşist despot Erdoğan ve onun Saray cuntasını, AKP iktidarını eleştiren, itiraz eden, boyun eğmeyen televizyon ve radyoların, gazete ve dergilerin susturulup, ajitasyon ve propaganda özgürlüğünün kökünün kazınmaya çalışıldığı, demokratik muhalefetin ve antifaşist direnişin bileşenleri dernek, kültür merkezi, platform vb. örgütlenmelerin, özetle örgütlenme özgürlüğünün büyük ölçüde tasfiye edildiği, İslamcı ırkçı faşist güruhların seferber edilip HDP’ye yönelik sayısız saldırının düzenlendiği, emekçi sol siyasi parti ve yapıların çalışmalarının devlet terörü ile baskı altına alındığı, on binlerce öğretmenin, memurun, akademisyenin zorbalıkla işinden atıldığı, yüzbinlerce insanın gözaltına alındığı ve onbinlercesinin tutuklandığı dizginsiz faşist devlet terörü koşulları altında kitle hareketinde meydana gelen geri çekiliş ve daralma anlaşılmaz ve beklenmedik bir durum değildir. Bununla birlikte kitle hareketi ezilmiş,yenilmiş ya da teslim olmuş değildir. Devrimci durum varlığını sürdürmektedir. Diktatörlük, faşist devlet terörü ve psikolojik savaşla adeta kitlelere yenilmeden yenilgiyi ve boyun eğmeyi kabul ettirmeyi dayatmaktadır. Bu amaçla en son HDP eş genel başkanları ve vekilleri tutuklanarak faşist devlet terörü limitine yaklaştırılmıştır.

Kitle hareketindeki geri çekilme ve daralmayla birlikte siyasal taktiğin ve örgütsel önderliğin koşulları değişmiştir. Diktatörlüğün savaşı ve devlet terörünü tırmandırma siyasetine karşı antifaşist güçlerin direnişi iç dalgalanmalarına karşın “aktif savunma” tarzında kesintisiz süregeldi. Örneğin akademisyenlerimizin suçluyu suçüstü yakalayan “bu suça ortak olmayacağız” çıkışı ve duruşu, keza ezilen toplumsal sınıf ve tabakaların tüm direnişçi kesimlerinin barış ve özgürlük isteyen akademisyenlerimizi kararlılıkla desteklemeleri aktif savunmanın çarpıcı bir tezahürüydü. Başarısız darbe ve OHAL ilanının en sıcak günlerinde SGDF ve ESP’nin Suruç şehitlerini anma kararlılığı ya da politik İslamcı diktatörlüğün çocukları tecavüzcüleriyle evlendirme ve tecavüzü meşrulaştırma yasası girişimine karşı kadınların patlama halinde öfkeli direnişi (fiili meşru mücadele tarzına dayalı aktif savunma bilindiği gibi diktatöre ve diktatörlüğe geri adım attırdı), keza özgür basın emekçilerinin kendi mevzilerini fiilen savunma pratiği, HDP vekillerinin mahkemelere ifade vermeye gitmemeleri, eşbaşkanların “Direne direne kazanacağız”, “Boyun eğmeyeceğiz” duruşu da aktif savunmanın çok çarpıcı örnekleridir. Hakeza semtlerde devletin terör aygıtlarını ya da diktatörlüğün uzantısı yerel unsurları hedefleyen milis eylemleri, küçük grupların gösteri ve protestoları da, aktif savunmanın diğer çok etkin bazı biçimleridir… İstanbul’da emekçi solun kuvvetlerini ve antifaşist direnişin öncü güçlerini birleştiren niteliğiyle Kartal mitingi de, aktif savunma kapsamı içerisinde kitlesel öncü bir harekettir.

Bütün bu antifaşist direniş biçimleri ırkçı politik İslamcı Saray cuntası ve diktatörün yaratmak istediği “yenilgi ve mezar sessizliği” havasını kırmakta, direnişin mümkün ve olanaklı olduğunu göstererek topluma moral kazandırmakta, antifaşist direnişçi güçlerin cesaret kazanmasına ve kuvvet biriktirmesine, varolan direniş potansiyelini realize etmeye, on binleri ve yüzbinleri harekete geçmeye, diktatörlüğe karşı direnişe atılmaya hazırlamakta ve çağırmaktadır.

SOMUT KOŞULLARIN SOMUT TAHLİLİ

Yeni bir siyasal durum ve dönem şekillendiğinde devrimciler daima şu soruyu sorarlar; “Bu dönem nasıl bir mücadele tarzı ile karşılanabilir?”, “Döneme denk düşen mücadele ve örgüt biçimleri nelerdir?”, “Kuvvetler yeni durumda nasıl mevzilenecektir?”, “Yeni koşullara denk düşen çalışma tarzı nasıl şekillenebilir?”.

Kitle hareketinin yenilmeksizin geri çekildiği koşullar altında antifaşist direnişin aldığı biçimler, dönemin mücadele taktiğinin aktif savunmacı niteliğini ve tarzını vermektedir.

Aktif savunma, tırmanan faşist devlet terörü karşısında her şeyden önce devrimci demokratik mevzilerin savunulmasını ve geriye çekilmiş kitlelere moral ve cesaret kazandıracak, toparlayacak öncü bir duruşun güçlü tarzda geliştirilmesini, politik İslamcı faşist Saray diktatörlüğüne karşı direnişin olanaklı her alanda örgütlenmesini, kuvvet toplamak kadar düşmana siyasi ve fiziki darbeler indirme fırsatlarının değerlendirilmesini kapsar. Aktif savunma aynı zamanda saldırı için kuvvet biriktirme ve hazırlık demektir.

Değişen siyasi durumla birlikte doğru anlaşılması gereken şeylerin en başında örgütsel önderliğin koşullarının değiştiği gerçekliği geliyor. Örgütsel önderlik ancak yeni durumun ihtiyaçlarını anlama ve yanıtlama yolundan ilerleyebilir. Marksizm ‘somut koşulların somut tahlilidir’ diyen, devrimci diyalektikten esinlenen örgütsel önderlik, kendini değişen koşullara, yeni duruma uyarlamak mecburiyetindedir. Örgütlenme-örgütleme sorunlarını örneğin 2015’in girişindeki gibi ele alamaz, düşünemez. Yeni durumun gerisinde kalmak “önderlik” iddiasıyla da kavramıyla da bağdaşmaz.

Örgütsel önderliğin görevleri, her dönem kendini; ilki devrimci öncünün örgütlenmesi ve ikincisi de mücadelenin (günümüzde antifaşist direniş cephesinin geliştirilmesi) örgütlenmesi olmak üzere iki boyutta koyar. Nitelik ve alan olarak farklı bu iki düzey birbirinden yalıtık değildir, tecrit halde ele alınamaz, kavranamaz. Devrimci önderliğin örgütlenmesine dair sorunlar (birinci boyut) ancak dönemin siyasi görevlerini (ikinci boyut) başarmaya odaklanarak çözülebilir. Bu diyalektik bağıntının kaybedilmesi öncünün kendini amaçlaştırmasını getirir ki, bu da yön ve nitelik kaybı demektir.

Kuşkusuz dönemin siyasi görevlerinin üstesinden gelme yönündeki her gerçek ilerleme öncünün kadro ve örgüt sorunlarının çözümüne itilim sağlayacaktır.

Antifaşist direnişin, devrimci demokratik cephenin geliştirilmesi hayatidir. Öncünün güçlerini semtlerde, sokaklarda ve okullarda antifaşist direnişi envai çeşit biçimlerde geliştirecek birleşik direniş komitelerini örgütlemeye, olanaklı en yaygın şekilde halk milislerinin kurulmasına yöneltmek ve yönetmek örgütsel önderliğin görevlerinin birinci boyutunu oluşturmaktadır.

Diktatörlüğün terörünün misliyle tırmanması, öncüleri hedefleyen gözaltı ve tutuklama terörü, keza kitle hareketinde geçici daralma ve geri çekilme devrimci öncülerin bir önceki dönemde inşa edilmiş örgütlenmelerinde kısmi ya da yaygın çözülme ve dağılmalara, hatta tasfiyelere yol açar. Dün az çok işleyen örgütler işletilemeyince bir çeşit örgütsüzleşme durumu, bocalama ve hareketsizlik şurada burada uç verir, yaygınlaşır. Bu durumun hemen ve dolaysız en önemli sonucu öncünün geniş kitlesiyle bağlarının zayıflaması ve kopma tehlikesinin belirmesidir. Kitle hareketindeki geçici geri çekilme ve daralmanın nesnel olarak koşulladığı, diktatörlüğün tırmandırdığı faşist terörün özel olarak amaçladığı da öncülerin genel olarak kitlelerle özel olarak “kendi kitlesi” ile bağlarını koparmak, hayat damarlarını kesmektir. Böylece dönemin örgütsel önderliğin önüne koyduğu yaşamsal örgütsel görevlerin ikinci boyutu ana çizgileri belirmektedir.

KİTLELER İÇİNDE DEVRİMCİ EYLEM HATTINDAN İLERLEMEK

Dönemin koşulları nedeniyle dağılan, çözülen ya da dolaysız biçimde düşmanın saldırarak tasfiye ettiği örgütlerin yeniden (yeni duruma uygun tarzda) üstelik bilgi ve deneyimi, hazırlığı sınırlı devrimcilerle tekrar ve tekrar kurulması dönemin örgütlenme sorunlarının kavranacak temel halkasıdır. Böylece örgütsel ve siyasi önderliğin ana güçlerle ilişkileri örgütlü tarzda sürdürmesi, halkçı demokratik cephenin ve birleşik antifaşist halk direnişinin geliştirilmesine seferber edilmesi temelinde hareket halinde tutulması, günlük, somut, elle tutulur başarılar kazanılması temelinde ilerlemek mümkün olur.

Devrimci kitle partisi kazanılmış bir mevzi olarak, faşist düşmanın irade kırma ve tasfiye etme terörüne karşı kuşkusuz tam bir kararlılıkla savunulacaktır. Büyük kent ve ilçe mekanları propaganda ve kadrolaşma çalışmaları için etkin şekilde işlevlendirilirken, semtlere, sokaklara, işyerlerine uzanan yaygın bir örgütlenme ağının klasik biçimlerde inşası öncünün örgütlülüğü ve kendi kitlesiyle bağlarını sürdürülmesi bakımından olduğu kadar hakeza demokratik halkçı cephenin ve birleşik antifaşist direnişin geliştirilebilmesi bakımından da hayatidir.

Örgütsel teknikler, dönemin koşullarına uyarlanmak zorundadır. Fiili meşru mücadele cephesinde hız kazanmak ve anı yakalamak için çok gerekli olan teknikler ve yöntemler yeni durumda kısmen kullanılsalar bile büyük ölçüde sürdürülemezler. Örgütsel önderlik örgütsel çalışmanın tekniklerinde “klasik yöntemlere dönüş”ü örgütlemek durumundadır.

Kitle ajitasyonu biçimleri değerinden bir şey kaybetmiş değildir. Hatta örneğin 8-10 kişilik gruplar halinde gazete satışları kitle ajitasyonu-sokak gösterileri yeni durumda antifaşist direnişin somut biçimleri arasındadır. Siyasi bakımdan uyarıcı olduğu kadar, moral bakımdan kitlelere öncünün cüretini taşır. Kitle hareketinde gerilla tarzı dediğimiz dönem için oldukça işlevli mücadele yöntemlerinin bileşenidir. Diğer yandan burada dönemin çalışma tarzı bağlamında bire bir ilişkiler içerisinde propaganda, ajitasyon ve örgütleme çalışmalarını geliştirmenin özel önem kazandığını muhakkak vurgulamalıyız.

Örgütsel önderlik, dönemin çalışma tarzını ancak yeni koşullara ve görevlerini başarmanın gereklerine uyarlayarak geliştirebilir. Örgütsel çalışmada nitelikli emeğin tasarrufu ve nitelikli emeğin yüksek düzeyde verimli “kullanımı” dönemin çalışma tarzının en temel sorunudur. Devrimci öncünün örgütlenmesinin sokak, semt, ilçe, il ve merkezi bütün düzeylerinde örgütsel önderlik, ancak en etkin “saha” çalışmasıyla rolünü oynayabilir. “Saha”, hareket halinde olmak demektir, “saha” örgütler, kadrolar ve parti kitlesiyle iç içe olmak, kitleler içinde erimek demektir. “Saha” devrimci öncünün güçlerini antifaşist direniş ve halkçı demokratik cepheyi geliştirme çalışmasında seferber etmek ve yönetmek, antifaşist direniş ve demokratik cephenin başında yürümek demektir.

(ETHA)




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir