AKP CEHŞ!

KCK Yürütme Konseyi üyesi Mustafa Karasu, belediyelerin gasp edilmesi, HDP’li vekiller ile demok­ratik siyaset yapan binlerce kişinin cezaevine atılması ardından, Türk devletinin işbirlikçi bir Kürt oluşumunu devreye sokmak istediğini belirtti.

Mustafa KARASU

AKP-MHP ittifakının ve tüm Kürt düşmanı şovenistlerin bir amacı var; Kürt Özgürlük Hareketini tasfiye etmek; bu olmuyorsa zayıflatmak ve soykırımı tamamlamaktır. 1924’ten sonra fiziki ve kültürel olarak yürütülen soykırım politikası böylece tamamlanmak istenmektedir. Türk devleti bu amaçtan ve bu yönlü politikalardan hiç vazgeçmemiştir. AKP iktidarı boyunca yürütülen politika da bu yönlüdür. İktidarın işbirlikçileri Kürtçe kurslar ve TRT 6’nın kuruluşunu ileri sürerek inkâr ve asimilasyon politikasının kalktığını söylemektedirler. Bu söylem tamamen yalan ve demagojidir. İnkâr ve asimilasyon politikaları eskisinden daha derin ve tehlikeli bir biçimde sürdürülmektedir. Asimilasyonun çok kapsamlı sürdürülmesi zaten inkârın çok kapsamlı sürdürülmesidir. Her olgu kendi koşullarında değerlendirilmelidir. İletişim ve bilişim araçlarının asimilasyon değirmenini son hızla döndürdüğü bir zamanda şu kurstan, şu TV’den söz etmek sadece Kürtlerle dalga geçmektir. Çünkü bunlar sadece soykırımı örtme niteliğindeki özel savaş araçlarıdır. Tabi Kürt gerçeğinde değişen şeyler vardır. Bu da Kürtlerin bilinç ve örgütlülüğü ile özgür ve demokratik yaşama kavuşma isteği ve ısrarıdır. Her şeyden önce durumu böyle tespit etmek gerekmektedir.

Kürtler Bakur, Başur, Rojava ve Rojhilat’ta güçlenince, Kürtlerin Ortadoğu’da kurulacak yeni siyasal dengelerde yer alacağı görülünce ve bu durumun Türkiye’de de Kürt sorununun çözümünü dayatacağı anlaşılınca 2014 30 Ekim Milli Güvenlik Kurulu toplantısında Kürtlerin bu güçlenmesinin önünün alınması gerektiği kararına varılmıştır. Türkiye ve Ortadoğu’daki siyasal gelişmeleri bu tarihten sonra alınan bu karar çerçevesinde değerlendirmek gerekmektedir.

Dolmabahçe Mutabakatı bu nedenle reddedilmiş, 5 Nisan’dan beri İmralı’daki ağır tecrit bu nedenle yürütülmüş, 7 Haziran seçimleri bu nedenle yok sayılmıştır. 7 Haziran’la birlikte Kürtlerin eğilimi ortaya çıkınca ve Türkiye’deki ulus-devlet anlayışının sürdürülemeyeceği görülünce sert bir savaşla Kürt halkının özgürlük iradesi kırılmak amaçlanmıştır. Bu nedenle şehirler yakılıp yıkılmış, kadın, çocuk, yaşlı, genç ve yüzlerce sivil bu nedenle katledilmiştir. Çöktürme planı çerçevesinde yürütülen bu savaşla birlikte süreklileştirilen tutuklamalar 15 Temmuz darbe girişiminden sonra yeni bir aşamaya vardırılmıştır. Tüm belediyelerin gasp edilmesi ve milletvekillerinin tutuklanması tamamen sindirmeyi ve toplumda umutsuzluk yaymayı hedeflemektedir.

İşbirlikçi Kürt oluşumu

HDP üzerinde bu düzeyde baskı yapılması, milletvekillerinin tutuklanması, belediyelerin gasp edilmesi, belediye eşbaşkanları ve meclis üyelerinin tutuklanması, dışarda neredeyse demokratik siyaset yapan hiç kimsenin bırakılmaması başka bir amaç için de yapılmaktadır. Kürt halkının özgürlük mücadelesinin tasfiyesinde başka bir enstrüman da devreye sokulmak istenmektedir. Bu da AKP iktidarının Kürt Özgürlük Hareketi’ni tasfiye etmede kullanacağı işbirlikçi bir Kürt oluşumudur. Bu oluşumu toplumda yarattıkları sindirme, umutsuzluk ortamında HDP, DBP ve bir bütün olarak Kürt Özgürlük Hareketi’nin karşısına çıkarmak istemektedirler.

Böyle bir hedef ve plan her zaman olmuştur. Ancak Kürt Özgürlük Hareketi’nin gücü ve doğru politikaları nedeniyle bu hiçbir zaman pratikleşmemiştir. Sadece devlet ve AKP iktidarı değil, yeminli Apo ve PKK düşmanı bazı Kürtler de hep alternatif bir siyasi hareket yaratmayı düşünmüşler, ama bu konuda bir gelişme sağlayamamışlardır. Çünkü sadece Apo ve PKK düşmanlığı üzerinden böyle bir siyasi hareket yaratmak mümkün değildir. Devlet ve iktidara, onun uygulamalarına karşı tutum alınıp mücadele edilmeyecek, ama Apo ve PKK düşmanlığı üzerinden siyasi bir hareket yaratılacak! Tabi bu arayışlar tutmamıştır. Ancak şimdi tüm siyasetçiler zindana atılıp kalanlar da baskı altına alınınca böyle bir projenin tutacağı hevesi ortaya çıkmıştır. Şimdi böyle bir siyasi oluşumu çok amaçlı olarak saray gladyosuna bağlı MİT ve AKP içindeki bazı işbirlikçiler ve işgüzarlar üzerinden yaratma çabası içine girmişlerdir.

Şu anda böyle bir çalışma yürütülmektedir. Böyle bir siyasi hareket oluşturma çabası içinde olanların karakterine bakılırsa neyin amaçlandığı ve nasıl bir oluşumun yaratılmak istendiği anlaşılır. Bunlardan biri, bir zamanlar HDP içine sokulmuş, burada Tayyip Erdoğan’a bugün söylediklerinin tersini söyleyen ağzı yalama olmuş Mehmet Metiner; bir diğeri ise çalıştığı üniversitede genç kızlara sarkıntılık yaptığı için barınamayıp kapağı başka üniversitelerde alan Mazhar Bağlı! Saray gladyosu bunların yanına benzer karakterde bazılarını da katarak şehir şehir böyle bir oluşumun içine kimlerin alınacağı çalışması yapmaktadır. Bunlar PKK’den kaçmış, şimdi de Apo ve PKK düşmanlığı yapan bazı döküntüleri de böyle bir oluşuma yamalama hesapları yapıyormuş. Bakurê Kürdistan’da KDP’ye yakın kişiler üzerinden böyle bir oluşumun profilini genişletme çalışmaları da yürütülüyormuş.

Tabanı tırtıklama

Böyle bir çalışma içerisinde olunduğu kesin. Ancak içine alınacaklar konusunda farklı söylentiler var. Bir defa böyle bir çalışma başlayınca ve bazı görüşmeler yapılınca bunlar sır kalmıyor. O ona, şu buna söyleyerek ağızlara düşüyor. Ancak bir gerçek var, AKP iktidarı ve saray gladyosu bu tutuklamalar üzerinden oluşturduğu baskı ve siyasi boşluk ortamında bir işbirlikçi parti yaratma hesabı yapmaktadır. HDP ve DBP tabanının bir kesimini böyle tırtıklamayı düşünmektedirler. Sert ortamlarda yaşamları sıkıntıya giren, konformist yaşamdan vazgeçmeyen orta sınıf denen bazı kesimleri yanlarına çekmek istedikleri anlaşılmaktadır. Özellikle iki yıldır sürdürülen saldırıların Türk devleti ve AKP iktidarının Kürt halkının özgürlük mücadelesini ezmek istemesinden kaynaklandığını görmeyen ve Özgürlük Hareketi’nin bu saldırılara karşı direnişini AKP propagandası altında tersinden ele alan bazı çevrelerin böyle bir siyasi oluşuma devşirilmesi çalışmaları yapıldığı görülmektedir. Bu çevrelerin yaşamlarında yaşadıkları sarsıntı ve yakınmalar Kürt Özgürlük Hareketi’ne yönlendirilerek böyle bir oluşumun parçası yapılmak istendiği anlaşılmaktadır.

İşte bu tür hesaplar yapılırken bu hesapları boşa çıkaracak hiç kimse dışarıda bırakmamak için tutuklamalar bu kadar yoğunlaştırılmıştır. Özcesi bu tutuklamalar ve sindirme saldırılarıyla birkaç amaca birlikte ulaşmak istemektedirler. Bunlardan biri de işbirlikçi bir Kürt oluşumu yaratmaktır. Çatışmaların sertleştiği ortamda böyle bir mücadeleye girmeyi göze alamayanlar, hatta neden bu mücadele oluyor diyerek yakınma ve karamsarlıklarını topluma yansıtanlar bu gerçeği görmelidirler. Kürt halkı ve tutuklananlar böyle bir oyunu görebilecek bir birikime ve tecrübeye sahiptir. Çünkü Kürt halkı bir anlık toplumsal patlamayla ortaya çıkmış kısa süreli mücadele içinde oluşmuş bir halk değildir. Kırk yıldır ağır saldırılar ve çekilen acılar içinde politikleşen ve gerçeği görebilecek bir birikime ve sezgiye sahip bir halk gerçekliği bulunmaktadır.

Sessiz kalan bazı siyasetçiler

Bu kadar ağır saldırı ve tutuklama karşısında dikkat çekici bir durum da kendilerine Kürt siyasetçi diyen bazı çevrelerin bu saldırılar karşısında sessiz kalmalarıdır. Ya da konuştukları zaman Kürt halkına, Kürt şehirlerine, Kürt siyasetçilerine saldıran soykırımcı sömürgeci güçlere tutum alıp, teşhir edip mücadele içine gireceklerine, esas olarak Kürt Özgürlük Hareketini ve demokratik siyasetçileri suçlamaktadırlar. AKP-MHP iktidarını ise dostlar bizi pazarda görsün misali eleştirmektedirler. Herhalde bunlar da bu kadar ağır saldırı ve tutuklama ortamında kendilerine alan açıldığını düşünmektedirler. Bu kişi ve çevrelerin tutumu, Kürt gerçeğinden koptuklarını, dost düşman ayırımı yapacak basiretlerinin olmadığını ve sadece PKK ve Apo düşmanlığıyla gözlerini kör ettiklerini gözler önüne sermektedir. Öte yandan bazılarının KDP-AKP ilişkileri nedeniyle olacak ki AKP’ye özellikle tutum almaktan kaçındıkları görülmektedir.

AKP-MHP iktidarının amacı esas olarak Kürt’ün kökünü kazımaktır. Aslında başarabilirlerse işbirlikçilere bile gerek duymadan Kürt halkının özgürlük mücadelesini ezmektir. Ancak Kürt halkının özgürlük mücadelesi o kadar kökleşmiş, halkın özlemi haline gelmiş ki, ne kadar öldürse ve tutuklasa da halkın özgürlük ısrarı sürmektedir. Hatta AKP iktidarına karşı öfke büyümektedir. Özellikle MHP ve tüm Kürt düşmanlarıyla kurduğu ilişki nedeniyle AKP’ye oy vermiş Kürtlerde de büyük rahatsızlık ortaya çıkmaktadır. İşte bu durum Kürt halkının özlemlerini ve duygularını çarpıtacak ve yanlış yönlendirecek işbirlikçi bir oluşuma ihtiyaç duymalarını beraberinde getirmektedir. AKP iktidarı böyle bir işbirlikçi oluşumla fazla bilinçli olmayan ve AKP gerçeğini görmeyen bir kesim Kürt’te beklenti yaratmayı hedeflemektedir. Yıllardır oyalama ve beklenti yaratma politikası bu defa da bu biçimde sürdürülmek istenmektedir.

Sömürgeciliğin Kürdistan’daki ayakları

AKP-MHP ittifakıyla Kürt siyasetinin kökünü kazıma saldırısı yürüten iktidar, el koyduğu belediyelere işbirlikçileri, yeminli Apo ve PKK düşmanlarını yerleştirerek onlar üzerinden Kürdistan üzerindeki soykırımcı siyasi sömürgeciliğe bir ayak oluşturmaya çalışmaktadır. Her ne kadar Kürdistan’da bir kısım oy alsa da bunlar soykırımcı sömürgeciliğin Kürdistan’daki siyasi ve toplumsal ayağı olma konusunda bir nitelik oluşturmuyordu. Kürdistan’da siyasi sömürgeciliği yeniden tesis edecek bir durumları bulunmuyordu. Şimdi böyle bir ayak oluşturma çabası da görülmektedir. Özellikle Hüda-Par üzerinden Özgürlük Hareketi karşıtı olan çevreleri bu iş için kullanmayı düşünmektedirler. Yine Kürtler içinde kendi mezhepçi politikaları için kullanabileceği bazı kişileri Kürt Özgürlük Hareketi karşıtlığına teşvik etmektedir.

Yoğun tutuklamalar ve belediyelere el konulmasının Özgürlük Hareketi karşıtı bir hareketin oluşmasına yer açmak için de yapıldığı görülerek, halkın ve demokratik siyasetçilerin bu konuda duyarlı olmaları gerekir. Bir taraftan bu baskılarla HDP içinde çatlaklar ve farklı eğilimler yaratmak amaçlanmakta, bir taraftan da işbirlikçi bu oluşum için alan açılmaktadır. Bu kadar yoğun tutuklama ve DBP üzerindeki baskı böyle ele alınmalıdır.

Zaten bizzat AKP iktidarı MİT ile birlikte HDP’yi birçok kategoriye ayırmışlardır. Birincisi uzun süre tutuklanacaklar, ikincisi kısa süre tutuklanacaklar, gözaltına alınıp bırakılacaklar, hiç tutuklanmayacaklar ve bu baskı ortamında kendi politikalarıyla çatışmayacak ve uyumlu hale getirilecekler. Kuşkusuz bu onların kategorileştirmesidir. Ancak bu gerçeklik bu saldırıların bir yönünün HDP’yi terbiye etme ve giderek Özgürlük Hareketi’nin karşısına çıkacak bir HDP yaratma olduğu anlaşılmaktadır. Zaten yıllardır bu baskıyı yapmaktadırlar. Şimdi bu baskıyı daha ağır koşullarda yapıp sonuç almak istemektedirler. Tüm bu gerçeklikler halkımızın da,  demokratik siyasal alanın da çok duyarlı olmasını gerektirmektedir.

Demokratik siyasal alan yirmi beş yıldan fazladır bir mücadele yürütmektedir; tüm ağır saldırılara rağmen önemli bir sınav vermiştir. Katletmeler ve tutuklamalara rağmen demokratik siyasal alanda özgürlük ve demokrasi mücadelesinde tutarlı bir çizgi duruşu ortaya çıkmıştır. Her ne kadar içerde ve dışarda kimi güçler demokratik siyasal alanı kendilerine göre yönlendirmek istemişlerse de şimdiye kadar başarılı olamamışlardır. Biz bu saldırıların da demokratik siyasal alanın onurlu duruşuyla boşa çıkarılacağına, dün olduğu gibi bugün de yarın da işbirlikçi oluşum hesaplarının bir sonuç vermeyeceğine inanıyoruz. (Özgür Politika)




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir