Yeni anayasa yada faşizmin yeni adı – Ufuk GÖLLÜ

UFUK GÖLLÜ-E

 

 

 

 

AKP ve MHP yeni anayasa konusunda anlaştıklarını açıkladılar. Ortaya çıkan ittifak AKP-MHP ittifakı Türkiye işçi sınıfı ve ezilen halklarına dönük kurulmuş faşizan bir ittifak. Başkanlık sisteminin yasallaşması olarak değerlendirilecek süreç aslında Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olduktan sonra ulaşmaya çalıştığı hedefte dönüm noktası.

Yeni Anayasa kişisel hak ve özgürlüklerin kısıtlandığı, 12 Eylül’den bu güne taşınan otoriter ve baskıcı yaklaşımın sürdürüldüğü, Cumhurbaşkanına Meclisi fesh etme yetkisi tanıyan, aslında ülkede var olan toplumsal kutuplaşmayı daha da derinleştirmekten başka bir sonuç doğurmayacak bir metindir.

Yeni Anayasa, başkanlığa yasal durum kazandırma anayasasıdır. Devlet Bahçeli bu durumu fiili durumu yasalara uygun hale getirmek olarak değerlendiriyor. Kendi durduğu yerden AKP ile belirli noktalarda pazarlık yaparak devletin geleneksel sağ aklını yeniden kuruyor.

Erdoğan ve AKP iktidarı geçtiğimiz bir buçuk yılı düşündüğümüzde başkanlık hevesleri için ülkeyi kan gölüne çevirdiler.  7 Haziran seçimlerinin sonuçlarını kabul etmeyerek ülkeyi şiddeti her geçen gün artan bir iç savaş sürecine sürüklediler. Buradaki temel düşünceleri savaşı durdurdukları zaman iktidarlarının ve otoritelerinin sorgulanacağı gerçeğidir. Bütün ülkeyi başkanlık hayalleri için kan gölüne çeviren siyasi iktidar gelinen noktada amacına ulaşmak için son hamlesini yapmak üzere.

Hazırlanan anayasa ve aslında başkanlık sistemi halk oylamasına sunulacak. Burada oluşacak olan toplumsal kabul ya da red durumu AKP’nin siyasal ömrünü belirleyecek.

AKP ve Erdoğan’ın başkanlık için en temel tezi ülkenin istikrara kavuşacağı ve güçlü bir yönetimin  ülkenin temel sorunlarına çözüm üreteceğidir. Her şeyden önce AKP’nin 7 Haziran’dan bu güne taşıdığı süreç asla istikrar üretmedi, tam tersine savaşın ve çatışmanın daha da derinleşmesi sonucu doğurdu. 1 Kasım seçimleri sonucunda yeniden tek başına iktidar olan AKP bu sürece Kürtlerle savaş üzerinden yürüdü.  1 Kasım sonrasında tek başına iktidarın istikrar getireceği iddiasının temelsiz olduğunu bir yıllık pratikte çok iyi gördük.

1 Kasım’dan bu güne ülke de iç savaş koşulları daha da belirginlik kazandı,  bölge de yaşanan savaş sürecinin içine daha güçlü girildi. Kürt halkına dönük katliamlar daha da derinleşti. HDP’li vekiller ve belediye başkanları tutuklandı. Ülke 15 Temmuz darbe girişimini yaşadı ve sonrasında AKP ülkeyi fiilen kanun hükmünde kararnamelerle yönetmeye başladı. Artık parlemento işlevsiz hale geldi ve ülke fillen Erdoğan tarafından yönetilmeye başlandı.

Şimdi Başkanlık sisteminin kabulü daha doğrusu popüler deyimle “Türk tipi başkanlığın” kabul edilmesi AKP iktidarının OHAL rejimini fiilen sürekli kılması anlamına gelecektir. Artık parlamento da , yargı da ve devletin bütün kurumları üzerinde cumhurbaşkanının yönetimi esas olacaktır. Bu yönüyle aslında AKP şu anda elinde olan yetkileri Erdoğan’ın fiili pozisyonunu daha da güçlendirecek şekilde yasallaştırmış oluyor. Cumhurbaşkanına fiili olarak parlamentoyu fesh etme yetkisi de tanınıyor.

Erdoğan ve AKP fiili olarak bu yetkilerin büyük bir kısmını kullanırken bu duruma yasal bir statü kazandırma konusunda ısrarı esasen devleti yeniden yapılandırma konusunda ısrar anlamına gelmektedir. Kürtlerle savaş üzerine kurulan AKP-MHP ittifakı Türkiye toplumu açısından geleneksel aşırı sağ seçmenin yan yana gelmesidir. AKP ve MHP ittifakı karşısında HDP, BHH ve CHP’nin tabanını da zorlayan en geniş hayır cephesi kurulmalıdır.

Faşizmin emek, demokrasi ve özgürlük güçlerine dönük saldırıları başkanlığın yasal statü kazanması sürecine giderken daha da artacak. Emek,demokrasi ve özgürlük güçleri bu süreçte en geniş ittifak zeminini zorlamalı. HDP ve HDK bileşenleri faşizme karşı diz çökmeyişin en güçlü temsilcileridir. Bu cephe en geniş şekilde genişletilmeli güçlü bir Başkanlık karşıtı cephe örülmelidir.

Devrimci siyaset açısından önemli bir dönemece giriyoruz. İşçi sınıfının , emekçilerin ve ezilenlerin en geniş anti-faşist direniş cephesini örmek zorundayız.  Bu dönemde örgütlü mücadele etme, örgütün merkezi varlığını güçlendirme ve tahkim etme meselesi daha fazla önem kazanıyor.

Faşizmin en temel hedeflerinden biri de devrimci saflarda örgütlülüğü ve örgütlü mücadele ısrarını tasfiye etme çabasıdır. Şimdi devrimcilerin önünde büyük bir görev duruyor; bütün olumsuzluklara rağmen başkanlık karşıtı bir muhalefet zemininin örgütlenmesi devrimci siyasete geniş bir hareket alanı sağlayacaktır.

Şimdi başkanlığın karşısında en geniş anti-faşist cepheyi kurma zamanıdır. Bu geniş mücadele birliğinin tahkim edilmesi faşizme karşı mücadelenin bütün yöntemlerini de destekleyecek bir hareket alanı sağlayacaktır.

(Umut Gazetesi)




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir