Akıntıya karşı – Ziya ULUSOY

ZİYA ULUSOY

 

 

 

 

 

Beşiktaş’taki eylem, Erdoğan’ın soykırımcı cellatlarını hedefledi. Yüzlerce, binlerce canımızı Cizre’de, Suruç’ta, Gezi’de katleden cellatlardan hesap sormak, neden demokratik güçlerin moralini bozsun? Aydınlanmanın büyük şairi Tevfik Fikret, zalim Abdülhamit’e Ermeni devrimcilerin hesap soran eylemini öven şiir yazmaktan çekinmedi. Bütün ilerici ve demokratik güçlerin tavrı, Tevfik Fikret’in direnişçi tutumu olmalıdır.

Diktatör Erdoğan ve resmi-sivil aygıtı; TAK’ın Beşiktaş’daki eylemini bahane ederek “intikam” şiarıyla saldırısını yoğunlaştırmakla kalmadı, geniş çaplı resmi-sivil linç hareketini de başlattı.

Erdoğan cuntası, yinelediği milliyetçi cephe mutabakatıyla, Kürt özgürlük hareketine, devrimci ve demokratik güçlere karşı faşist saldırı, intikam ve linç seferberliği başlattı. Savaş “seferberlik”i ilan etti.

Erdoğan cuntasının bu saldırganlığının ve milliyetçi cephe mutabakatın yolaçtığı atmosfer ilerici güçleri de etkiledi.

Emekçi solun tutarlı olan pek çok partisi ve yazarı da, şovenist akıntıya kapılarak “kınama” yayınladı ve rahatsızlığını açıkladı.

ÖDP, EMEP, Halkevleri genel başkan, sözcü ve yazarları bu kınama serisine katılmaktan maalesef geri durmadılar. Hatta HDP de bir ucundan bu kınamaya katıldı.

Peki gerçekten TAK’ın çevik kuvvet polisini hedef alan eylemi Erdoğan’ın linç seferberliğine zemin mi hazırladı?

Yoksa, Türk halkı arasındaki egemen “şovenist hassasiyet”e karşı güç dengesizliğini kullanan MC, geniş çaplı yeni bir Kürt ve devrimci düşmanı linç dalgasını ateşleyebiliyor.

Doğrusu elbette ikincisidir. Bu kavranmadığı için değil, şovenist hassasiyetin egemenliği yıkılamadığı içindir. Diktatöre karşı demokratik mücadele dışında bir yolun zarar vereceği, Türk emekçilerinin kazanılmasını engelleyeceği sanılıyor.

Erdoğan Türk burjuvazisinin kolektif çıkarları için kendisinin şahsında yeni tipte açık terörist, faşist diktatörlüğü inşa ediyor. Bunu içerde ve dışarıda kirli, işgalci ve acımasız bir savaşla, hapis ve kanla yapıyor. Erdoğan diktatörlüğünün son bir buçuk yılda eşik sıçratarak yükselttiği saldırıları bu stratejinin ürünü. Dışta savaşı iflas ettiği için yeni savaş macerasına girişiyor. İçte umduğu faşist zaferi elde edemedikçe yeniden acımasız saldırıları deniyor.

Erdoğan’ın görüşme masasını devirerek bir buçuk yıldır sürdürdüğü bu acımasız, soykırımcı ve tasfiyeci saldırılarına karşı, bütün biçimlerde direniş halkların ve devrimci güçlerin hakkı ve görevidir.

Eski duruma alışkanlık sürdüğü için, bu yeni koşullardaki direnişe geçmede bocalama yaşanıyor. Sanki saldırılara silahla direnilmezse, geniş yığınlar “haklı olanın yanında” saf tutup mücadele edecek veya kendiliğinden Erdoğan’dan destek çekip bir seçim ve referandumda onu yenilgiye uğratacak zannediliyor.

Oysa, Erdoğan’ın acımasız sert saldırılarına karşı direniş olduğu ölçüde, demokratik güçler ve diktatörlüğe karşı olan kitleler, daha alt biçimlerden başlayarak mücadeleye yeniden katılır ve kitleselleşme yolundan ilerlenebilir.

Erdoğan elbette dışta ve içte Türk-Kürt, Sünni-Alevi çatışmasına oynayarak kitle temelini korumayı hedefliyor, iktidarını sürdürmenin manivelası yapıyor. Ama, bu saldırılara direnilmeden, Sünni ve Türk emekçi kitlenin kazanılabileceği yalnızca yanılgıdır. Ancak bu direniş ve yanı sıra faşizme, kapitalizme karşı hak ve özgürlükler talepleri etrafında mücadele, Erdoğan’ın tabanından kitleyi mücadeleye doğru çekebilir.

Erdoğan faşizminin soykırımcı-tasfiyeci saldırılarına karşı direniş olmaksızın hak ve özgürlükler için mücadele, yenilgi ruh hali içinde, çok güdük kalır.

Kürt Özgürlük Hareketi barikatla, gerillayla inatla direnişi sürdürdüğü gibi, feda eylemleriyle de hesap sormaya çalışıyor. Güvenpark’takinde olduğu gibi sivillerin ölümüne yol açmasını haklı olarak eleştirebilirsiniz. Fakat Erdoğan faşizminin soykırımcı saldırılarına karşı barikattan feda eylemine neden direndiğini eleştirmek, soykırımcı kurumları hedeflemesini eleştirmek, şovenist mutabakatın Türk halkı üzerindeki süren etkisine boyun eğerek, yenilmesini istemek demektir.

Beşiktaş’taki eylem, Erdoğan’ın soykırımcı cellatlarını hedefledi. Yüzlerce, binlerce canımızı Cizre’de, Suruç’ta, Gezi’de katleden cellatlardan hesap sormak, neden demokratik güçlerin moralini bozsun? Eylem anında hayatını kaybeden sivillerin acısını hepimiz paylaşmalıyız. Ama polis militarizminden hesap soran eylem Erdoğan faşizmine karşı direnişi güçlendirir. Aydınlanmanın büyük şairi Tevfik Fikret, zalim Abdülhamit’e Ermeni devrimcilerin hesap soran eylemini öven şiir yazmaktan çekinmedi. Erdoğan’ın cellatlarından hesap soran eylemlere ilişkin bütün ilerici ve demokratik güçlerin tavrı, Tevfik Fikret’in direnişçi tutumu olmalıdır ki, Erdoğan faşizmine karşı direniş, ısrarlı ve güçlü olsun, gelişip büyüsün.




2 thoughts on “Akıntıya karşı – Ziya ULUSOY

  1. Tuna Türkkolu

    Cani bir saldırıda bir çok suçsuz insan ölüyor ve siz bunu savuna biliyorsunuz. Biliyormusunuz sizin gibi düşünenler, şiddeti mazur görenler yüzünden bu haldeyiz size inat inadına barışı destekleyeceğim.
    O polisler görevlerini yapıyordu ve hain bir saldırı ile canlarında oldular vaya yaralandılar hele siviller sadece suçları orada olmaktı.
    Su an çalıştığım hastanede yaralıların yakınları günlerdir yakınlarından iyi haber almak için yoğun bakım önünde yürekleri yanarak bekleşiyorlar.
    Bir insan olarak yanlarında her geçtiğimde utanıyorum.

    Reply
  2. Tuna Türkkolu

    Cani bir saldırıda bir çok suçsuz insan ölüyor ve siz bunu savuna biliyorsunuz. Biliyormusunuz sizin gibi düşünenler, şiddeti mazur görenler yüzünden bu haldeyiz size inat inadına barışı destekleyeceğim.
    O polisler görevlerini yapıyordu ve hain bir saldırı ile canlarında oldular vaya yaralandılar hele siviller sadece suçları orada olmaktı.
    Su an çalıştığım hastanede yaralıların yakınları günlerdir yakınlarından iyi haber almak için yoğun bakım önünde yürekleri yanarak bekleşiyorlar.
    Bir insan olarak yanlarında her geçtiğimde utanıyorum

    Reply

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir