Kızmaca yok! Herkes bedel ödeyecek.. Boran CAN

yazar-boran-2-a-copy

 

 

 

 

7 Haziran gecesinin seçim zaferi coşkusundan, her sabah yeni bir darbeye uyandığımız ve “insanların haberlere bakmaya korkuyorum” dediği bir sürece geldik.

Neden mi?

7 Haziran, ezen ve ezilen cephesi açısından bu ülkenin miladı.. Çünkü 7 Haziran, yıllardır ayrı ayrı kanallardan akan Doğu’daki özgürlükçü Kürt ulusal hareketi ile Batıdaki emek-demokrasi-özgürlük hareketinin tek bir kanalda birlikte akma iradesi idi.

Çünkü 7 Haziran, bu birleşme iradesinin açığa çıkardığı % 13’te ifadesini bulan sinerji idi. %13’le birleşmenin tadını alanların bununla yetinmeyeceği yeni alanlara yelken açacağı, önü alınamaz ise korkunç bir sinerjiye dönüşeceği gerçeği idi.

İşte, bu birleşme iradesi ve birleşmenin tadı ile açığa çıkan sinerji, düzenin tüm güçlerini  korkuttu, panikletti.

Ve düğmeye bastılar.. Darbe sürecini başlattılar..

Birleşme engellenmeli, şovenizm kışkırtılmalı.. Yılanın başı küçükken ezilmeli, sinerji bozguna uğratılmalı. Kısaca, toplumsal muhalefet teslim alınmalı, devrimci mücadele ezilmeli..

Özcesi ve özeti bu.. Başkanlık, anayasa, HDP tasfiyesi.. vb.vb. bütün bu detaylar(!) bu politik amaca varmak için döşenen taşlar..

Politik amaç uğruna da bu devlet, savaş’tan, katliam’dan, kıyım’dan, vahşet’ten, toplu sürgün’den, işkence’den kaçınmaz. Tarihsel mirası, Hitler’e bile ilham olmuş örneklerle dolu. Suruç’tan, Ankara katliamına, Cizre’den Sur vahşetine, gündelik yaşamı karabasana çeviren tüm bu uygulamalar.. çürümüş devletlerini kurtarmaya dönük belirledikleri politik amaçları için.

Şimdi tüm bu NEDEN atlanılarak, yok sayılarak “Erdoğan iktidarına yarattığı olanak ve açtığı alanı gözönüne getirmeksizin, Beşiktaş’taki terörist eylemin doğru değerlendirilmesi mümkün olmaz” denilerek SONUÇ olan devrimci şiddet eylemleri mahkum edilmeye çalışılıyor. Eğer doğru değerlendirme yapılmak isteniyorsa esas olan devrimci şiddet eylemlerine yol açan nedenlerin ele alınmasıdır. Bu yapılmadan sadece sonuçtan hareket etmek bizi yanılgı ve hatalara götürür.

Nedenlerini ele almadan ve tüm şiddet eylemlerini genelleyerek “Terörist eylem, terör saldırısı, halk düşmanlığı” gibi kavramların yanlışlığı bir yana, Beşiktaş eylemi veya devrimci şiddet eylemine geçmeden önce iki noktaya değinmekte yarar var.

Birincisi; 12 Eylül darbesinden farklı olarak, odağında Saray cuntasının durduğu günümüz koşullarında yaşanan darbe’ye karşı özgürlük güçleri ve devrimciler, varlık-yokluk savaşı veriyorlar. Katliamlar ve azgın devlet terörüne karşı tüm güç ve olanakları ile ayakta durmaya, devletin/darbenin politik amacını bozguna uğratmak için direnişi büyütmeye çalışıyorlar. Sokak eylemleri, barikat-hendek direnişleri, gerilla eylemleri ile devletin/darbenin bu politik amacını dumura uğrattılar, hedeflerine ulaşmalarını engellediler. Saray’ın, darbecilerin 18 aydır uyguladıkları tüm vahşetine rağmen “ezme-teslim alma” politikası başarılı olamadı.

İkincisi; Devletin/Saray Darbesinin “ezme-teslim alma” politikasına karşı “teslim olmayacağız” politikasıyla ortaya konulan bu direniş, egemenler arası dalaşmayı derinleştirdi. 15 Temmuz darbe girişimine yol açtı.  Şu an birbirini biti kadar sevmeyen ve ilk fırsatta birbirinin boğazına sarılacak CHP’sinden MHP’sine, Ergenekon’undan Ulusalcı’sına “denize düşen Erdoğan’a sarılır” durumu bile bu direnişin yarattığı zayıflıklarının ve panik halinin ifadesidir. Şu göz ardı edilmemeli; tüm saldırganlığına rağmen devlet şu an en zayıf noktasındadır.

Gelelim Beşiktaş eylemine; Doğrudur.. Bir eylem soyut ele alınamaz. Ama nedenlerinden koparılmış tek başına sonuç olarak ta ele alınamaz. Beşiktaş eylemi ve genel olarak devrimci şiddet eylemleri, ona yol açan nedenler ile birlikte değerlendirildiğinde anlaşılabilir.

Beşiktaş eylemi… Açığa çıkan bilgilerden de anlaşılacağı üzere, önceki eylemlerdeki yanlışlıklardan hareketle de sivillerin zarar görmemesi için gerekli hassasiyetin gösterildiği, düşman güçlerinin esas alındığı ve onu darbelediği bir eylem..

Bu eylemi, sonuçlarından bağımsız olarak, egemenlerin ve Saray cuntasının “intikam” çığlıkları atmasına ve “misliyle bedel ödetme” gerekçelerine ek malzeme olduğunu iddia etmek, süreci hiç ama hiç anlamamaktır.

Beşiktaş ve benzeri devrimci şiddet eylemleri yapılmazsa da, “toplumu teslim alana kadar” bu saldırganlıkları durmayacak, sürecin uzamasının yarattığı tahribatın(!) etkisiyle saldırganlıkları katmerlenerek daha da artacaktır.

Ya teslim olacağız!

Ya da..

Üzerimize düşeni yapacağız.. Tabii ki işin merkezinde kitle mücadelesi, kitlelerin ayağa kaldırılışı olacaktır. Ve bunu sağlamak için de tüm araçları (silahlı mücadele de dahil) kullanmak zorundayız. Bu ayrı ve başlı başına bir tartışma konusu..

Ama dikkat edilsin, karşımızdaki egemenler cephesi, muhalif ezilenler kitlesini korkuya boğmak, sokaklardan uzaklaştırmak ve sessiz ‘kitle’ haline getirmek için bu “zor (terör) aracına” başvuruyor. Demek ki var bir kıymet-i harbiyesi..

O başvuruyorsa biz de başvurmak zorundayız. Bu yönteminden vazgeçiremezsek bile, “pabucun pahalı” olduğunu, en azından bir bedel ödeyeceklerini, işlerinin kolay olmadıklarını, pervasızca hareket edemeyeceklerini göstermeliyiz. Hiçbir şey yapamıyorsak bile, rahatça ellerini-kollarını sallayarak planlarını uygulamalarını önlemeli, geciktirebilmeli, çıkmaza sokabilmeliyiz. Bu vuruşlar, egemenler arası dalaşmayı derinleştirmeli, devletin gazabına uğramış kitlelere de moral vermeli, (yüreğini soğutmalı! Yaşadığımız öylesi bir süreç ki, başlı başına bu bile yabana atılmamalı)

Örneğin, pervasızca özsavunma bölgelerine koşan JÖH-PÖH’lerin pabucun pahalı oluşundan istifa girişimindeki artış..

Ya da, kayyum olmak için kulis ve şaklabanlıklara alışkın olan devletin, bir-kaç kayyumun “bedel” ödemesinden dolayı kayyum bulamama şaşkınlığını, vali ve kaymakamları atayarak gidermeleri oldukça öğretici..

Bombalama eylemi de devrimci şiddet eylemlerinin bir aracı. Düzene karşı savaşıma tutuşmuş ve onu alt etmek isteyen devrimci güçler de, zor’un ve devrimci şiddetin tüm araç ve biçimlerini kullanırlar ve kullanmak zorundalar.

Bombalama diye karşı çıkılamaz! Ne için, kime karşı ve nasıl kullanıldığına dır itiraz. Aynı savaş’ta olduğu gibi. Genel olarak savaşa karşı olmanın, haklı savaşlara da karşı olma sonucunu doğurmadığı gibi..




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir