Karayılan: Ölümsüzler taburu devreye girer, Türkiye felakete sürüklenir

‘Böyle bir yönelim söz konusu olursa toplumumuzda kopuş ruhu temelinde yılları alacak büyük bir kalkışın gelişmesi yanında, bu durumlar için örgütlenmiş olan Ölümsüzler Taburu da devreye girecektir.’

PKK Yürütme Komitesi Üyesi Murat Karayılan, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a yönelik saldırılar konusunda Türk devletini uyardı.

‘Önder Apo’ya yönelmek, tüm Türkiye’yi felakete sürüklemektir’ diyen Karayılan, böylesi bir durumda ‘Ölümsüzler Taburu’nun harekete geçeceğini açıkladı.

Ölümsüzler Taburu’nun ‘bir nevi uyuyan hücreler durumunda, sürekli bir biçimde devrede olan fedai güçler’ olduğunu belirten Karayılan, ‘aslında ‘fedailerin de fedaisi’ diyebileceğimiz, daha üst düzeyde yoğunlaşması olan güçlerdir. Bu taburun konsepti, “Önder Apo’ya yönelim kararına dahil olmuş olan tüm liderleri ve siyasetçileri yok etmek, ortadan kaldırmaktır” belirlemesinde bulundu.

ANF’nin sorularını yanıtlayan Murat Karayılan, Kürt Ulusal Kongresi için KCK tarafından yapılan çağrılar hakkında da önemli açıklamalarda bulundu.

ÖNDER APO’YA YÖNELMEK, TÜM TÜRKİYE’Yİ FELAKETE SÜRÜKLER

Avrupa Parlamentosu’nda gerçekleşen Kürt Konferansı’nda bir konuşma yapan KCK Yürütme Konseyi Üyesi Zübeyir Aydar, AKP ve MHP’nin ortaklaşa bir biçimde Kürt Halk Önderi Sayın Öcalan’ın imhasını hedefleyen bir proje üzerine çalıştığını belirtti. Bu konuyla ilgili ellerinde bilgi olduğunu duyurdu. Bu imha projesiyle ilgili ne dersiniz?

Evet. Çok önemli bir konu. Bu konuda Hareketimize ulaşmış bazı bilgiler vardır. AKP ile MHP’nin, hatta Kürt kökenli bazı ihanetçilerin Öner Apo’nun imha edilmesi üzerine tartıştıkları ve Önderlik imha edildikten sonra Kürt halkının tepkisinin ne olacağı yönünde araştırma yaptıkları hakkında bilgi almış bulunuyoruz. Zübeyir Aydar arkadaşın AP Toplantısı’nda yaptığı açıklama bu bilgiye dayanıyor. Bunu ciddiye almak gerekiyor ve bu nedenle Hareketimizin yönetimi uyarıcı ve çeşitli çevreleri göreve çağıran önemli bir açıklama yaptı.

Tüm halkımız, Türkiye halkları ve tüm ilgili çevreler ve kamuoyu bilmeli ki, Türkiye’de oluşmuş mevcut faşist klik, bu tür arayış ve uğraşlar içerisindedir. Akla bile getirilemeyecek olan, düşünülmesi bile vahim bir şey olan bu tarz bir tutum içinde olmaları, durumun ne kadar ciddi olduğunu ortaya koymaktadır. Bu açıdan tüm halkımızın ve Türkiye’nin birliği ile özgür-demokratik bir ülke olmasını isteyen tüm kesimlerin bu konuda çok daha büyük bir duyarlılıkla mücadele etmeleri, şimdiden bu tarzda çılgınca, ırkçı-faşizan yönelimlere karşı durmaları ve tutum almaları gerekmektedir. On yıllarca sürecek bir Kürt-Türk çatışmasının başlatılması anlamına gelen böyle bir yönelimi Kürdistan toplumu kaldıramaz; Kürdistanlı kimliğini inkar etmeyen, aydınlanmış hiçbir birey asla kabul edemez.

Önder Apo, Kürdistan halkını yeniden tarih sahnesine çıkarmış bir liderdir. İdeolojisi, düşüncesi ve mücadelesiyle Kürdistan halkını yok olmanın eşiğinden ve her bakımdan geriletilmiş bir toplum gerçeğinden alıp, bugünkü çağdaşlaşma mücadelesinin düzeyini açığa çıkarmış gerçek bir halk önderliğidir. Çağdaş bir önderlik olduğu kadar, o bir filozoftur aynı zamanda. 200 civarında yazılmış kitabı mevcuttur. Yaşamı, mücadelesi ve felsefesiyle yüz binlerce Kürt gencinin kalbine ve beynine işlemiş bir hakikattir. Hiç kimse bu hakikati Kürt kadını ve gencinin beyninden, yüreğinden söküp atamaz. Buna yeltenenler felakete yeltenmiş olurlar. Genelde kadın özgürlüğünün ve Kürdistan toplumsal özgürlüğünün adı haline gelmiş bir önderlik gerçeğine bu biçimde yaklaşmak, ateşle oynamaktır. Önder Apo, Türkiye’de demokratik değişimin öncü gücü, birlik ve ortak yaşamanın bileşkesi durumundadır. Ortadoğu’da halkların kardeşliğinin, ortak yaşamın ve devrimsel yürüyüşün çağdaş liderliğidir. Bugün onun geliştirdiği Demokratik Konfederalizm ve Demokratik Ulus Paradigması, Ortadoğu’da yaşanan sorunlara birebir çözüm olacak, yegane bir proje durumundadır. Bu açıdan Önder Apo’ya yönelmek ve onu hedeflemek, Türkiye demokratik geleceğini, birliğini ve Kürt halkının varlığını hedeflemektir.

Şu anda savaşın gelişen ve yaygınlaşan bütün gerçeğine rağmen hala da insanların aklının bir köşesinde, “eğer günün birinde Türkiye’de bir arada yaşama, demokrasi ve ortaklaşma içinde barış” gibi konular var ise, bunun tek kaynağı Önder Apo’dur. Bu yüzden böyle bir yönelimi düşünmek çılgınlık, çılgınlık olduğu kadar ateşe körükle gitmek ve felaketi tüm Türkiye’ye getirmek anlamına gelir.

ÖNDER APO, BİRLİK, EŞİTLİK VE BARIŞ TARAFINDANDIR

Buna rağmen Sayın Öcalan ağır bir tecrit içinde tutuluyor…

Önderliğimizin şu an tecrit altında tutulması bile Erdoğan için büyük bir vicdansızlık ve nankörlüktür. Gerçek şu ki, AKP’nin bu düzeye gelmesinde Önder Apo’nun yürüttüğü barışçıl çalışmaların, savaşı sınırlandırma tutumunun ve geliştirdiği ateşkeslerin rolü fazladır. Bu ülkede ‘Paralel Devlet’ tespitini ilk yapan ve “Darbe Mekaniği” konusunda AKP yönetimini uyaran kişi, Başkan Apo’dur.

Şimdi bütün bu gerçekliklere rağmen, böylesi bir halk önderini hiçbir insani, hukuki ve ahlaki hak tanımadan tecrit altında tutmak neyle izah edilebilir? İnsanlık yörüngesi içinde bunun bir tanımı yoktur. Hiçbir hukukta ve ahlakta yeri de yoktur. Eğer bir kişi senin denetiminde esir ise, onun sorumluluğu sana aittir. Onun doğal, insani haklarını da tanımak zorundasın. Ağır bir tecrit altında tutarak sürekli bir psikolojik baskı uygulamak namertlik değil de nedir! Açık açık, büyük bir mertlikle mücadelesini savunmuş ama mücadelesinin de Türkiye halklarının yararına nereye gideceğini izah etmekte olan bir liderliğe böyle mi yaklaşılır? Hiç kimse Önder Apo’yla Kürtlüğü birbirinden ayrıştıramaz. Kürtlüğü yaşatan ideolojinin, felsefenin sahibi Kürt toplumundan ayrı düşünülemez.

Biz bir mücadele örgütüyüz. Ama Önder Apo 4 yıldan beri Türkiye’nin birliği çerçevesinde demokratik çözüm ve barış için mücadele yürütüyor. Önder Apo birlik, eşitlik ve barış tarafındadır. Kalkıp bizi onunla karıştırmamak lazım. Bir mücadele varsa, bu bizim kararımızla ve bizim sorumluluğumuz altında yürütülen bir mücadeledir. Dolayısıyla yanlış kapı çalmak hiç kimseye bir şey kazandırmaz.

Gerçek şu ki Önder Apo, PKK’nin çeperlerini çok fazla aşmış, topluma mal olmuş bir liderlik durumundadır. Önder Apo’nun toplumsal karşılığı PKK’ninkinden daha geniş bir yörüngeye oturmaktadır. Evet, PKK de Önder Apo çizgisinde mücadele yürütmeye çalışan bir örgüttür ama çoğu zaman çizgiyi yürütmede önemli yetersizlikleri ve eksiklikleri de olmaktadır. Dolayısıyla PKK’yle Önder Apo’yu bir tutmak doğru değildir.

ÖNDER APO’YA YÖNELİM SÖZ KONUSU OLURSA ÖLÜMSÜZLER TABURU DEVREYE GİRER

Kürt Halk Önderi’ne dönük fiziki bir yönelimin tartışılmasına ilişkin ne diyorsunuz?

Şüphesiz böylesi bir konunun tartışılması bile başlı başına bir mücadele gerekçesi oluyor. Gerek halk olarak, gerekse de Hareket olarak böylesi bir şeyin konuşulmasını bile hazmedemeyiz. Bunun için tüm gücümüzle buna karşı mücadele edeceğiz.

Ancak özel olarak belirtebileceğim bir şey; böyle bir yönelim söz konusu olursa toplumumuzda kopuş ruhu temelinde yılları alacak büyük bir kalkışın gelişmesi yanında, böylesi durumlar için örgütlenmiş olan Ölümsüzler Taburu da devreye girecektir. Ölümsüzler Taburu, bir nevi uyuyan hücreler durumunda, sürekli bir biçimde devrede olan fedai güçlerdir. Aslında ‘fedailerin de fedaisi’ diyebileceğimiz, daha üst düzeyde yoğunlaşması olan güçlerdir. Bu taburun konsepti, “Önder Apo’ya yönelim kararına dahil olmuş olan tüm liderleri ve siyasetçileri yok etmek, ortadan kaldırmaktır.” Hiç kimse, ‘yapamazlar’ demesin. Meydanda konuşan ya da konvoyda yol giden bir lidere 4 fedai aynı anda saldırırsa, sonuç almaz mı!

Tabii ki biz işi bu noktaya getirmek durumunda değiliz. Biz bunları aslında ne konuşmak, ne de düşünmek istiyoruz. Ama yedekte böyle bir durumun, bir emniyet supabının olduğunu da herkese hatırlatmak durumundayız. Bu bir tehdit değil, bir gerçeğin ifade edilmesidir. Böyle fedailer vardır. Kaldı ki Türk devletinin Önder Apo’ya bu tarz bir yönelimiyle bu fedailer yüz katına fırlar. Yani şimdi sayısı binse, o zaman 100 bin olur. Kısaca biz, “bunu düşünmek ateşle oynamaktır” derken işi abartmadığımız gibi, sağı solu da tehdit etmiyoruz. Sakın sakın kimse böyle düşünmesin. Siz bir halkın stratejik geleceğini mahvetmekten bahsediyorsanız, bu halkın temsilcileri olarak bizler de gerçekleri bu biçimde açık ve net izah etmek zorundayız. Buna rağmen sen her şeyi göze alarak yapmaya kalkışırsan, bunun götürüsünün ne olacağını da düşünmen lazım.

Kısaca bu konuda herkesi gerçekçi olmaya davet ediyoruz. Öyle hamasetle, onu bunu tahrik ederek siyaset yapmak veya sonuç alacağını sanmak gafletle eşdeğerdir.

BİZ TÜRKİYE’NİN ÖZGÜR GELECEĞİNİ KURTARMA MÜCADELESİ İÇERİSİNDEYİZ

Bu konuyla ilgili son olarak belirtmek istediğiniz bir şey var mı?

Biz öyle toy bir Hareket değiliz; olgunlukla hareket ediyoruz. Hala sınırlı bir savaşı yürütmek durumundayız. Doğru, şimdi Türk devletiyle Kürt halkının bir savaşı vardır. Devlet Kürt halkını güçsüz düşürmek ve teslim almak istiyor; Kürt halkı da doğal haklarını istiyor. Savaş, bunun savaşıdır. Biz bu savaşı yürütürken, insan hakları kurallarına, uluslararası savaş yasalarına dikkat etmek durumundayız. Tabii gelecekte Türk halkıyla birlikte kardeşçe ve bir arada yaşamak istiyorsak, tümden yok edici bir yönelimi önümüze koyamayız ve savaşı belli bir düzeyde tutmalıyız. Aynı zamanda bugün, Türkiyeli olup da ortaklaştığımız, aynı cephede mücadele ettiğimiz çok değerli sosyalist, demokrasi yanlısı örgütler ve çevreler vardır. Biz Türkiye’de faşizmi tırmandıran AKP-MHP iktidarına karşı sistemden dışlanan tüm kesimlerle ittifak arayışı içerisindeyiz. Bu açıdan bizim Türkiye’nin bekasına yönelme, Türk değer yargılarını ayaklar altına alma, Türk düşmanlarıyla birlikte olma gibi bir durumumuz söz konusu olamaz. Tersine, biz Türkiye’nin özgür geleceğini kurtarma mücadelesi içerisindeyiz. Biz Türkiye’deki emekçi sınıfların, ezilen kesimlerin ve inançların mücadelesini veren bir hareketiz.

Ama AKP yöneticileri her şeyi çarpıtarak, sanki Türkiye büyük bir tehlike altındaymış, kurtuluş ve istiklal mücadelesi veriyorlarmış, varlık yokluk savaşındaymışlar gibi yalan dolanlarla kendi iktidarlarını pekiştirmek istemektedir. Bir de Türk devlet yöneticilerin bir hastalığı olan, ‘iç sorunlarda sürekli dış parmak arama’, şimdiki AKP yöneticilerine de baya bulaşmış durumda. Hemen her konuda bir dış parmak arıyorlar. Bizi başkalarının maşası olarak görüyorlar. Bağımsız kalma uğruna her türlü zorluğu göğüslemiş olan, onuru ve şerefi için büyük zorluklarla boğuşan bir hareketi hemen bunla suçlamak, egemenler için kolay bir şey. Bir belge, bir ispat gösterebilirler mi? Hayır. Çünkü böyle bir şey yoktur. PKK Kürt toplumunun öz gücüyle bu noktaya geldi; şimdi de öz gücüyle bu mücadeleyi yürütüyor. İster AKP’nin içinde olsun ister dışında, aklı selim herkes Kürdün imhasını ve yine kendisine karşıt olan tüm muhalifleri bertaraf etmeyi hedefleyen bu hezeyana karşı durmalıdır. Daha dün kafatasçı dediği MHP’yle bu kadar haşır neşir olan bir iktidar anlayışı, çığırından çıkmış, her türlü çılgınlığı yapabilecek bir anlayışa sahip demektir. Bu yüzden biz burada sorumluları doğru tespit etmek zorundayız. Türkiye toplumunun yaşadığı kaos ve çatışma ile ölümlerin sorumlusu daha önceden de belirttiğim gibi AKP yönetimidir. Bunlar her şeyi yapabileceklerini sanmasınlar. İktidar olabilirler ama doğru kurallara ve yasalara göre geliştirirlerse bu iktidarlarını yaşatabilirler. Kürt gerçeğini ve tüm değerlerini bu denli ayaklar altına alma, Kürt düşmanlığını bu düzeyde ayyuka çıkarma, MHP ve bazı Kürt ihanetçileriyle birleşerek sonuç alacağını sanma, büyük bir yanılgı ve boş hayallerle uğraşma durumudur.

Kafatasçı Kürt düşmanı bir içişleri bakanı getireceksin, bilmem buraya şunu, bunu getireceksin, sonra da ‘kardeşim’ diyeceksin. Başkan olacaksan doğru dürüst olursun. Erdoğan’ın kendisinin de kullandığı ‘zulümle abat olunmaz’ diye bir söz var. Sözüm ona bunu Beşar Esad’a karşı söyledi ama şimdi kendisi zulümle abat olmak istiyor. İktidar olacaksan, böyle iktidar olunmaz.

‘PKK’Yİ ORTADAN KALDIRACAĞIZ’ DİYENLER, SONUÇLARINA KATLANIRLAR

 Bunun yanı sıra bir de sık sık, “PKK’yi ortadan kaldıracağız; ondan sonra Kürtlerle barış yapacağız” diyorlar. Bu mümkün mü?

Sen bu davanın sahiplerini ortadan kaldırırsan, kiminle barış yapacaksın? Bakın; Saddam ne yaptı? Saddam Kürtleri yok etme projeleri uyguladı; pêşmergeyi dışlayarak hatta Cezayir Antlaşması’yla Kürt hareketine büyük bir darbe vurulmasına yol açarak, işbirlikçi-hain Kürtlerle bir Kürt özerkliği kurdu. O tuttu mu? Hayır. Şimdi hiç kimse 1970-80’lerde Irak’ta bir Kürt özerkliği olduğundan bahsediyor mu? Hayır. Çünkü sahteydi. Şimdi sen davanın sahiplerini, bu davaya başını koymuş insanları, evlatlarını vermiş aileleri, aşiretleri bir tarafa atacaksın ve diğer yandan öteden beri kendi soyuna sahip çıkmamış, düşmanlık yapmış, toplumda beş para etmez bazı hainlerle ‘çözüm geliştireceğim’ diyeceksin. Böyle çözüm mü olur? Dünyanın neresinde böyle bir çözüm tutmuş ki, senin ki de tutacak! Evet. Dünyanın bir çok yerinde bu tür denemeler yapılmıştır ama hiçbirisi tutmamıştır. Tutan herhangi bir örnek yoktur. Çünkü sahtedir. Kaldı ki bugün Kürt toplumu, Kürdistan toplumu böyle sahte projelere kanacak bir toplum değildir.

Burada ismini zikretmek istemediğim, ruhunu satmış, toplumda hiçbir değeri olmayan, ona buna uşaklık etmeyle bir yerlere kapak atmış bazı ajan Kürt kişilikleri Kürdistan’ın değişik yerlerinde dolaşıp, PKK’nin tasfiyesinden sonra 380 kişilik meclis kuracaklarını, AKP’nin bu meclisle çözümü geliştireceğini iddia ediyor. Biz bu tür beyhude çabalar içinde olanları yakından izliyoruz. Sömürgeci devletlerin kendi uşakları yoluyla hep bu tür projeleri olmuştur ama herhangi bir sonuç alması söz konusu olamaz. Hele hele Kürdistan’da Kürt toplumunun bu kadar bilinçlenmesi karşısında bu tür sahte projelerin tutması mümkün değildir. Biz bugün halk, toplum ve hareket olarak en güçlü dönemdeyiz. Artık tarihin akışı durdurulamaz; buna kimsenin gücü yetmez. Birkaç yardakçı ve bazı teknik araçlarla bunu yapacağını zannedenler, bu yapmak istedikleri şeylerin de sonuçlarına katlanmış olurlar.

Böyle bir şeyin fayda getirmeyeceğini bile bile, neden bu tür şeyleri ima ediyorlar?

Herhalde iktidarlaşma ve aşırı güç insanları böyle baştan çıkarıyor. Olmadık şeyleri akla getirip olamayacak şeylere ümit bağlayabiliyor. Bu çok yanlış. Bir gerçeği, toplumsal ve tarihsel bir hakikati, şiddet zoruyla, öldürmeyle ortadan kaldıramazsın! Zaten bunlardan öncekiler binlerce Kürdü öldürdü; yalnızca Dersim’de 90 bin Kürt katledildi, Gêliyê Zîlan’da 15 bin Kürdü 2 gün içinde katlettiler. Peki bu toplumu bitirebildiler mi? Hayır. Şimdi nasıl bitirecekler! Bunlar, kan içerek kendi iktidarlarını pekiştirmek isteyen zihniyet sahipleridir. Kürt halkı Rojava’da doğal haklarını istiyor; o, “bizim beka sorunumuz var” diyerek oraya dönük saldırıya geçiyor. Düşmanlık olur da bu kadar mı olur!

BUNLARIN GETİRMEK İSTEDİĞİ SİSTEM BAŞKANLIK DEĞİL, TEK ADAM DİKTATÖRLÜĞÜ

Bu gelişmelerin yanı sıra 10 Aralık günü AKP, MHP’nin de onaylamış olduğu başkanlık sistemini geliştirecek olan anayasa tasarısını da açıklamış oldu. Siz bu tasarı için ne dersiniz?

Günümüz kapitalist dünyasında çeşitli rejim biçimleri vardır. Bunların içlerinden biri de başkanlık sistemidir. Ama bugün dünyada var olan başkanlık sistemleri iki türlü icra olunmaktadır: Demokratik muhtevada olanlar, baskıcı ve diktatör muhtevada olanlar. Demokratik mahiyeti olan biçimin en başat ülkesi ABD’dir. Diğer önemli bir husus ise, çağımızda, yetkilerin tek merkezde olduğu ulus devlet sistemleri giderek aşılmaktadır. Yetkilerin bir merkezde toplanması değil, alta doğru yayılması süreci gelişmektedir. Yani yerellik daha fazla öne çıkmaktadır. Yerel sistemler ve yetkilerin paylaşımı demokratik muhtevanın gelişmesi açısından en önemli faktör durumundadır. Bu temelde başkanlık sisteminde olup da demokrasisinden bahsedilecek ülkelerde öncelikle federasyon veya eyaletler vardır. Ayrıca sağlam bir biçimde kuvvetler ayrılığı temelinde bir sistemleşmeye ihtiyaç vardır. Yani yürütme, yasama ve yargının birbirinden bağımsız olması ilkesi demokratik olmanın ana ilkelerinden birisidir. Bu tür ülkelerde yetkiler tek kişide merkezileşmemekte; tek kişi işleyen sisteme öncülük etmektedir. Bu tür ülkelerde yetkilerin belirli bir kısmı eyaletlere verilmektedir. Eyaletlerin meclisleri, başbakanları ya da oldukça yetkilerle donanmış valileri vardır. Her eyaletin bağımsız yargısı vardır. Başkan bunlara hükmedemez. Yani adil, dengeli bir yetki paylaşımı çerçevesinde başkanlık sistemi uygulandığında belli düzeyde demokratik muhtevası söz konusu olabiliyor. Baya toparlayıcı bir rol oynayabildiği de görülebiliyor. Böyle bir başkanlık sistemine karşı çıkmanın anlamı yoktur.

Fakat bir de bu başkanlık sisteminin Latin Amerika, Afrika vb. bir kısım ülkelerde uygulanan biçimi vardır. Bu sistemlerde ise yetkilerin hepsi başkanda merkezileşmekte ve her ne kadar sözde yasama, yargı gibi kurumlar olsa da, her şey tek kişinin dudakları arasından çıkan sözlere göre şekilleniyor. Burada demokrasi ve özgürlüklerin kırıntısı bile yoktur. Bunun en çarpıcı örneği, Hüsnü Mübarek’in Mısır’da yürüttüğü sistemdir. Aslında Erdoğan’ın geliştirmek istediği model biraz da Mısır örneğine yakın bir modeldir.

Şimdi MHP sözüm ona Kürt hassasiyetinden ve düşmanlığından ötürü eyalet veya federasyonun olmadığı bir başkanlık sistemine ‘evet’ diyor ama esasında hayallerindeki tam bir faşist diktatöryal sisteme ‘evet’ demiş oluyorlar. Bakın, şimdi AKP, MHP’den de aldığı destekle başkanlık sistemine dönük paketini hazırladı. Bu pakete göre başkan olacak kişiye bir hayli yetkiler verilerek tek adam sistemini resmen geçerli hale getirmek istiyorlar. Deniliyor ki bunun yanında “yasama çalışmalarını yürütecek bir de meclis olacak. Bu mecliste haliyle siyasi partiler yer alacak. Başkana tanınmayan yetkiler bu meclisin denetiminde olacak.” Ama bu başkanın partisi iktidar olmuşsa (ki bu partinin genel başkanı da kendisi olacağı için) diğer kalan yetkiler de o partinin denetiminde, yani tek bir kişide yine merkezileşecek. Böylece yasama, yürütme ve yargının tek kişide merkezileştiği bir sistem gelişmiş olacak.

Bunun demokrasi ile ne alakası vardır! Bu, tamamen tek kişinin diktatör olmasının önünü açan anti demokratik bir sistemdir. Tabi bu sisteme Türkiye halkları ne kadar ‘evet’ diyecek görmek gerekiyor ama onlar böyle milliyetçi hamaset siyasetiyle bir gündem oluşturarak ve “Türkiye tehlike altında, Türkiye’nin bekası gündemde, güçlü bir liderliğe, hükümete ihtiyaç var” diyerek halkı kandırmak istiyorlar. Bunların altında Türkiye’yi anti demokratik, tek kişi yönetimine mahkum etme arzusu vardır. Daha doğrusu her şeyin Erdoğan’ın tek başına Türkiye’yi yönetecek şekilde düzenlenmesi durumu vardır. Esas amaç budur. Bu açıdan Türkiyeli demokrasi güçlerinin buna karşı yürüteceği mücadele ülkenin geleceği açısından büyük bir önem arz etmektedir.

Uluslararası güçler de Erdoğan’ın öncülüğünde gelişecek olan böylesi bir diktatörlük sisteminden ürkmektedir. Bunun yarın ne yapacağı zaten belli değildir. Şimdiden her şeye müdahale ediyor. Türkiye’yi götürdü, Suriye’deki çatışmaların tam ortasına koydu. Türkiye halklarının bundan ne çıkarı olabilir ki! Tabii ki hiçbir çıkarı yoktur. Bu, Erdoğan’ın Kürt düşmanlığı histerisiyle gerçekleştirmiş olduğu bir yönelimdir. Tek kişi iktidarının en çarpıcı yapabileceği hatalardan birisi bunun gibi bir şeydir.

Kısaca Türkiye’nin gündeminde olan mevcut başkanlık sistemini daha etraflı tartışmak mümkündür. Mevcut iktidar anlayışı tek kişi diktatörlüğüne göre Türkiye’yi yeniden yapılandırmak isteyen bir anlayıştır. Uygulamaları tamamen çağdışı, faşist uygulamalar biçiminde gelişmektedir. Bunu Kürt karşıtlığına dayandırarak yapmak istemeleri ise, çok vahim bir durumdur. Şu bir kez daha açığa çıkmış bulunmaktadır: Türkiye Kürt sorununu çözmeden asla ve asla demokratik bir ülke olamaz. Türkiye’nin demokratik ve özgür bir ülke olabilmesinin tek yolu Kürt sorunun çözümüdür.

Türkiye’de son gelişen olaylar Önder Apo’nun bu yönlü tespitlerini bir kez daha ispatlamıştır. Bu açıdan Kürdistan halkının ve Türkiye demokrasi güçlerinin Önder Apo’nun geliştirdiği perspektiflere sahip çıkarak, Önder Apo’ya dönük gelişen saldırılara karşı durması, halklarımızın geleceği açısından önem arz etmektedir. Türkiye’nin demokratik-özgür geleceği mücadelesi Önder Apo’nun güvenlik, sağlık ve özgürlüğü ile yakından ilgilidir. Biz bugün Önder Apo’nun güvenliğini, sağlığını ve özgürlüğünü ortaya koyarak Türkiye’nin aslında demokratik ve özgür geleceğini savunmuş oluyoruz. Bu gerçeği hem Kürdistan’daki değerli yurtsever halkımız, hem de Türkiye’de demokrasiden yana olan tüm değerli çevrelerin bilmesi ve bu temelde güçlü bir ortaklaşma ile faşizan yönelimlerin önüne geçmesi, mücadeleyi yükselterek, demokratik güçlerin kazanmasını hedeflemesi gerekmektedir.

ARTIK KÜRTLERİN ORTAK BİR STRATEJİSİ OLMALI

KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığı’nın geçtiğimiz günlerde yapmış olduğu bir açıklama üzerine Kürdistanî kurum, kuruluş ve önde gelen şahsiyetleri arasında bir ulusal birlik tartışması başlamış durumda. Çok geniş bir yelpazeden olumlu tepkiler geliyor. Ancak henüz bu konuda fikrini belirtmemiş olan çevreler de var. Siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?

Ben hareketimizin yönetimi, KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığı’nın yaptığı ulusal birlik çağrısına bütün boyutlarıyla yürekten katılıyorum. Ortadoğu’da gelişen savaşın ardından bölgede kuşkusuz yeniden bir şekillenme yaşanacaktır. Hiçbir yer eskisi gibi kalmaz. Kürtler de önemli olanak ve imkanları elde etmiş bulunuyorlar. Kürt halkının bu olanak ve imkanları diğer komşu halklar gibi bu topraklarda özgürce yaşayabilme zeminine dönüştürmesi için mutlaka bir ulusal birlik tutumuna ihtiyaç vardır. Yeter artık! Kürtlerin de artık bir ortak stratejisi olsun. Artık bu parçalılığa son vermek gerekiyor. Kimse, “biz ulusal birlik oluşturmadan da bazı parçalarda bazı sonuçlara gidebiliriz” dememeli. Bu olmaz. Bu dönemde Kürt halkının düşmanları Kürtler arası birliği parçalamayı, fitne geliştirmeyi ve bir iç çatışma yaratmayı temel bir strateji haline getirmişler. Biz Kürt siyasetçileri ve Kürt halkının yurtsever güçleri olarak bu oyuna gelmemeliyiz. Bütün bu tür oyunlara kapıyı kapatmanın yolu da ulusal birlik politikasında bir araya gelmektir.

Bu kongre mi olur, konferans mı olur, yoksa daha dar ve acil bir platform mu olur; bir biçimde Kürt halkının ulusal tutumunu açığa çıkaracak bir oluşum olmalıdır. Eğer tarihin bu önemli döneminde böyle bir gelişme yaşanmazsa, ‘yazıklar olsun’ diyeceğim. Yani çağımızda birbirinin yanına hiç gelemeyecek olan güçler bile birbirinin yanına gelebiliyorlar. Türkiye’yle İran bölge üzerindeki çekişmede neredeyse savaş haline gelecekler ama öbür yandan bu iki devletin dış işleri bakanları bir günde 9 kez telefon görüşmesi yapabiliyor. Çağımız bir bilgi çağı, enformasyon çağı ve iletişim çağı. Bu doğru ama aynı zamanda bir de diyalog çağıdır. Bu çağda Kürtler kendi aralarındaki sorunlarını diyalogla çözmeye çalışmazlarsa, o zaman bu, “Kürtler çağın dışında kalmış” anlamına gelir. O zaman kimse Kürtlere değer vermez. Parçalı Kürde kimse değer vermez. Kendi çıkarı için ilişki kurabilir ama esas Kürt ulusal gerçeğine denk düşen bir değer ölçüsüyle yaklaşmaz. Bu açıdan olmazsa olmaz kabilinde birliğe ihtiyaç vardır. Bunu çok güçlüce vurgulamakta fayda görüyorum.

TÜRKİYE DEĞİL BAĞIMSIZ BİR KÜRT DEVLETİNİ, BAĞIMSIZ BİR KÜRT DERNEĞİNİ BİLE DESTEKLEMEZ

Bazı uluslararası çevreler ve yine Kürt siyasetçiler, Güney Kürdistan’ın bağımsız bir devlet ilan etmek için bir olanak yakaladığını ama Türkiye’yle aralarının iyi olmaması ve ulusal birlik kurulması halinde bunun önüne set çekilmiş olacağını iddia ediyorlar. Bu düşünceye ne dersiniz?

Bu çok yanlış bir değerlendirmedir. Kürtler ancak ulusal birliklerini kurarlarsa, en azından birbirleriyle dayanışma içinde olurlarsa güç haline gelebilirler. Yoksa parçalı konumlarıyla tek başına bir parçanın sonuç alması mümkün değildir. Yani, “biz Türkiye’ye iyi görünürsek, Türkiye’yle iyi geçinirsek, politikalarımız Türkiye’yle örtüşürse, Türkiye Kürtlerin bağımsız devlet ilan etmesine ses çıkarmaz” varsayımı ve bunun beklentisi içine girmek çok yanlıştır. Türk devleti Kürt halkının başındaki saç telinin bile bağımsız olmasını istemiyor. Nasıl bağımsız Kürt devletine evet der! Eğer böyle bir niyeti olsaydı, bu kadar risk alıp Rojava’ya saldırmazdı. Eğer böyle bir niyeti olsaydı kendi içindeki Kürtlerle diyalog içinde sorunu çözmeye yönelirdi. Kaldı ki Önder Apo bu konuda her türlü mütevazılığı sergiledi. Dolmabahçe Mutabakatı, Kürtler açısından gayet mütevazı bir muhtevadaydı. Önderliğimiz bunu kabul etmesine rağmen TC Devleti reddetti. Yani kimse kendisini aldatmamalı. Böyle Türk devletinin onayıyla bırakalım bağımsız bir Kürt devletini, bağımsız bir Kürt derneği bile kurulamaz. Bunun için hayalci şeylerden vazgeçmek ve gerçekçi olmak gereklidir. Bu temelde uygun, olabilirlik çerçevesinde Kürtlerin bir biçimde kendi sorunlarını çözüp ortak bir strateji etrafında mücadelelerini yükseltmeleri halinde başarı kazanacakları kesindir. Bunun için ben de tüm yurtsever-demokratik kurum ve kuruluşların ulusal-demokratik birlik için çaba göstermeleri gerektiğini belirtiyor ve bu konuda çağrı yapıyorum.

UNUTMAYALIM; GÜCÜMÜZ İÇİMİZDE GİZLİDİR

Son olarak halka dönük belirteceklerinizi alabilir miyiz?

Bizim, Özgürlük Hareketi olarak halkımız dışında hiçbir gücümüz yoktur. Temel gücümüz halkımızdır; gençliktir, kadındır, emekçilerdir. Bunu bildikleri için halkımızı ezmek, sindirmek ve teslim almak istiyorlar. Öncelikle korkutarak halkımızın evlerine çekilmesini sağlamak istiyorlar. Herkes bunu bilmeli ve faşizmin bu kirli amaçlarını boşa çıkarmak ve buna cevap olabilmek için her şeyden önce kendini iyi örgütlemelidir. Milyonlarca insan var ama örgütlemesi yok. Varsa da işlevsel değil. Daha işlevsel, daha gerçekçi, toplumsal dinamikleri harekete geçirebilecek bir örgütleme düzeyine ihtiyaç vardır. Yani öncelikle halkımızın kendisine sahip çıkması gerekiyor. Bakın, bugün Erdoğan’ın talimatıyla faşist güruhlar sokaklara dökülmüş, metropollerde Kürt kurumlarını hedefleyen saldırılar yapıyorlar. Bunun karşısında eğer Kürtler örgütsel saflarını pekiştirmez, güçlü bir örgütlenme ve savunma sistemine sahip olmazlarsa, ya teslim olup kölece kendilerini saklamak zorunda kalırlar, ya da hedeflenip ezilirler. Bu yüzden toplumsal açıdan güçlü bir örgütlenme ve dayanışmaya ihtiyacın çok fazla olduğu bir dönemdeyiz.

AKP’nin Şırnak’ta, Cizre’de, Nusaybin’de, Gever’de, Sur’da geliştirdiği bu kadar yıkım vardır. Sömürgeci devletin bu yıkım ve soykırım saldırıları karşısında birbirini sahiplenme ve yardımlaşma, yurtseverliğin ve ulusallığın bir gereği durumundadır. Özellikle de Şırnak’a karşı özel bir politika uygulamakta ve Şırnak şahsında Botan yurtseverliğini hedefleyip pasifize etmek istemektedir. Şırnak ve Nusaybin gibi şehirlerdeki direnişçiler, devlet güçlerine büyük darbeler vurup önemli oranda kendilerini sağlama almayı başardılar. Bunun için devlet, Şırnak ve Nusaybin gibi yerlere çok daha intikamcı yaklaşmaktadır. Direnip de boyun eğmeyen, onuruyla yaşamayı amaç edinen, bu alanlardaki halkımıza sahip çıkmak, tüm Kürtler için yurtseverliğin bir ölçütü durumundadır. Bugün zor durumda olan ama Botan ve Kürdistan yurtseverlik duruşunu sergilemekte hiç tereddüt etmeyen Şırnak halkına herkesin destek sunması, halkımızın birbirini sahiplenmesi gerekmektedir. Bugün Şırnak’a sahip çıkmak aslında kendine, Kürt gerçekliğine ve Kürt kimliğine sahip çıkmaktır. Toplumumuzda sahiplenme duygusunun gelişmesi bunun ifadesidir. Toplumumuzda bu kudret vardır. Bir sahiplenme, örgütlenme gelişiyor. Burada özellikle gençliğin rolüne iyi sahip çıkması; kadının, dayandığı özgürlükçü felsefeyle kendini iyi örgütlemesi gerekiyor. Düşman, kurumları kapatarak, bu örgütlenmenin önüne geçerek, halkımızı etkisizleştirmek istiyor. Eğer onlar halkımızın kurumlarına faaliyet alanı bırakmıyorlarsa, o zaman her ev bir kurum olmalıdır. İlla resmi kurumlar olmalı diye bir şey yok. Önemli olan halkımızın birlik ve dayanışma ruhunu korumasıdır. Unutmayalım ki, bizim gücümüz içimizde gizlidir. Kendi içimizde geliştireceğimiz dayanışma güç doğuracaktır. Bu açıdan bizim toplumsal gücü açığa çıkarmamız, bunun yolunun da örgütlenmekten geçtiğini bilmemiz ve böylece sömürgeci-faşist saldırılara gereken cevabı vermemiz gerekiyor.

Halkımız hem Önderliğimize, hem de siyasetçilerine sahip çıkmada örgütlülüğü esas almalıdır. Önce kendi örgütlülüğünü güçlü geliştirerek, hiçbir faşist yönelim karşısında sessiz kalmamalıdır. Hele hele iş Önderliğe gelip dayandığında, bu artık halkımızın kırmızı çizgisidir. Unutmamalıyız ki, Önder Apo’ya yönelmek, Kürt halkının bütün değer yargılarını hedeflemektir. Kaldı ki basından yansıyan halkımızın sözleri de buna denk düşüyor. Toplumumuz da böyle algılamıştır ve bu doğru bir yaklaşımdır. Önemli olan bunu derinleştirmek ve bu eksende örgütlenmeyi geliştirerek, örgütlü mücadele gücü haline gelebilmektir. Korkmadan, çekinmeden ama gerekli örgütsel gizlilik, vb. çalışma tarzını da göz ardı etmeden kendimizi güç haline getirmemiz ve sömürgeci-faşist saldırılara karşı set olmamız gerekir. Toplumumuz bunu hedeflemelidir. Bunu Türkiye’deki Alevi halkımız, emekçiler, sol, sosyalist, demokratik ve barıştan yana olan tüm kesimlerle ortaklaşarak yapabiliriz. Bugün ülkemizde tek kişiye dayalı bir faşizm geliştirilmek isteniyor. Bu herkes için büyük bir tehlikedir. Evet, okun ucu ilk önce Kürtlere çarpıyor ama herkese de değen bir ok ortadadır. Bu yüzden dayanışma, ortaklaşma her şeyden elzemdir. Bu çerçevede yürütülecek bir özgürlük ve demokrasi mücadelesinin bu faşizan hezeyanı yenilgiye uğratacağı açıktır. Kesin buna inanmak ve bu temelde mücadeleyi yükselterek, başarıya kilitlenmek gerekiyor.

Tüm halkımızın Önderlik konusunda hassas olduğunu biliyoruz. Halkımız bu hassasiyetini ve duyarlı duruşunu örgütlü bir yapıya dönüştürerek sürdürmeli ve “Önderliği Savunma Gücü” gibi sürekli bir biçimde devrede olmalıdır. Eğer öyle yaklaşılırsa halkımız sadece kendini ve Önderliğini korumuş olmaz, aynı zamanda Türkiye’nin geleceğini de korumuş olur. Bu yüzden bu eksende yürütülecek mücadele çok önemli ve tarihi bir mücadeledir. Herkes bunu bilmeli, bu temelde elini taşın altına koyarak, gereken fedakarlığı yapmalı ve gücü oranında mücadeleye mutlaka ama mutlaka katkı sunmalıdır. (Deniz KENDAL – ANF)




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir