Kalkan: Erdoğan’ın ‘milli seferberlik’ çağrısı bir Kürt soykırımı çağrısıdır

PKK Yürütme Komitesi üyesi Duran Kalkan, Erdoğan’ın milli seferberlik çağrısının çok tehlikeli bir açıklama olduğunu ifade ederek “Erdoğan Kürt soykırımına çağrı yaptı. Herkes tedbirini almalı” dedi.

PKK’nin 2016 yılındaki direnişinin PKK’nin kırk yıllık direnişine bedel olduğunu söyleyen PKK YK üyesi Duran Kalkan, “Büyük bir oyunu, tehlikeli bir saldırıyı, vahşi bir soykırım planını bu direniş bozdu” diye konuştu.

 

“AKP-MHP faşizminin tüm katliamlarına ve saldırılarına rağmen şuana kadar Kürt direnişinden bir çöp bile sökebilmiş, bir kişiye geri adım attırabilmiş değil” şeklinde konuşan Kalkan, 2016 yılının ortaya çıkardığı en önemli sonucun da Kürt direnişinin dağıtılamayacağı ve ezilemeyeceğinin kanıtlanması olduğunu söyledi.

Erdoğan’ın ‘milli seferberlik’ çağrısının çok tehlikeli bir açıklama olduğuna dikkat çeken Kalkan, “Erdoğan Kürt soykırımına çağrı yaptı. Herkes tedbirini almalı. Elbette Kürtler buna karşı sonuna kadar direnir. Kim kime karşı milli seferberlik ilan eder, bu seferberliğin sonunda kim ölür kim kalır, hiç belli değildir” dedi.

PKK Yürütme Komitesi (YK) üyesi Duran Kalkan 2016 yılına damgasını vuran gelişmeleri ve gündemdeki konuları ANF’ye değerlendirdi.

2016 yılı Kuzey Kürdistan kentlerinde hala her gün hafızalarda olan bir direniş yılı oldu. Bu bağlamda 2016 yılının PKK öncülüğündeki Kürdistan özgürlük mücadelesi açısından ortaya çıkardığı sonuçları değerlendirmek gerekirse neler söyleyebilirsiniz?

Tarihi bir mücadele yılının daha sonuna geliyoruz. Miladi 2016 yılı zorlukları ve acıları çok, kazanımları büyük bir yıl oldu. AKP’nin Çöktürme Eylem Planı’nı büyük ölçüde boşa çıkartan, kendilerini çökme noktasına getiren sonuçlar ortaya çıktı. En son devrimci eylemlilik karşısında da başta Tayip Erdoğan olmak üzere birçok AKP yöneticisinin “diz çökmeyeceğiz, teslim olmayacağız” demeleri bunu net bir biçimde gösteriyor. Söylediklerine göre, demek ki, akıllarından bu kavramlar geçiyor. Böyle bir durumu kendi içlerinde değerlendirir noktaya gelmiş bulunuyorlar. Bu anlamda zorluklar, acılar, ödenen bedel boşa gitmemiştir. Tersine Kürt direniş tarihine altın sayfalarla yazılan bir direnme yılı olmuştur. Özellikle Cizre ve Sur direnişleriyle başlayıp, Gever, Şırnak ve Nusaybin’de zirveleşen demokratik özyönetim direnişleri, Kürt halkının özgür yaşamda ne denli kararlı ve ısrarlı olduğunu dost-düşman herkese bir kez daha net bir biçimde göstermiştir. Biz yılı bu temelde tamamlıyoruz.

Böyle kazanımlar elde etmemizi sağlayan kahraman şehitlerimizi Cizre, Sur, Şırnak, Nusaybin, Gever şehitleri şahsında tüm demokratik özyönetim şehitleri şahsında saygı ve minnetle anıyoruz. Özellikle Amed’te Azad Siser, Azad Farqin, Çekdar Amed, Zinarin Serhat, Doza ve Andok yoldaşlar, yine Dersim’de her iki Roza yoldaş, Zağros’ta Devrim yoldaş, Mardin’de Botan Hakkari yoldaş şahsında tüm fedai direnişçileri, HPG ve YJA-STAR’ın kahraman şehitlerini saygı ve minnetle anıyorum. Onlar bu zorlukları yenmemizi sağladılar, faşist soykırım rejiminin dayatmaya çalıştığı imha ve tasfiye planını boşa çıkardılar. Kürt yiğitliğini, kahramanlığını en yüksek düzeye taşıdılar. Önder Apo’nun ve kahraman şehitlerimizin izinde 2016 yılını Kürt halkının özgürlük mücadelesinin kazandığı bir yıl haline getirmek için tarihin en büyük kahramanlığını gösterdiler.

2016 DİRENİŞ YILI OLDU

Hareketimiz açımızdan büyük bir direnme ve kazanma yılı oldu. Önderlik direndi, halk direndi, gerilla direndi, demokratik siyaset direndi. Gençler ve kadınlar Apocu çizgide özgürlük için kahramanca direniş gösterdiler. Yılın sloganını, Cizre’nin değerli evladı, halk meclisi üyesi, Cizre direnişinin sembolü Mehmet Tunç daha yıla girişte belirledi. AKP’nin faşist-imhacı saldırıları karşısında “diz çökmeyeceğiz, bizimle gurur duyun” dedi. 2016 yılı sadece Kürt halkının değil, bütün bölge halklarının ve insanlığın, sadece bugün değil, tarih boyunca gurur duyacakları büyük bir kahramanlık sürecini başlattı. Denilebilir ki, PKK’nin her bir yılı zorluklarla geçmiş, zorluklara sahne olmuş ve büyük kahramanlıklar sergilenerek, mucize düzeyinde kazanılmış yıllar olmuştur. 2016 yılı da böyle bir PKK direniş yılı oldu.

Fakat tabii ki yılın kendine göre özgünlükleri de vardır. AKP-MHP faşizmine karşı topyekun direniş oldu. Bütün Kürtlerin ve demokratik güçlerin nabzı nasıl ki 2015 yılında Kobani’de, Rojava’da DAİŞ faşizmine karşı yürütülen direniş içinde attıysa, 2016 yılında da Cizre’de, Sur’da, Nusaybin’de, Şırnak’ta, Gever’de, Amed’te, Botan’da, Kuzey Kürdistan’ın kent ve kasabalarında AKP-MHP faşizminin vahşi katliam ve saldırılarına karşı gösterilen kahramanca direniş içerisinde attı. 2015 Rojava’nın büyük kazanım yılı iken, 2016 yılı da Bakure Kürdistan’ın büyük direnme ve kazanma yılı oldu.

KÜRT HALKI VAHŞET REJİMİNE KARŞI DİRENDİ

Faşist soykırımcı sistemin dayatmaları ve saldırıları açıktı. Diz çöktürmek, boyun eğdirmek, teslim almak istiyorlardı. Zaten çöktürme eylem planı adı altında aslında Kürt halkına her türlü vahşi katliamı dayatarak, diz çöktürmeyi, teslim almayı hedefliyorlardı. Bunu gerçekleştirmek için de tüm güçlerini seferber ettiler. Türkiye’nin bugününü değil, geleceğini de ipotek altına alarak, elde ettikleri imkanları Kürt direnişini ezmek için sefer ettiler. Bunu yeni bir “istiklal mücadelesi, milli duruş” olarak da tanımladılar. Özellikle beyaz-kara-yeşil faşizmi birleştirerek, tam bir ırkçı-şoven-faşist milliyetçi birlik yaratıp, Kürt soykırımını en vahşi katliamlarla gerçekleştirmek istediler. Tarih içerisinde birçok halka yaptıkları zulmü, Kürtler üzerinde de çok daha pervasızca uygulayarak, Kürt halkına da diz çöktürmeyi umut ettiler, hesap ettiler.

Yaralı insanlara benzin döküp, diri diri yakmaktan, şehitlikleri bombalamaya kadar; cenazelerin haftalarca sokakta kalmasından cesetleri arabalara bağlayıp sürmeye kadar her şeyi yaptılar. Örgütledikleri çeşitli çete gruplarıyla Suruç’ta, Ankara’da, Amed’te, Antep’te görüldüğü gibi katliamlar tezgahlamaya kadar, aslında her türlü vahşi katliam yöntemlerine başvurdular. Amaçları korkutmak, ürkütmek, aldatmak, sindirmek, Kürt toplumunu özgürlük için direnişten vazgeçirerek, teslim almaktı. İşte Kürt halkı böyle bir vahşet rejimine karşı direniş gösterdi.

Mehmet Tunç’un ilkesi gerçek bir Apocu ilke olarak tüm yıla damgasını vurdu. Zorluklar ne olursa olsun, acı ne kadar büyük olursa olsun, bedel ne kadar ağır olursa olsun, Önder Apo’nun deyimiyle olacaksa bir yaşam özgür olacak, özgür olmayan yaşam yaşanmayacak, ilkesiyle hareket edilerek, her türlü baskı, zulüm, saldırı, katliam büyük bir cesaret ve fedakarlıkla göğüslendi. Kürt gençleri ve kadınları tarihin en büyük gözü pekliğini, yiğitliğini, kahramanlığını gösterdiler. Hendeklerde, barikatlarda, sokaklarda, evlerde sonuna kadar direndiler. Evlerini, sokaklarını, şehirlerini terk etmediler. Evleri yakılıp-yıkılıp, zorla şehirlerden atılsalar da, şehrin yanında kulübe yaparak, kendi topraklarında yaşamayı ve özgürlüğü orada kazanmayı esas aldılar.

Bu temelde 2016 yılı bir direniş yılı oldu. Daha somut olarak Cizre ve Sur direnişleri yıla girişte Kürt halkının nabzını elinde tutan bir odak oldu. Cizre, Mehmet Tunç’un deyimiyle boyun eğmedi, diz çökmedi, her zaman gurur duyulacak bir kahramanlık çizgisini ortaya çıkardı. Böyle bir mücadele ortamında bu direnme çizgisinin nasıl şekilleneceğini net bir biçimde gösterdi.

Sur direnişçiliği düşmanın yüreğine korku salan, iradesini kıran bir kahramanlığı ortaya çıkardı. Komutan Çiyager’in taktikleri Türk özel savaş güçlerini ayyaşa çevirmişti. Bazılarını basında da kendilerini içkiyle, esrarla nasıl motive etmeye çalıştıklarını gördük. Devlet yetkililerinin deyimiyle aslında Türk ordusu bir avuç direnişçi karşısında büyük bir kırım yaşadı, yıkım yaşadı. Dört taburdan fazla bir güç kaybettiklerini kendileri de itiraf ettiler. Diğer yandan Gever’in kendine göre bir direnişi oldu. Aslında orada bazı karışıklıklar yaşandı, denilebilir. Zayıflıklar gösterildi. Gever’den çıkaracağımız dersler var. Osmanlıda oyun çoktur, diye bir deyim var. TC yönetiminde oyunun ne kadar çok olduğunu bir kez daha acı bir deneyimle gördük.

Bunlarla birlikte Nusaybin’de büyük bir kahramanlık yaşandı. Türk ordusunda da geçmişte bir Kürdistan sendromu ifade ediliyordu. Fakat bir kent mücadelesinde ilk defa bu kavram Nusaybin direnişi karşısında açık bir biçimde ifade edildi. Türk ordusu ve özel savaş güçleri uzun süre Nusaybin sendromunu yaşadılar. Nusaybin sokaklarına yaklaşamaz hale geldiler. Yüreklerini büyük bir korku sardı, bu kadar kayıp verdiler. Şırnak ise aslında en az kayıpla, en büyük darbeyi düşmana vurmanın somut örneğini ortaya koydu. Hala Şırnak’ta mücadele sürüyor, halk da direniş içerisinde, özgürlük güçleri de direniş içerisindedir. Kır-şehir birlikteliği, bütünlüğü en büyük Şırnak direnişinde sağlanmış bulunuyor.

2016 yılında gerillanın mücadele performansını nasıl değerlendiriyorsunuz? HPG ve YJA Star gerillalarının şimdi de kış şartlarına rağmen büyük eylemler gerçekleştiriyor olması önümüzdeki yıl için neler söylüyor?

Evet, 2016 baharına belirttiğim kahramanca direnişlerle ulaştık. Kış koşulları zordu. Dağ, ova ve şehir direniş bütünlüğünü sağlamakta zorlandık. Baharla birlikte bunun önü açıldı. Gerilla şehirde olduğu kadar, dağda da harekete geçti. 2016 yılı Kürdistan’ın bütün dağlarında büyük bir savaş yılı oldu. Eylem yapılmayan, düşmana darbe vurulmayan dağ, bölge kalmadı. Gerilla etkili bir intikam savaşı yürüttü. Bu, fedai çizgisinde gelişen bir savaştı. Sergilenen bu muazzam direniş, Zinar ve Doğa savaşçılığıyla başladı. Elazığ’dan Cizre’ye kadar düşmana diz çöktüren, bütün katil faşistlerden hesap soran, katliamların intikamını alan büyük bir devrimci savaş yaşandı. Bunlar biliniyor, bunları ifade etmemize gerek yok.

‘ERDOĞAN HER GÜN YOK OLMA KORKUSU YAŞIYOR’

Bu direniş, AKP-MHP koalisyonunu büyük bir çıkmaza soktu. Bunun sonucunda da Mayıs’ta Ahmet Davutoğlu hükümeti düştü, Temmuz’da askeri darbe girişimi oldu. Deyim yerindeyse Erdoğan yönetimi direkten döndü; yani düştü, sonra kalktı denilebilir. Tabii ne kadar kalktığı, ayakta olduğu tartışmalıdır. Öyle bir noktaya geldi ki her an yok olma, çökme sendromu yaşıyor. Büyük bir korku içerisindedir, uyumuyor, durmuyor. Herkesten korkuyor. Çünkü herkesi tehdit ederek, herkese oyun oynayarak, kendi bireysel diktatörlüğünü kurmaya çalışıyor.

Baskıyla, tehditle, kabadayılıkla çevreyi ürküterek, denetim altına alarak, korkularını yenmeye ve iktidarını bu temelde sürdürmeye çalışıyor. Geldiğimiz nokta da Erdoğan-Bahçeli iktidarını uzun ömürlü kılabilmek için anayasadan tutalım, birçok yeni kurumlaşma tedbirleri geliştiriliyor. Güya partiyi, devleti her şeyi tek ele alarak, tam bir bireysel diktatör olarak ömrünü uzatabileceğini sanıyor. Bu kadar yasal işlerle uğraşmaları bile sadece Tayip Erdoğan’ın bütün ipleri eline alma çabası değildir. Her an çökeceğini, bir gün yargı önüne çıkacağını biliyor ve yargılandığı zaman kendini savunabilecek bir hukuki zemin yaratmaya çalışıyor. Bu anayasa değişikliğine bu kadar önem vermesinin böyle iki boyutu var. Birisi, bütün yetkileri eline geçirmek, tam bir bireysel diktatör olmaktır. Diğeri ise, yıkılıp mahkeme önüne çıktığında bu işleri hukuk çerçevesinde yaptım, diyebilmek içindir.

Sıklıkla AKP ve MHP’nin ‘faşist blok’ oluşturduğuna dikkat çekiyorsunuz. Geride bıraktığımız dönemde CHP’nin izlediği politik çizgiyi ve CHP’nin AKP-MHP blokuyla ilişkilerini nasıl yorumluyorsunuz?

CHP’nin bu AKP-MHP faşist diktatörlüğüne her zaman koltuk değneği olduğunu biliyoruz. Bu dönemde aynı durumu gördük. AKP her yıkılma tehlikesine girdiğinde CHP’den büyük destek alıyor. Faşist iktidar biraz rahatlayınca da bu kez sahte biçimde muhalefet eder bir görünüm içerisine giriyor. CHP’nin bu gerçeği de bu yıl mücadelesinde net bir biçimde açığa çıktı. Evet, HDP ile BDP’yi hedeflediler. HDP’yi meclisten atmaya çalışıyorlar. Milletvekillerinin dokunulmazlıklarını kaldırdılar, eşbaşkanlıkları kaldırdılar. Çok sayıda milletvekillerini tutukladılar. Öyle ki, Meclis Başkanı ve Türkiye Cumhuriyeti, vekillerin resimlerini meclisteki oturduğu yerlerine konulmasına bile tahammül etmemektedir. Halbuki o insanlar hala yasal olarak milletvekilidirler.

DBP’nin bütün belediye başkanları tutuklandı. Büyükşehir belediye başkanlarını, yetmiş yaşına gelmiş Ahmet Türk’ü bile tutukladılar. Baskıyla, tehditle, tutuklamakla, katliamla Kürt halkını, yaşlısını, gencini, çocuğunu korkutabileceklerini sandılar. Fakat halk direndi, gerilla direndi, demokratik siyaset de her alanda yiğitçe direniyor.

Kürt halkının ve Kürt Özgürlük Hareketi’nin 2016 yılındaki mücadelesinin en net mesajı nedir?

AKP-MHP faşizminin tüm katliamlarına, tutuklamalarına ve tüm faşist saldırılarına rağmen şu ana kadar Kürt direnişinden bir çöp bile sökebilmiş değil. Bir kişiye bile geri adım attırabilmiş değil. Dışarıda olur, zindanda olur, dağda olur şehirde olur, bütün yurtsever Kürt insanı her yerde faşizme ve soykırıma karşı yiğitçe direniyorlar, asla boyun eğmiyorlar. 2016 yılının ortaya çıkardığı en büyük kazanım da budur: Kürt direnişi sökülemez, dağıtılamaz, ezilemez. Kürt halkı özgürlük için direnmekte kararlıdır. Gerekirse son ferdine kadar bu direnişi sürdürecek ama mutlaka özgürce varlığını sağlayacaktır. Bu bakımdan da Kürt soykırımına umut bağlayanlar Kürdü teslim alacaklarını, diz çöktüreceklerini sananlar, varlıklarını, siyasetlerini, iktidarlarını bunun üzerine kuranlar, mevcut Kürt direnişi ve kahramanlığı karşısında yenilmişlerdir. Yıkımın eşiğine gelmişlerdir. Büyük bir çökme ve çözülme içerisindedirler.

Bu bakımdan AKP-MHP iktidarı amaçladığı hiçbir şeyi başaramamıştır. Bütün amaçları Kürde diz çöktürmekti, direnemez kılmak, özgürlük amacından vazgeçirmek, örgütlülüğünü dağıtmaktı. Ama bunların hiçbirisi gerçekleşmemiştir. Tersine Kürt halkı daha fazla kenetlenmiş, daha çok devrimcileşmiş, radikalleşmiş durumdadır. Diğer parça ve yurtdışındaki bütün Kürtler böyle bir direniş çizgisinin etrafında birleşmiş durumdalar. Bu saldırıyı başlatanlar, “Kürtler direnemezler, teslim olurlar, biraz direnmeye kalkanlar olursa kafalarını ezeriz, vazgeçiririz” umudu içerisindeydiler. Ama Kürtler saldırganları yıkıma uğratacak kadar büyük bir cesaret, fedakarlık ve direnme gücüne sahip olduklarını ortaya koydular. Bu bakımdan da direnmek Kürtlere bir kez daha kazandırdı. Mazlum Doğan’ın “direnmek yaşamaktır” çizgisi 2016 yılındaki direnişle Kürt halkını var etti, yaşattı.

Psikolojik savaşın etkisinde kalan, çok çıkarcı olan çevreler var. Direnişin bir şey kazandırmadığını söylüyorlar. Onlar için bir şey kazandırmamış olabilir. Bu kadar günlük yaşayan, basit ve maddi yaşayanlar için elbette ki bu direnişin şimdi kazandırdığı bir şey yok ama bir halk olarak, tarihsel ve kültürel olarak var olmak isteyenler açısından her şey direnişle yaratılmıştır. 2016 direnişi, PKK’nin kırk yıllık direnişinin bir toplamı ve hepsine bedel bir direniştir. Büyük bir oyunu, tehlikeli bir saldırıyı, vahşi bir soykırım planını bu direniş bozdu, kırdı. Eğer bugün Kürdün onuru şerefi varsa, Kürt direnişi var ve biz böyle özgürce konuşup nefes-alıp verebiliyorsak, birbirimize onurluca bakabiliyorsak, bunların hepsi 2016 yılındaki direniş sayesindedir. 2016 yılında Kürtler var olacaklarını, özgür olacaklarını dost-düşman herkese direnişleriyle bir kez daha kanıtladılar. Kürtler soykırımı ve soykırım heveslilerini yenilgiye uğrattılar.

‘AKP’NİN BİZE BİÇTİĞİ ÖMÜR KENDİLERİNE BİÇİLMİŞ ÖMÜRDÜR’

Mevcut Türkiye yönetimi de sıfırı tüketecek duruma geldi. Bu yıl sonu, AKP-MHP’nin yönetiminin yenilgisidir. Her ne kadar DYP’den ihraç edilmiş, ne olduğu belli olmayan Süleyman Soylu diye ortaya atılmış bir faşist saldırgan var; herkese hakaret edip, duruyor. Biz onların seviyesine düşmek istemiyoruz. Bütün küfürlerini olduğu gibi kendilerine itham ediyorum. Ama lümpen ve serseridirler, katildirler, cellattırlar. Nereden geldikleri, Türk olup-olmadıkları da belli değildir. Hapishane kaçkınlarına benziyorlar. Şimdi bakan diye getirilmişler. Şöyle-böyle yapıp, yıkıp-kıracağız, diyorlar. Ama ben burada şunu söylüyorum, Süleyman Soylu’nun da, iktidarının da ömrü bahara kadar sürmeyecektir. Bize Nisan’a kadar ömür biçiyorlar, ben de onlara Newroz’a kadar yok olacaksınız, diyorum. AKP-MHP faşizmi ne kadar şatafat gösterirlerse göstersinler, anayasa yapacağız deseler de ömürleri çok fazla uzun sürmeyecektir. Bu çizgiyi sürdürdükçe mevcut iktidarın sonu yakın olacaktır. Aslında bize biçtikleri ömür, kendilerine biçilmiş bir ömürdür.

2016 yılında AKP’nin hem siyasetle hem de propaganda yoluyla Kürt halkıyla PKK arasında ayrım geliştirmek istediğini gördük. AKP propagandayla, psikolojik savaşla sonuç almayınca “PKK’nin ismini kimse ağızına almayacak” diyerek baskı ve tehditle bunu geliştirmek istedi. Yine de bir PKK karşıtlığı yaratamadı. Bu anlamda PKK’den ayrı düşünülebilecek bir Kürtlükten ya da Kürt sorunun çözümünden bahsedilebilir mi?

PKK’den kopuk Kürtlüğü nasıl yaratacaklar, PKK’den kopuk Kürt kimler olacak? Kürt halkının varlığı ve özgürlüğü için mücadele eden kim var? AKP adına ortada otlanan bazı uşaklar mı Kürtlüğü temsil ediyorlar? Bu mümkün değil. Bir de PKK öncülüğünde demokratik Kürt uluslaşması doğdu, gelişti. Hergün PKK halktır halk burada, diye her yerde haykırdılar. PKK’yi kendilerinin kimliği görüyorlar, varlıklarını orada buluyorlar. PKK, Kürt toplumunun ruhu ve iradesi oluyor. PKK’siz bir Kürtlük zaten bitirilmişti. PKK ölüyü diriltti, devletin kendisi de bunu söyledi. MİT belgelerinde, bunlar açıkça söyleniyor.

Bu bakımdan bir defa PKK’siz bir Kürtlük yoktur. Diğer yandan PKK, Kürt sorununu çözmekle uğraşıyor. Ancak “sorun PKK sorunudur, terör sorunudur” diyorlar. Evet, PKK de bir sorundan dolayı var, ‘terör’ de. Bu sorun nedir, Kürt sorunudur. Bunu diyenlere, ben de Kürt halkının özgürlüğü ve varlığı için ne düşünüyorsunuz, diyorum. Kürdü yok sayıyorlar, yok edeceğiz de diyorlar. Daha sonra sıkıştılar mı “Kürt değil, PKK’ye ve teröre karşıyız” diyorlar. PKK eşittir Kürt halkıdır. PKK bir siyasi harekettir, Kürt sorununun siyasi çözümüne inanmıştır. Önder Apo en son görüşmede bile “İmralı’da 5 Nisan 2015 durduğum yerdeyim, Kürt sorununun siyasi çözümü için hazırım” dedi. Kürt Önderliği bu noktadadır. PKK, Kürt halkı bu Önderliğe ölümüne bağlıdır. Bu çizgiyi en küçük bir tereddüde, farklılığa düşmeden destekliyor. Kürtler ve PKK böyle bir çözümün ortaya çıkması için en büyük fedakarlığı gösterdi. Geçen süreçte çözüm önerileri sundu, ateşkesler yaptı. Demokratik siyaseti geliştirmek için özveriyle çalıştı.

Diğer yandan bu çatışmalı süreci biliyor PKK yaratmadı. Bazı AKP yalakaları alçakça yazıp-çiziyorlar. Bir gün gelecek hepsinden tarih önünde, insanlık önünde, demokrasi mahkemelerinde hepsinden hesap soracağız. İşte “7 Haziran seçiminden sonra PKK silaha sarılmış, şunu-bunu yapmış” diyorlar. Gidin Ahmet Davutoğlu’na sorun, silahı kim kullandı? Ahmet Davutoğlu kime talimat verdi? Bir gecede dört yüz uçak saldırısı yaptık, diye, kaç sefer övündü. Peki o zaman neden PKK başlatmış olsun? Halbuki uçaklar 24 Temmuz gecesi PKK kamplarını vururken, Kürt siyasetine dönük harıl harıl siyasi soykırım operasyonları yapılırken, PKK hala demokratik siyasi çözümü nasıl geliştirecek, siyasi ortamı bu çerçevede nasıl etkileyecek, onun arayışı ve çabası içerisindeydi. Böyle bir çözüm arayışındayken alçakça ve vahşice bir imha saldırısıyla yüz yüze geldi. Buna karşı da direniyor. Kendisini yok etmek isteyenlere karşı var olmak için direniyor. Katliam ve saldırıların hesabını soruyor, intikamını alıyor.

‘RÜZGAR EKEN FIRTINA BİÇER’

İstanbul’da bir patlama oldu, kendisine yazar diyen biri “biz ne yaptık ki, bizim başımıza bunlar geliyor” diye soruyor. Daha ne yapacaktın ki? Kürdistan’ı kan gölüne çevirdin! Bir yıldır yapmadığın katliam kalmadı. Uçaklar, tanklar, helikopterler mahalleleri, şehitlikleri, dağları, taşları bombalarken alkış tuttun. Kürdistan’da katliam olur, insanlar ölürse normaldir ama İstanbul’da, Kürdistan’da katliam yapan polislere birisi bir-iki tokat vurursa, kızıl kıyamet kopuyor. Rüzgar eken, fırtına biçer. AKP-MHP faşizmi 24 Temmuz 2015 tarihinden itibaren rüzgar ektiler, şimdi TAK fırtınası biçiyorlar. Şuradan mı, buradan mı saldırı olacak, diye toplum bir sendrom içerisine girmiş durumdadır.

Bunu bizim başımıza PKK getirdi, diyorlar. Hayır, PKK getirmedi, sizin başınızda olanlar, her gün alkış tuttuklarınız getirdi. Eğer sorumlu arıyorsanız gidin Erdoğan’a, Bahçeli’ye, Davutoğlu’na, Kılıçdaroğlu’na, Binali Yıldırım’a sorun. Nerede, hangi kararları almışlar? Savaş kararı alanlar, bu kadar devlet imkanlarını seferber ederek, Kürtleri katletmek için bu kadar saldırı yürütenler kimlerdir? Tayip de, Bahçeli de, taş üstünde taş, omuz üzerinde baş kalmayacak, dedi. Diz çökecekler, en iyisi ölü olandır, diye açıkça söylediler. Şimdi bunların hepsi unutulmuş. Bunların hepsi kendilerine göre hak oluyor, ‘teröre’ karşı mücadele kapsamında oluyor. Kürtler biraz direndiler mi, biraz intikam alma yoluna girdiler mi, bu kez kızıl kıyamet koparıyorlar.

Türkiye’yi yönetenleri de dahil herkes şunu iyi bilmelidir ki, bu sopayı sadece kendileri kullanmıyorlar, silah sadece kendi ellerinde değildir. Şiddeti sadece kendileri uygulayamazlar, başkaları da uygular. Kendileri uygulamaya kalkarlarsa uyguladıkları kendilerine cevap verir. Çivi çiviyi söker, bunu herkes bilmelidir. Kürtler bu bilince ulaştılar, bu örgütlülük içerisindedirler. Öyle bir hava var ki, bizim her şeye hakkımız var, vururuz, asarız, keseriz, tutuklarız, bu bize haktır ama vurup öldürdüklerimiz geriye dönüp bize bir tokat atmaya kalkarlarsa kızıl kıyamet kopar, her türlü hakaret yaparız. Böyle olmaz! Dünyada böyle bir gerçeklik yoktur. Birilerine bir şeyler yapmak isteyenler her zaman bilmeliler ki, bir şeyler yaptıkları döner, onlar da kendilerine yapabilirler. Bu dünya öyle bir dünyadır. Ki Kürtler onun bilinci, örgütlülüğü içindeler, o güce sahiptirler. Artık bu hesabı sorarlar, soracaklar, soruyorlar da

Özellikle Türkiye toplumu bu gerçeği anlamalıdır. Hayret edilecek bir durumdur, 24 Temmuz saldırılarını Ahmet Davutoğlu hükümeti başlattığında toplumun önemli bir kesimi hükümetin üzerine yürüyordu, AKP’liler cenaze törenlerine sokulmuyordu. Askerler, siviller herkes nereden çıkardınız bu savaşı, diye Erdoğan yönetiminin üzerine gidiyordu. Şimdi bunların hepsi unutulmuş görünüyor ya da bu çevrelerin hepsi susturuldu, hapse konuldu. Ülkeden kovuldular. Basın susturuldu. Dernekler kapatıldı. “Tek devlet, tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek şef, tek söz” tek Tayip Erdoğan! Türkiye’de var yok, sadece Tayip Erdoğan var. Böyle bir diktatörlüğü Hitler de, Saddam da yapmadı. Hiçbirisi Erdoğan kadar tekleşmedi, bir tek ben varım, demedi. Neden böyle bir tek şefin, faşist diktatörün kulu kölesi oluyorlar? Onun etrafında yemlenenlere soruyorum, hiç düşünmüyorlar mı, yarın bunun hesabı sorulur? Ne dinde, ne imanda, ne düşüncede, ne demokraside bunun yeri yoktur. Böyle alıklaştırılmış, parayla satın alınmış, bir çıkar şebekesi var. Devlet imkanlarını ele geçirdiler, şimdi kötü bir biçimde kullanıyorlar. İşin gerçeği budur. (Ersin ÇELİK – ANF)




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir