Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eşsözcüsü Gülistan Koçyiğit, AK Parti hükümetinin Türkiye’de uygulamaya koyduğu anti demokratik politikalara gözünü kulağını kapattığını belirtrerek, Hollanda ve Almanya’yı eleştiren Türkiye’nin önce dönüp aynaya bakmasını ve kendisi ile yüzleşmesi gerektiğini söyledi.

15 Temmuzdan sonra ilan edilen OHAL ile beraber iktidarın muhalif olanlara karşı nefes aldırmayan bir politika uygulamaya koyduğunu vurgulayan Koçyiğit, “Bir referandum sürecine girdik. Normalde bu referandum sürecinde yapılması gerekenleri, AKP hükümeti gerçekleştirmedi. Bunun yerine bütün sivil toplum örgütlerini ve kadın kurumlarını kapattı. KHK’ler ile herkesi tasfiye ederek bir politika ile kendini inşa ediyor. Böyle bir atmosferle 16 Nisan’da referanduma gidiyoruz. Tabi buradan aslında bir demokrasiden bahsetmek mümkün değil. OHAL’in olduğu yerde anayasa ve referandum olamaz. Anayasa yapılması için OHAL’in kaldırılması gerekir” diye konuştu.

‘ALANLAR HALKA KAPATILIYOR’

Referandumda muhalif olanların sözünü söylemek ve referandum sürecinde herkesin kendi duygu düşüncelerini anlatmak gibi bir sorumluluğunun olduğunu söyleyen Koçyiğit, “Bunu engelleyen bir durum var. Hayır kampanyalarına dönük terörize etme gibi bir durum var. Bunun dışında birçok yerde alanlar halka kapatılıyor. Mitingler iptal ediliyor. Önümüzde Newroz süreci var. Hiçbir gerekçe yokken Newrozlar engellenmeye çalışılıyor. Ama bu sistem ve AK Parti hükümeti kendisini anti demokratik faşist ya da farklı bir şekilde tanımlama çıkarmıyor. Onlara soruduğunuzda çok hümanist çok özgürlükçü politikaları var. Çavuşoğlunun uçağı Hollanda’ya inemeyince Hitler benzetmesini Nazi benzetmesini çok rahat yapıyorlar” diye belirtti.

‘KATLİAMLARI NEREYE KOYACAĞIZ’

AK Parti’nin kendi coğrafyasında uyguladığı anti demokratik politikaları görmeyen bir hükümet olduğuna dikkat çeken Koçyiğit, “Yüzlerce kurum kapattınız. Türkiye’nin 3’ncü büyük partisi HDP Eş Başkanlarını cezaevine koydunuz. Yetmemiş eşbaşkanın vekilliğini düşürmüşsünüz. Yetmemiş partide üyeliğini düşürecek kadar ileri gidiyorsunuz. Bunlar sizi baskıcı, otoriter ve diktatör kılmıyor. Hollanda’nın, bakanın uçuşunu engellemesi onu Hitlerin devamcısı kılabiliyor. Orada bir yasakçı zihniyet olduğunda Hitlerle eşitleniyorsa Kürdistan’daki yasakları 2 yıldır yaşanan katliamları nereye koyacağız. Cizre, Sur, Nusaybin, Gever ve Silopi’yi nereye koyacağız” diye sordu.

‘BU DA UÇUŞ YASAĞI DEĞİL Mİ ?’

Binlerce siyasetçi ve gazetecinin cezaevinde bulunmasının bir siyasi soykırım operasyonu olduğuna dikkat çeken Koçyiğit, “Dönüp herkes şunu der önce dön aynaya bak. İlkin kendi ülkenle yüzleş. Kendi gerçekliğinle yüzleş. Kendi ülkende halkına uyguladığın zulüm ile yüzleş. Sonra gel bize ahkâm kes derler. Bu etme bulma dünyası. AKP’nin uyguladığı bütün dış politika ülkeyi ciddi anlamda vizyon kaybına uğratmıştır. Türkiye’nin bir bakanına uçuş yasağı konuluyorsa AKP kendisini sorgulamalıdır. Öncelikle dönüp şunu demeli ben nerede yanlış yapıyorum ki bir Avrupa devleti benim bakanıma uçuş yasağını koyacak bir pozisyona gelmiştir. Tabi ki biz bu uçuş yasağını destekleyen bir yerde durmuyoruz. Hiç kimseye uçuş yasağı konulmamalıdır. Ama aynı şeylerin ülkemizde uygulandığını AKP hükümeti unutmamalıdır. Bugün binlerce kamu emekçisi KHK’lerle ihraç edildi. Hiç birinin yasal olarak yurtdışı çıkış yasağı olmamasına rağmen hepsinin pasaportları iptal edildi. Bu da bir uçuş yasağı değil mi?” diye kaydetti.

‘TÜRKİYE KENDİNİ DEMOKRASİ HAVARİSİ GÖRÜYOR’

Türkiye’nin yarı açık ceza evine döndüğünü vurgulayan Koçyiğit, son olarak şunları söyledi: “Bunu görmeyen, bunu duyamayan, bütün bunlara kulağını kapatan ama kendisine en ufak yaptırım geldiğinde kıyameti koparan, kendisini bir demokrasi havarisi görüyor. Bu yaptırımı uygulayana da Hitler faşizmi söylemlerinin kabul edilebilir olmadığını söylememiz lazım. AKP’nin şu anda sıkışmış bir dış politika siyaseti var aslında. AKP şu an hiç bir şey ifade etmiyor. Ne ülke içerisinde topluma vaad ediyor ne de uluslararası arenada diğer müttefiklere ve Avrupa Birliği ülkerlerine bir şeyler vaat ediyor. Avrupa aslında Türkiye üzerinden kendi demokratik değerleri ile yüzleşiyor. Bunu anlamak gerekiyor toplumda, Avrupa da AKP’ye karşı yükselen bir öfke ve nefretin yükseldiğini görüyoruz. Özellikle AKP’nin koruduğu bu siyasal İslam meselesinin seleflilik olan bağı, Suriye meselesi üzerinden savaşa dahil olmaları ve El Nursa ile ilişkilerini Avrupa bir şekilde görmüş durumda. 16 Nisan’da sistem değişirse bir ‘Evet’ çıkarsa kendisinin de nasıl büyük bir badire ile karışılacağını gördü.” (Ruken DEMİR – DİHABER)