Neden Avrupa? Seçilmiş düşman

İRFAN AKTAN

 

 

 

 

Almanya ve Hollanda’yla gerçekleştirilen krizin “öngörülmüş” olduğu çok açık. Keza önümüzdeki günlerde Avusturya’yla sırf “Viyana kapıları” söylemini diriltmek için benzer bir krizin yaşanması şaşırtıcı olmaz.

AKP, kendi yurttaşına koklatmadığı demokrasi meyvesini Avrupa’da bilâbedel almak isterken fütursuzluk mu yapıyor? Hayır. 7 Haziran sonrasında nasıl ki sistematik bir biçimde Kürt hareketi çatışmaya çekildiyse, şimdi de Avrupa’yla gerilim “gerçekleştiriliyor.” Çünkü AKP, her kavgadan güç devşirmeyi çok iyi biliyor. Parti olarak giriştiği her kavgayı Türklük ve İslamcılık söylemiyle örebildiği için de tabanına taban katıyor.

Uzun yıllar Müslüman mağduriyeti üzerinden kurduğu siyasetin 7 Haziran’dan ama özellikle de darbe girişiminin bastırılmasından, yani tankların ve savaş uçaklarının “üstesinden” gelinmesinden sonra artık AKP’yi ilerletmeyeceği açıktı. Mağduriyet söylemi yerini mağruriyete bırakmazsa, zaafiyetin görünürlüğü kaçınılmaz olacaktı. O yüzden de AKP’nin aklıevvelleri “acımasız direniş” söylemini daha sık dile getirmeye başladılar.

Zaten iktidar, Yenikapı mitinginde mağduriyet söylemini bırakmış, mağruriyetini ilan etmişti. Yeni dönemin duruşu bu olmalıydı ki, İslamcıların yanına Türkçüler de toplanabilsindi.

SIRADA “VİYANA KAPILARI” MI VAR?

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 7 Ağustos 2016’daki Yenikapı mitinginde halka şu sözlerle seslenmişti: “Cumhuriyetimizin banisi Gazi Mustafa Kemal 1920 yılında İstanbul ve İzmir başta olmak üzere ülkenin büyük bölümünün işgal altında olduğu o kara günlerde şunu söylüyordu: ‘Milletimiz çok büyüktür, hiç korkmayalım, o esaret ve zillet kabul etmez. Fakat onu bir araya toplamak ve kendisine; ey millet, sen esaret ve zillet kabul eder misin diye sormak lazımdır.’ Gazi’den 96 yıl sonra Yenikapı Meydanı’ndan aynı soruyu sizlere soruyorum: Ey millet, sen esaret ve zillet kabul eder misin? Mesele bu. Bu millete, evet kimse bu esareti asla getiremeyecektir.”

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Hollanda’yla tasarlanan krizin tepe noktaya ulaştığı gün (12 Mart 2017) “Yenikapı ruhunu” hatırlatırcasına İstiklâl Marşı’nın ilk cümlesini Twitter hesabından paylaştı: “Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak!” Hollanda’da Türk sancağına yönelik herhangi bir saldırı olmuş muydu, hayır. “Seçilmiş düşmandan” korkutucu bir mukabele söz konusu muydu, hayır. Bilakis, pazar sabahı İstanbul’daki Hollanda konsolosluk binasının tepesindeki bayrak tekbirlerle indirilip yerine Türk bayrağı çekildi. Çavuşoğlu’nun Hollanda Başbakanı Mark Rutte’yi kastederek “Sen ne lalesisin bilmiyorum ama” diye başlayan hitabı da ne bir tesadüfün ne de hararetin eseri. Almanya ve Hollanda’yla gerçekleştirilen krizin “öngörülmüş” olduğu çok açık. Keza önümüzdeki günlerde Avusturya’yla sırf “Viyana kapıları” söylemini diriltmek için benzer bir krizin yaşanması şaşırtıcı olmaz.

KILIÇDAROĞLU HÂLÂ YENİKAPI’DA

Yenikapı mitinginde Erdoğan yanına Bahçeli ve Kılıçdaroğlu’nu alıp Türkçü-İslamcı bu koalisyona ortak etti. Kılıçdaroğlu’nun Yenikapı’dan bu yana o koalisyondan çıktığını gösteren herhangi bir çıkışı oldu mu?. HDP’lilerin dokunulmazlıklarının kaldırılması ve TSK’nın Cerablus’a girişi başta olmak üzere AKP’nin kendisi açısından hayati gördüğü adımları CHP yönetimi kimi zaman doğrudan kimi zaman da dolaylı olarak destekledi.

Son olarak Hollanda’yla gerçekleştirilen krizde de Kılıçdaroğlu, AKP’nin daha önce 298 Sayılı Seçim Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkındaki Kanun’un 94/A maddesinde yapılan değişikle “Yurt dışında ve yurt dışı temsilciliklerde seçim propagandası yapılamaz” hükmü getirdiğini hatırlatmak yerine (ne yani Hollandalı yetkililer mi bakana “bizim yasaları geçtik, bari kendi ülkenizin yasalarını ihlâl etmeyin” demeliydi?) “Yenikapı ruhuna” uygun davranarak bu ülkeyle ilişkilerin askıya alınmasını istedi. Peşi sıra “Yenikapı ruhunun” milliyetçi kanadını temsil eden Devlet Bahçeli’den de aynı yönde beyanat geldi.

NEDEN ABD-RUSYA DEĞİL DE AVRUPA?

Elbette gerek Almanya gerekse Hollanda’yla tasarlanan krizin oradalardaki Türkiyeli seçmenin kararını değiştirmeye dönük olduğunu söylemek sığlık olur. Avrupa’yla tasarlanan krizin hedefi dışarısı değil, içerisi.

Dikkat edilirse 7 Müslüman ülkeye vize yasağı koyan, Rakka operasyonunda YPG’nin de bileşeni olduğu SGD’yle yol almaya karar veren ABD’yle, müttefik görünse de Suriye’deki çıkarlarından Türkiye lehine bir milim vazgeçmeyen Rusya’yla herhangi bir gerilim söz konusu değil. Çünkü bu iki aktörle girilecek gerilim, AKP’nin içeride de Suriye ve Irak’ta da etki alanını daraltabilir.

Fakat Avrupa’yla yaşanan gerilimin askeri bir riski yok. Avrupa, Irak ve Suriye’de belirleyici bir aktör de değil. Dolayısıyla burayla yaşanacak gerilimin en fazla ekonomik bedelleri olabilir ki, AKP, Türkiye’nin yaşayacağı ekonomik buhranın büyük Osmanlı hülyalarıyla motive edilmeye çalışılan milliyetçi-İslamcı koalisyonu sarsmayacağını düşünüyor.

CHP’NİN DİLİ ‘HAYIR’, FİİLİ ‘EVET’ DİYOR

AKP, bu krizden çıkacak ekonomik faturanın yaratacağı toplumsal öfkenin kendisine değil, “Osmanlılaşan Türkiye’nin önünü almak isteyen” Avrupa’ya yöneleceğini düşünüyor ve söylemini bunun üzerine kuruyor. Böylece kriz ne kadar tırmanırsa tırmansın, bunun diplomatik, ekonomik bedelleri ne olursa olsun, milliyetçi-İslamcı “evet” cephesinin genişlemesi devam eder diye düşünülüyor.

Şunu da teslim etmek gerekir ki, gerçekleştirilen gerilim Avrupa sağının da işine geliyor. Fakat Türkiye ve Avrupa sağı karşılıklı gerilimi tırmandırarak kendi tabanlarını genişletmeye odaklanırken uçurum genişliyor. AKP, Avrupa’yla didiştikçe güçlenirken, kendisi açısından çok zor olan “evet”i her geçen gün daha da muhtemel kılıyor. Ve bu süreçte CHP yönetiminin dili “hayır” derken, siyaseti “evet”e çalışıyor. 7 Haziran sonrasını deneyimlemiş olanlar için Türkiye hiç de şaşırtıcı olmayan günlerden geçiyor.

(GazeteDuvar)




One thought on “Neden Avrupa? Seçilmiş düşman

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir