Diyarbakır Barosu, Diyarbakır Esnaf ve Sanatkarlar Odalar Birliği (DESOB) Toplantı Salonu’nda “Referandumda halk neyi oylayacak” konulu panel düzenledi. Toplantıya çok sayıda hukuk öğrencisi ve avukatların yanı sıra Diyarbakır Baro Başkanı Ahmet Özmen, Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu, Yrd. Doç. Dr. Vahap Coşkun, Prof. Dr. Selin Esen, Yrd. Doç. Dr. Didem Yılmaz katıldı. Moderatörlüğünü yaptığı panelde konuşan Ahmet Özmen, konuşmasını 28 Kasım 2016 tarihinde öldürülen Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi’ye adadığını söyledi. Özmen, çok ağır ve olağanüstü bir süreçten geçtiklerini ifade ederek, demokratik sivil bir anayasanın herkesin ihtiyacı olduğunu söyledi.

‘OHAL’E RAĞMEN HALK SANDIĞA GİTMELİDİR’

Toplumda çözülemeyen problemlerin ve sorunların had safhaya çıktığını belirten Özmen, “Yürütülen referandum kampanyasından ‘Evet’çiler, ‘Hayır’cıları ‘Terörist’e eş değer bir yaklaşım kampanyası başlatmıştır. Bu yaklaşımlar çözümden uzaktır. Olağanüstü halden kaynaklı birçok dernek ve basın kurumu kapatıldı. Üniversitelerde İbrahim hoca (Kaboğlu) gibi değerli isimler ihraç edilerek, anti demokratik bir yaklaşımla karşı karşıyayız. HDP eş genel başkanları, vekiller, belediye başkanları ve binlerce insanın tutuklu olduğu bir süreçten geçiyoruz. Referandum bölgede çok farklı bir durumda geçiyor. Sıkıyönetim uygulamalarıyla karşı karşıyayız. Bu bölge birçok merkezde sokağa çıkma yasakları ve yıkım geçirdi. Bu uygulamalar Kürt sorununu demokratik yollarla çözmekten uzak bırakılmıştır. Her vatandaş ‘evet’ de olsa ‘hayır’ da olsa sandığa gitmelidir” dedi.

‘SAVAŞ VE OHAL 2015’TE BAŞLAMIŞTI’

Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden ihraç edilen Anayasa Hukukçusu Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu, savaş ve OHAL’in 2015 yılında başladığını ifade ederek, 2015 Kasım ayında Diyarbakır’a bir gelişinde hukuk dışı bir ortamla karşılaştığını dile getirdi. Kaboğlu, “Bir panel için Diyarbakır’a gelmiştim. Gelişimden sonra üç hafta geçmeden sevgili Baro Başkanı Tahir Elçi katledildi. Sevgili Elçi’yi bir kez daha anıyoruz. Kasım 2015’te 1980’li yılların manzarasını hatırlattı bize. Anayasalar her zaman eleştirilebilir. Çağımızda anayasalar devlettir. Devlet organlarının görevleri belirlediği anayasa çerçevede hareket etmelidir. Anayasanın temel öğeleri olan ülkenin birlikteliği ve barışı açasından demokratik bir anayasaya ihtiyaç vardır. 82 Anayasası’nı çok eleştirdik. Fakat aynı zamanda bu anayasa çok değiştirildi. Dolayasıyla aslında belki biz çok konuda dengeyi korumadık. Temel hak ve özgürlükleri savunan bir anayasaya ihtiyaç her zamandan daha çok ihtiyaç duyuyoruz. Sorunları olan bir toplum ve büyük bir coğrafyada yaşıyoruz. 82 Anayasası durup dururken değişiklik yapılmadı” ifadelerini kullandı.

‘YAŞADIĞIMIZ SORUNLAR O GECENİN DEVAMIDIR’

2013’te kurulan çözüm masası ve 2015 seçimlerinden sonra hemen masada diyalogların devam edilmesine dikkat çeken Kaboğlu, “İstenen çözümdü ama olmadı, yaşanan çatışmalı süreçle beraber daha sonra lanetli 15 Temmuz’u yaşadık. 15 Temmuz gecesine Türkiye nasıl geldi, o kadar anayasadan uzaklaşıldı ki bugün yaşadığımız tüm sorunlar o gecenin ve önceki sürecin devamıdır” dedi.

‘ANAYASA SAVAŞ PROJESİ DEĞİL BARIŞ PROJESİ OLMALIDIR’

Gerçekleşecek referandumda Türkiye yasama ilkelleri ve organları tek kişiye teslim edileceğini söyleyen Kaboğlu, “O tek kişi aynı zamanda siyasal parti başkanı olacak. Peki siyasal başkan olacaksa seçim ne zaman olacak. Bütün anayasal tek kişinin arkasında tasarlandığına göre her görev tek kişiye teslim edilecek. Yeni getirilecek anayasa sistemi tek adam mı veya tek kişilik rejim sistem mi olacak. Türkiye toplumun Osmanlı’dan bu yana kazanımlarını elinin tersiyle iten bir süreç içerisindeyiz. Anayasa bir savaş projesi değildir, bir barış projesi olmalıdır” diye konuştu.

Kaboğlu’nun konuşmasının ardından panelin ikinci oturumunda Yrd. Doç. Dr. Vahap Coşkun, Prof. Dr. Selin Esen ve Yrd. Doç. Dr. Didem Yılmaz birer konuşma yaptıktan sonra soru ile cevap bölümü ile son buldu. (DİHABER)