‘Türk tipi başkanlık değil demokratik özerklik tartışılmalı’

Anayasa değişiklik teklifi, Cumhurbaşkanına verilen yetkiler dolayısıyla “tek adam rejimi” olarak tanımlanıyor. Deneyimli hukukçu Öztürk Türkdoğan’a göre bu süreç, Kürt sorununun çözümsüzlüğünden kaynaklı. Türkdoğan, tüm yetkileri tek bir kişide toplayan “Türk tipi başkanlık” değil de toplumu yönetime katan “demokratik özerklik” modelinin tartışılması gerektiğinin altını çizdi. 

Anayasa değişiklik teklifinin en kritik maddelerini, “rejim değişikliği” diye adlandırılan “Cumhurbaşkanı sistemini” öngören maddeler oluşturuyor. Teklifin 4, 7 ve 8’nci maddeleri Cumhurbaşkanlığı sistemini ve seçimleri düzenliyor. Muhalefetin “tek adam” eleştirisi de bu maddeler üzerine temellendiriliyor.

Teklifin 4’üncü maddesi TBMM ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri 5 yılda bir aynı günde yapılacağı, süresi biten milletvekilinin yeniden seçilebileceği ve cumhurbaşkanlığı seçiminde 1’inci oylamada gerekli çoğunluğun sağlanamaması halinde en çok oyu alan 2 adayın 1 hafta sonra yapılacak 2’nci oylamada en çok oyu alan adayın seçileceği belirtiliyor. Teklifin 7’nci maddesinde ise cumhurbaşkanının en son genel seçimlerde geçerli oyların yüzde 5’ini almış parti veya partilerin aday gösterebileceği düzenleyerek, “partili cumhurbaşkanı” fikrini pekiştiriliyor.

Anayasa değişikliğin temel maddesi olan 8’inci maddesi ise, “Cumhurbaşkanlığı sistemi”ni düzenliyor. Buna göre, partili cumhurbaşkanı hem devletin başı olacak hem de yürütme yetkisini kullanacak hem de kararname çıkarma yolu ile yasama yetkisini kullanacak. Aynı cumhurbaşkanı yüksek yargıya da atama yapabilecek.

İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı ve deneyimli hukukçu Öztürk Türkdoğan, “Cumhurbaşkanlığı sistemi” adı altında yeni bir rejim arayışına gidilmesinin temel sebebinin “Kürt sorunundaki çözümsüzlük” olduğu görüşünde. Türkdoğan, anayasa değişiklik teklifinin 4 ve 7’nci maddelerine dair şu değerlendirmelerde bulundu:

‘4’ÜNCÜ MADDE İLE VESAYET KURULACAK’

“Değişikliğinin 4’üncü maddesi ile Anayasanın 77’nci maddesi tamamen değiştirilmiştir. Başkan bir siyasi partinin lideri olursa hem kendisi için seçime girecek hem de kendisinin belirlediği milletvekilleri partisi adına seçime girecektir. Dolayısıyla seçimleri kazanması halinde başkanlık yetkilerini kullanmanın yanı sıra kuvvetle muhtemel Meclis’te çoğunluğu sağlayarak meclis üzerindeki etkisi artacak ve bu etki bir nevi vesayete dönüşecektir. Bu bakımından değişikliğin 4’üncü maddesi ile 77’nci madde yeniden yazıldığına göre Anayasanın 67’nci maddesi mevcut halinden kurtarılmadığı sürece Anayasa yeni bir vesayet sistemi kurmuş olacaktır. Bu Anayasa değişikliği yasalaşırsa resmen parti üyesi ve başkanı olabilecek ve böylece aynı günde yapılacak iki seçimde tek başına belirleyici olabilecektir.”

‘CUMURBAŞKANININ GÖREV SÜRESİ BELLİ DEĞİL’

“Mevcut durumda cumhurbaşkanlığına aday gösterilmek için 20 vekil şartı vardır. Ancak değişikliğin 7’nci maddesi kaldırılarak siyasi parti grupları ile en son genel seçimlerde geçerli oyların yüzde 5’ini almış parti veya partilerin aday gösterebileceği düzenlenmiştir. Cumhurbaşkanlığına adaylıkta daha kolay ve daha erişilebilir yöntemlerin olması gerekirdi. Bunun yapılmamış olması sistemin anti demokratik karakterine de uygundur. Cumhurbaşkanının en fazla 2 dönem seçilebileceğine dair kural yazılmış ancak halen seçilmiş Sayın Cumhurbaşkanının tekrar seçilmesi halinde toplam görev süresinin ne olacağına dair düzenleme yapılmamıştır. Bu tip anayasa değişikliklerinde bilinçli olarak boşluklar bırakılarak 2 dönem kuralı mevcut Cumhurbaşkanı yararına esnetilmiştir. Oysa mevcut Cumhurbaşkanı 2014 yılında seçilmiştir. Bu durumda 5’er yıldan en fazla 10 yıl ve dönem itibari ile de 1 dönem daha seçilebilir. Bunun açıkça geçici maddede yazması gerekirdi. Bunun yazılmaması mevcut değişikliklerin Sayın Cumhurbaşkanına göre düzenlendiğini göstermektedir.”

‘TÜM HAKLAR TEK BİR KİŞİYE BIRAKILYOR’

Türkdoğan, değişikliğin “en özlü maddesi” olarak ifade ettiği 8’nci maddesine dair de, “Bu madde ile Cumhurbaşkanı partili olabilecektir. Böylece partili Cumhurbaşkanı hem devletin başı olacak hem de yürütme yetkisini kullanacak hem de kararname çıkarma yolu ile yasama yetkisini kullanacak hem de başta Anayasa Mahkemesi olmak üzere yargıya yapacağı atamalarla yargı üzerinde vesayet yetkisini kullanacaktır. Görüldüğü gibi kuvvetler ayrılığı ilkesine oldukça zarar verici ve birçok yetkinin tek bir kişide toplandığı tek kişi yönetimi kurulmaktadır. Cumhurbaşkanına bu yetkilerin tanınması ile Türkiye’de yaşayan 80 milyonun tamamının ekonomik ve sosyal haklarının tek bir kişinin düzenlemesine bırakılması demektir” ifadelerini kullandı.

‘MECLİS’İN SEÇMEDİĞİ KİŞİ MECLİS ADINA BAŞKOMUTAN OLACAK’

Türkdoğan, teklifin 8’inci madde ile Cumhurbaşkanının milli güvenlik politikalarını belirleyip gerekli tedbirleri alacağı, TBMM adına silahlı kuvvetlerin başkomutanlığını temsil edeceği, silahlı kuvvetlerin kullanılmasına karar vereceği belirtti. Türkdoğan, “TBMM’nin seçmediği bir kişinin TBMM adına silahlı kuvvetlerin başkomutanlığını yapması tamamen bir çelişkidir” dedi ve ekledi: “Değişiklik ile birlikte mevcut Milli Güvenlik Kurulu (MGK) göstermelik hale gelecektir, çünkü milli güvenlik politikaları Cumhurbaşkanı tarafından belirlenecektir. Görüldüğü gibi burada da önemli bir çelişki yaratılmıştır. Madem öyle MGK bütünüyle kaldırılmalıydı.”

‘KÜRTLER VE TÜM MUHALEFET ÜZERİNDE OTORİTER BİR REJİM’

Türkodoğan, öngörülen “Cumhurbaşkanlığı sistemi”ni anlamak için bu sistemin hangi siyasi koşullarda toplumun önüne çıkartıldığına bakılması gerektiğini konusunda uyarıyor. Kürt sorunu ve Türkiye’nin Ortadoğu’daki savaşa müdahil olmasına işaret eden Türkdoğan, şu değerlendirmede bulundu: “Kürtlerin özellikle Suriye’de statü sahibi olmaması konusunda Türkiye açık bir sıcak savaşa girmiştir. Kürtlerin demokratik yollarla elde ettiği belediyelere el konuldu, vekilleri, parti yöneticileri tutuklandı. Muhalefet kesimleri üzerinde Türkiye tarihinin en ağır yargı baskılarından birisini daha kurmuş ve böylece Anayasa yapım sürecinde Kürt halkının ve demokrasiden yana çevrelerin iradesini tamamen dışlamıştır. Bu tutumu ile mevcut Anayasa değişikliğini başta Kürtler olmak üzere farklı etnik ve inanç gruplarının dışlanacağı ve bunlarla birlikte toplumsal muhalefet üzerinde otoriter bir yönetimin inşa edileceği bir süreç olarak gelişeceğini tahmin etmek gerekir.”

‘MEVCUT ANAYASAL KRİZ DERİNLEŞECEK’

Türkroğan, 82 Anayasası’nın ulus-devlet özü itibarıyla anti-demokratik olduğunu ancak zaman içerisinde Avrupa Birliği üyelik müzakereleriyle çeşitli iyileştirmeler yaşandığına dikkat çekti. Meclisi Mebusan’dan itibaren anayasaların parlamenter sisteme dayalı olduğunu söyleyen Türkdoğan, “Ancak Türk tipi diye tarif edilen başkanlık modelinin getirilecek olması Anayasanın kendi içindeki kısmen bozulmuş olan sistematiğini tamamen bozacaktır. Parlamenter sistem terk edilip bunun yerine ne olduğu belli olmayan Türk tipi başkanlık sistemine geçiş yapılacak ise birçok Anayasa maddesinin buna göre yeniden tasarlanması gerekmektedir. Aşağıda belirteceğimiz gibi çok sayıda Anayasa maddesi birbiri ile çelişkili ve tezat duruma düşecektir. Bu da mevcut Anayasal krizin daha da derinleşeceği anlamına gelecektir” değerlendirmesinde bulundu.

Türkdoğan, şunları ekledi: “Önümüze getirilen ‘Türk tipi başkanlık’ modeli ile demokratik olmayan Cumhuriyet tek kişi yönetimi altında sürdürülmek istenmekte ve böylece resmi ideoloji bir tek kişinin kullanacağı yetkilerle yaşatılmaya çalışılmaktadır. Esasen ideolojik ulus devletin demokratikleşerek temel sorunlarını çözmek yerine anti demokratik yönelimde ısrar ederek 20’nci yüzyılın ilk yarısında kalmış ideolojik ulus devlet anlayışını ayakta tutma çabasından başka bir şey değildir.”

‘REJİMDEN KASTEDİLEN ULUS DEVLET İSE DEĞİŞMEYECEK’

“Rejim mi değişiyor, sistem mi değişiyor” yönündeki tartışmalarına daha doğru yaklaşmak gerektiğini söyleyen Türkdoğan, “Açık bir sistem/rejim değişikliğine gidilerek daha da otoriter tek kişi yönetimine geçilecektir. Ancak rejimden kastedilen ideolojik ulus devlet ise bunda herhangi bir değişiklik yapılmamaktadır” dedi.

Türkdoğan, şöyle devam etti: “Rejim, ‘Türk tipi başkanlık’ modeli ile kendisini 21’inci yüzyılda da yaşatmak isteyecektir. Ancak bu durum başta Türkiye’de yaşayan Türkler olmak üzere tüm etnik ve inanç gruplarına yapılmış büyük bir haksızlık olacaktır. Tüm çağdaş toplumlar kendi içlerindeki etnik ve inanç sorunlarını çözerek yönetimlerini demokratikleştirmiş, insan hakları sorunlarını çözmüşlerdir. Türkiye’de bunu yapabilir. Ancak bunu yapmak yerine Cumhuriyetin anti demokratik karakterini daha da geriye götürecek ve tamamen otoriterleştirecek bir model önermek zamanda geriye gitmek demektir. Bu anlamı ile değerlendirdiğimizde asgari koşullardaki demokratik sistemdeki iyileşme yönünün negatife çevrilmesi anlamında bir rejim (sistem) değişikliğinden bahsedilebilir. Dolayasıyla Kavramlar üzerinden tartışma yapmanın fazla anlamlı olmadığını belirtmek gerekir.”

‘BAŞKANLIK YERİNE DEMOKRATİK ÖZERKLİK TARTIŞILMALI’

Türkdoğan, hükümetin “Cumhurbaşkanlığı sistemi”ni dünyadaki “Başkınlık sistemi” örnekleriyle açıklamasının da gerçeği yansıtmadığını ifade etti. “Söz konusu değişiklik başkalık modeli değildir, bu Türk tipi başkanlıktır. Özelliği ise güçlerin bir kişide yoğunlaşmasıdır” diyen Türkdoğan, kuvvetler ayrılığına dayalı dünya örneklerindeki başkanlık sistemlerinde adem-i merkeziyetçilik ilkesinin olduğunu vurguladı.

Türkdoğan, şunları söyledi: “Türkiye, BM Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi ile BM Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi’ni onaylamış ve yürürlüğe koymuştur. Her iki sözleşmesinin birinci maddesi ‘halkların kendi kaderini tayin hakkını’ düzenlemektedir. BM İnsan Hakları Komitesi’nin halkların kendi kaderini tayin hakkı ile ilgili 12 Nolu Genel Yorum Beyanı’nda, bütün halkların ‘siyasal statülerini özgürce kararlaştırma’ (siyasi boyut) ve ‘kendi ekonomik, sosyal ve kültürel gelişmelerini sağlama’ (kaynak boyutu) hakkı olduğunu açıkça ifade eder… Kürtler de ayrı bir halk olarak kendi statülerini özgürce belirleme hakkına sahiptir. Bu hak Türkiye tarafından ret edildiği için Kürt sorunu çözülememekte ve böylece silahlı çatışmalar sürmektedir. HDP, BDP, DTK gibi siyasi parti ve sivil toplum kuruluşları tarafından önerilen demokratik özerklik modeli ciddi bir şekilde dikkate alınmalı ve bu model değerlendirilmelidir. Demokratik özerkliğin değerlendirilmesi yerine tam tersi istikamette tüm yetkilerin merkezde tek kişide toplandığı güçlü bir vesayet modeli önerilmektedir.”

‘YENİ BİR BARIŞ VE ANAYASA’

Türkdoğan, Türkiye’nin temel sorunun Kürt sorunu olduğu ve yeni bir anayasanın bu sorunu çözme niteliği olması gerektiğini ancak değişikliğin böyle bir niteliği olmadığını vurguladı. 10 Temmuz 2014 tarihinde çıkartılan kamuoyunda “çözüm kanunu” olarak adlandırılan sürece dikkat çeken Türkdoğan, şunları ekledi: “Bu kanun 16 Temmuz 2014 tarihinde resmi gazetede yayımlanmış olup halen yürürlüktedir. Sayın Cumhurbaşkanı ve hükümet bu kanunu kullanarak yeni bir çözüm süreci gerçekleştirebilirler. Bunun için Cumhurbaşkanı hükümet sistemine ihtiyaçları yoktur. Sayın Cumhurbaşkanına verilecek olağanüstü yetkilerle onun iyi niyetine dayalı olarak gerçekleşebilecek süreçlerin Anayasal güvenceye alınmadan başarılı olma şansının olmadığını özellikle belirtmek isterim. Kürt sorunu gibi Kürtlerin statü ve topluluk hakkı taleplerinin karşılanabilmesi bakımından anayasal değişiklik yapılması mutlak bir zorunluluktur.” (Deniz Nazlım / Selami Aslan – DİHABER)




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir