Haşmetmeab’ın çadır ziyareti – Mehveş EVİN

 

 

 

 

Yani her demokraside şu veya bu şekilde varolan, iktidarın denetimi, kamuoyuna hesap verebilirliği açısından gerekli gensorular, güven oylamaları yüzünden koskoca ülke anayasa değişikliğini oyluyor, öyle mi?

 Kürsüler, açılışlar, kamu kurumları, medya, ‘Evet’ kampanyasının emrine amade. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sureti eşliğindeki ‘Evet’ çağrısı İstanbul’un her ilçesinin, en merkezi konumlarındaki binaları süslüyor. İskelelerde, metro duraklarında ‘Hukuk Platformu’nun Başkanlık propagandası çadırlarıyla kaplanmış vaziyette.

Kamu kaynaklarından ‘evet’ kampanyası için yapılan toplam harcanan nedir, elbet bir gün öğreneceğiz. Tabii ‘evet’ çıkarsa bunu dahi öğrenme, hesap sorma ihtimalimiz azalacak.

Medyaya gelince… Demokrasi İçin Birlik Girişimi, haber bültenlerinde 10 haberden dokuzunun ‘evet’e ayrıldığını, tartışma programlarındaysa RTÜK verilerine dayanarak ortaya koydu. Hayır’ı savunanlar ulusal kanallarda neredeyse hiç yer bulamıyor.

Cumhurbaşkanı ve şurekasının attığı her adım, söylediği her söz, an be an medyaya yansımakla kalmıyor. Çanak çömlek sorularla röportajlara da tanık oluyoruz.

Bu yüzden Erdoğan’ın Sarıyer’deki ‘Hayır’ çadırına gitmesi, halkın doğrudan, eğip bükmeden sorduğu sorulara doğrudan cevap vermese de verdiği mesajlar, neden bu referanduma gidildiğini anlamak açısından önemli. (İzlemeyen kaldıysa izlesin, zira basında ziyaretin sadece belirli kısımları alıntılandı.)

KADIN VEKİL SAYISIYLA KADIN SORUNU ‘ÇÖZÜLDÜ’

Çadırda kendisini neşeyle ‘Hayırlı Olsun-Hayırlı Olsun!’ diye karşılayanlara dayanamayıp ‘Evet’li olsun’ diye karşılık veren Erdoğan, soru sorma önceliğini eline alıyor. Kadınların ‘Çağdaş bir ülkede yaşamak istiyoruz’ sözüne karşılık ‘Şu anda olmayan ne var da istiyorsunuz’ deyip meseleyi köprüye, yola getiriyor. Malum, çağdaş yaşam eşittir köprü, yol. Hak, hukuk, eşitlik değil!

‘Hayır’ı savunanlar, kadın haklarının tesisini, demokrasiyi, cumhuriyeti istiyoruz diyor.

Erdoğan, kurt siyasetçi. Cevap vermek yerine, 14-15 yıldır ülkeyi yönettiğinden bahsedip parlamentodaki ‘bayan’ sayısından örnek veriyor.

Doğrudur, AKP iktidarında yavaş da olsa kadın vekil sayısı arttı, ancak bunu en çok ‘eşbaşkanlık’ sistemini getiren HDP’ye borçluyuz. Tabii bundan bahis yok. Kaldı ki şu anda Meclis’teki kadın vekil sayısı düştü çünkü tutuklanan HDP’li vekillerin yedisi kadın!

BAŞKANLIĞIN GEREKÇESİ: ‘GENSORU VERİLMESİN’

Derken “Sayın Cumhurbaşkanı, şimdiye kadar başbakan, Cumhurbaşkanı olarak neyi yapamadınız da başkan olmak istiyorsunuz?” sorusu geliyor.

Erdoğan’ın buna verdiği cevap, muhalefetin gensoru vermesi! Yani her demokraside şu veya bu şekilde varolan, iktidarın denetimi, kamuoyuna hesap verebilirliği açısından gerekli gensorular, güven oylamaları yüzünden koskoca ülke anayasa değişikliğini oyluyor, öyle mi?

Cumhurbaşkanı’na göre gensoru, ‘parlamentoyu işlevsiz hale getirmek’ için veriliyormuş. Hatta 484 gensorudan 4 tanesi kabul edilmiş.

Öyleyse şunu sormalı: Peki bu gensorularda ne vardı da görmezden gelindi? Gensorunun reddedilmesi marifet mi?

Bu akşam artı tv’de ilk bölümü yayınlanacak ‘Artı Kritik’ programında, konuklarımdan CHP milletvekili Sezgin Tanrıkulu’na bunu sordum.

Tanrıkulu, zaten iktidarın her istediği yasayı muhalefete rağmen çıkardığını, gensoruların sadece yürütmeyi denetleme değil, tarihe not düşmek açısından öneminden bahsetti. Gensoruların pek çoğunda insan hakkı ihlalleri, yolsuzlukların gündeme getirildiğini not düşelim…

HANGİ ÇİFTBAŞLILIK? NEREDE YAŞIYORUZ?

Cumhurbaşkanı’nın anayasa değişikliğine gidilmesi için en çok üstünde durduğu konulardan biri ‘çiftbaşlılık’. Buna eskilerden, Cumhurbaşkanı Sezer’in anayasa kitapçığını firlatması ve ülkenin sırf bu yüzden ekonominin çökmesinden örnek veriyor.

Anayasa kitapçığı krizi çıktı evet, fakat ekonomik krizin sebebi buydu demek yanlış. Kaldı ki Cumhurbaşkanı tek parti iktidarı sayesinde yıllardır siyaseten hiçbir ciddi engelle karşılaşmadı.

İster kendi partisinden, ister muhalefetten olsun… İster facebook’ta ergenlik yapan bacak kadar çocuk ister kendine baş düşman saydığı gazeteciler olsun, kendine tehdit saydığı herkesi sildi geçti.

Şikayet ettiği çiftbaşlılık bu mu? Yoksa yanlış mı anlıyoruz?

Çadır ziyareti biraz tatsız bitiyor. Vatandaşlar ayrımcılıktan, köprüye Yavuz Sultan Selim isminin verilmesinden duydukları üzüntüden bahsedince Erdoğan’ın “tarihe hakaret” diye çıkışması, üzerine “sizin genel başkanınız Alevi değil mi” diye birkaç kez tekrar etmesi, tam da endişeleri doğrular nitelikte.

Turgut Özal’ın Kürt olmasının, Kürt sorununun olmadığı söyleminde kullanılması misali, Kılıçdaroğlu’nun da Alevi kimliğine vurguyla ‘ayrımcılık yok’ deniyor.

Nasıl, ikna oldunuz mu şimdi?

(ArtıGerçek)




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir