Şuncacık için istifaya değmez… – Murat SEVİNÇ

 

 

 

AKP’nin ‘Evet’ broşürü hakkındaki ikinci yazıdan önce çok kısa ve zorunlu bir ara.

Türkiye, giderek daha ‘gerçek üstü’ bir memleket haline geliyor.

İyi işleyen hiç bir demokraside, ortalama yurttaş, örneğin anayasa değişikliği gibi ziyadesiyle uzmanlık gerektiren bir konuda bu kadar çok konuşmaz, günlük sohbetlerinde yer vermez. İlgilenmez. Umursamaz. Olup bitenin yaşamında büyük hasara yol açacağı gibi bir kaygı taşımaz. Sinemaya gider. Çoluk çocuğuyla ilgilenir. Tatil planı yapar. Eğitim ve sağlık konularıyla meşgul olur vs. Ama oturup ‘devlet başkanının parlamentoyu fesih yetkisi’ üzerinde sohbet etmez.

Efendim, önerilen değişiklikle cumhurbaşkanına meclisi fesih hakkı tanınıyor mu tanınmıyor mu? Toplumun önüne koskoca bir kazık koydular, şimdi o kazığın üzerindeki deseni tartıştırıyorlar! İnanılır gibi değil.

Erdoğan, evet çıkarsa cumhurbaşkanının meclisi fesih yetkisi olmayacağını, Kılıçdaroğlu olacağını söylüyor. Erdoğan, her zamanki ‘tarafsız’ üslubuyla, muhalefeti yalancılıkla itham ediyor, şu bu… Önerilen değişikliğin hiç bir yerinde ‘fesih’ geçmiyormuş. Geçmez tabii, onun yerine ‘seçimlerin yenilenmesi’ ifadesi yer alıyor çünkü.

Bugün, iki önemli anayasa hukukçusu da konuyla ilgili açıklama yaptı. Ergun Özbudun ve İbrahim Kaboğlu. İkisi de fesih ile seçim yenilemenin aynı şey olduğunu, farklı sözcüklerle açıkladı. Kaboğlu daha tarihsel bir değerlendirme tercih ederken, Özbudun bir ikisi arasındaki ‘nüansa’ dikkat çekti. ‘Fesihte’ meclisin hukuken sona erdiğini, ‘seçim yenilemede’ ise, yenisi seçilene dek varlığını sürdürdüğünü, buna mukabil sonuç olarak aynı kapıya çıktıklarını; ‘eş anlamlı’ kullanılabileceklerini belirtti.

Süleyman Demirel’in muhteşem (!) ifadelerinden birini hatırlattı bu tartışma bana. 1965 seçimlerinden sonra TİP’liler tarafından ABD’nin Türkiye’deki üsleri konusunda epeyce sert (ve doğru) eleştirilere muhatap olan Demirel, şöyle der: “Türkiye’de üs yoktur. NATO’ya bağlı tesisler vardır!” Nasıl? Tam Demirel işi…

Bugün önerilen değişiklikte cumhurbaşkanına, canı ne zaman isterse meclis seçimlerini yenileme yani ‘fesih’ yetkisi tanınıyor. Tabii cumhurbaşkanı TBMM’yi feshederse (diyelim ki ilk döneminde), kendi de yeniden seçime girecek, yani bunu göze alacak. Bunun karşılığında TBMM’nin de erken seçim kararı alma yetkisi var. Eğer erken seçim kararı alınırsa, cumhurbaşkanı seçimi de birlikte yapılacak. Unutmadan, meclisin erken seçim kararı alması zorlaştırılıyor!

İşte bu nedenle diyoruz ki, aklı başında herkes diyor ki: Önerilen sistem ya tek adam yönetimine ya karmaşaya neden olacak. Cumhurbaşkanı ve TBMM çoğunluğu bugün olduğu gibi aynı siyasi eğilimdeyse, zaten seçim yenilemenin pek anlamı yok. Cumhurbaşkanı ne eylerse güzel eyleyecek o durumda! Ancak ola ki cumhurbaşkanı (örneğin Ahmet Necdet Sezer) ile TBMM çoğunluğu (örneğin AKP) farklı siyasal eğilimdeyse, seyreyle gümbürtüyü!

AKP’nin bu değişikliği gündeme getirmesinin tek nedeni, Erdoğan’ın cumhurbaşkanı seçileceği ve TBMM çoğunluğunun kendilerinden olacağı varsayımı. Aksini düşünseler, evet çıkma olasılığı dudaklarını uçuklatırdı. Halihazırda yürürlükte olan Anayasa’nın 116’ıncı maddesinde düzenlenen hüküm ise, şu anda önerilen gibi bir yetki vermiyor cumhurbaşkanına. 116’ıncı maddede bazı durumlar sayılır, ki bunlar hükümetin 45 gün içinde kurulup göreve başlayamamasına ilişkin. Bu durumda cumhurbaşkanı, sistem tıkanıklığını aşmak için ‘TBMM başkanına danışarak’ seçimlerin yenilenmesine karar verebilir. 1980’de yaşanan (Fahri Korutürk sonrası) seçim krizi bir daha yaşanmasın diye yer verildi 116’ıncı maddeye. 1982 Anayasası döneminde bu yola bir kez başvuruldu ve 1 Kasım 2015 seçimleri, ‘yenileme kararı’ sonucunda yapıldı.

Hiç uzatmayayım. Gündemdeki öneri, cumhurbaşkanına (kendisinin de seçime girmek zorunda kalacağını bir kez daha hatırlatalım) TBMM’yi fesih yetkisi veriyor. Seçimleri yenileme, yasal süre dolmadan meclisi seçime götürme yetkisi, fesih yetkisidir. Nitekim bu sözcük haftalardır değişikliği anlatmaya çabalayan AKP’liler tarafından da defalarca kullanıldı.

Bir küçük hatırlatma: 1924’te TBMM, ulusun temsilcileri, fesih yetkisini Mustafa Kemal’e vermedi. Öneri, muhalefetin tasfiye edildiği İkinci Meclis’te gündeme geldi ve üyelerin neredeyse tamamının karşı çıkışıyla reddedildi.

Erdoğan, kendi iddiasının aksi ispatlanırsa istifa edeceğini söylemiş. Şuncacık için değmez. Göklerden gelen bir karar vardır. Allah başımızdan eksik etmesin..

(Diken)




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir