En fazla ürünün alındığı tarım topraklarına sahip olan Trakya Bölgesi, kurulmak istenen Rüzgar Enerjisi Santrali (RES) ve termik santrallere karşı ekoloji mücadelesi veriyor. Kırklareli de ekolojik mücadelenin yoğunca sürdüğü şehirlerden biri.

1990 yılının başlarına kadar hiçbir sanayi kuruluşunun tahribatına uğramamış Kırklareli ilinde, 1980’li yılların ortasında Tekirdağ’ın ilçeleri Çerkezköy ve Çorlu ile İstanbul’da başlayan sanayi akımı birlikte pek çok ilçe ve köyde termik santral ve RES’in kurulmasına neden oldu. Ancak buna karşı Trakya halkının tepkisi gecikmedi.

Kırklareli halkı birlikte Doğal Yaşamı Koruma Vakfı (DAYKO) tarafından başlatılan ekoloji mücadelesi, alanda yapılmak istenen doğa tahribatına karşı eylemler yaparak, şirketlere davalar açarak mücadele ediyor.

RES’LER DOĞA YAŞAMINI YOK SAYIYOR

Kırklareli’nin Vize ilçesinin Küçükyayla köyüne Airres Elektrik Üretim San ve Tic A.Ş. tarafından yapılmak istenen 18 yeni RES için Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) toplantısına izin vermeyen halk, raporun iptali için Kırklareli Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’ne dilekçe verdi. Vize ilçesine bağlı Sergen, Kofçaz, Karadere, Küçükyayla, Evrencik, Çakıllı ve Tozaklı köylerinde yapılmak istenen RES’lerin talep edilmesi halinde sayılarının 2 bini bulacağı da hazırlanan itiraz raporunda yer aldı.

Bu köylerin tümünde ise RES’lere karşı büyük bir mücadele başlatıldı. Ekolojistlerin karşı çıktığı nokta ise yapılmak istenen RES’lerin bulunduğu alanın göçmen kuşlarının geçiş noktası olması. Büyük Londoz ormanlık alanlarının dışında bir yere yapılması durumunda desteklenebilecek alternatiflerden olan RES’ler, buna göre göçmen kuşlarının ölümüne neden olacak. Orman mühendislerinin yaptığı araştırmalar sonucu; yapılacak RES’lerin “tamamen orman bütünlüğünü bozduğu ve orman alanlarının yok olduğu” yönünde yapmış olduğu itirazlar, yaşanacak doğa katliamının da en açık kanıtı.

KIRKLARELİ’NDE 30 TAŞ OCAĞI BULUNUYOR

Kalker yönünden çok zengin olan Vize ve Pınarhisar ilçelerine yapılmak istenen çimento fabrikaları bölgede taş ocaklarına talebi arttırdı. Kırklareli’de 30’u aşkın büyük taş ocağının bulunduğu alan ise su kaynakları üzerine kurulmuş durumda. Önceden ÇED değerlendirme kapsamında olan taş ocakları, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın “ÇED değerlendirmesine gerek yoktur” kararı ardından ise rant merkezi haline geldi. Verilen kararların iptal edilmemesi durumunda Tekirdağ, İstanbul ve Bulgaristan’da bulunan dağ zincirinin en yüksek noktasının Kırklareli’nde olduğu Istrancalar (ormanlık alan) en fazla doğa tahribatının yaşanacağı yer olacak.

MÜCADELE SONUCU PEK ÇOK PROJE YA İPTAL EDİLDİ

Ayrıca bölgede yapılması planlanan ve onlara karşı verilen mücadeleler sonucu elde edilen kazanımlara da rastlamak mümkün. Akpınar köyünde açılmak istenen çimento fabrikasının ÇED dosyası hazırlanmasına karşılık uygun görülmemesi, Pazarlı Köyüne açılmak istenen Kil ocağının mahkemece iptal edilmesi; Yenice, Soğusak ve Kapaklı Koruköy’e yapılmak istenen taş ocakları ile Beğendik köyüne yapılmak istenen termik santrallerinin ruhsatlandırmaya tabi tutulması bunlardan yalnızca birkaçı. Bu alanda yürütülen mücadelelerde kısmi başarı sağlanmış olsa da hala üzerinde hukuki mücadelenin verildiği onlarca dosya mevcut. Şu anda da bölgede yapılmak istenen kömüre dayalı termik santrallerin Danıştay nezdinde itirazının yapılabilmesi için son başvuru 14 Nisan 2017 tarihi. Bu tarihe kadar ekolojistler itiraz dilekçelerini yazıp göndermeye hazırlanıyor.

Bölgede yaşanacak doğa tahribatına karşı Kırklareli halkı ile birlikte mücadele eden ve hukuki yolları yakından takip eden DAYKO Mütevelli Heyet üyesi Aydın Karakoç, işletilen sürece ilişkin bilgi verdi. Karakoç ayrıca yaklaşan referandumda bölgede yaşayan halkın neden “Hayır” dediğini de anlattı.

‘YAŞAM KAYNAKLARIMIZA DOKUNULMASIN İSTİYORUZ’

Karakoç, kültür turizmi haline getirilmesi planlanan Kırklareli’nin yaşanacak doğa talanı ile birlikte fazlasıyla etkileneceğini belirtti. Trakya bölgesinin genelinde ve Kırklareli’nin pek çok noktasında başlatılan talanı bir rant kavgası olarak gördüklerini söyleyen Karakoç, “ Yaşam kaynaklarımıza, sularımıza, toprağımıza, denizimize, suyumuza dokunulmasın istiyoruz” dedi.

‘TRAKYA HALKI YAŞAM ALANLARINA SAHİP ÇIKMAK İÇİN ‘HAYIR’ DİYECEK’

Anayasa oylamasında Trakya halkının neden “Hayır” dediğini verdikleri doğa ve yaşam mücadelesinden kaynaklı olduğunu belirten Karakoç, devamında şunları söyledi: “Bunun gerekçelerinden bir tanesi gelip diyecekler ki ‘Ey Karadır, ey Dereköy, ey Dolan sizlerin meralarınızı ben Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile bitişiğinde olan hayvan çiftliklerine devrettim’. KHK’lara itiraz edemediğiniz gibi dava açma hakkınız bile olmayacak. Bırakalım yan yolları Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) taşısak bile 15 yıllık bir süreç geçecek. Danıştay’a dava açtığımızda, Danıştay’ın bölge atamalarını Hakim Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) yapacak. Bu atananları Cumhurbaşkanı kendisi seçecek. Yetkiyi veren Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı; fakat onları da Cumhurbaşkanı atayacak. Buralara, halktan yana insanlar mı atanacak yoksa halkın mücadelesinin önünü kesecek kişiler mi atanacak? Bu büyük bir şüphedir. Bu büyük şüphelerle mahkemelere dava açsak bile kazanma şansımız olmayacak. Bizim dava açma hakkımız KHK’lar ile engelleneceği için meralarımız da, ormanlarımız da, sularımız da talana uğrayacak. Bu yüzden tüm Trakya halkı ‘Hayır’ diyecek.”

‘HAYIR DEMEZSEK DOĞA TALANINA SON VEREMEYECEĞİZ’

ÇED raporlarını yasaları hiçe sayma kararı olarak gördüklerini söyleyen Karakoç, referandumda “Evet” çıkması halinde yaşam alanlarında önemli bir yere sahip olan ÇED kararlarına gerek kalmayacağının altını çizdi. Karakoç, “İki kişiye imzalatacaklar. Hiçbir dava açma hakkımız kalmayacak. Ne bir bilim adamına sorulacak, ne de devletin diğer kurum ve kuruluşlarına… Hiç kimseye sorulmadan bir kişinin imzası ile belirlenecek. Referandum oylamasında bu insanlarımız, ‘Hayır’ diyecekler. Yoksa biz doğa talanına son veremeyeceğiz” diye konuştu. (Necla Demir / Uğur Atabay – DİHABER)