Cezaevlerindeki tutukluların başlattığı açlık grevi eylemleri devam ediyor. Süresiz-dönüşümsüz açlık grevi eylemleri, Şakran Cezaevi’nde 48, Van Cezaevi’nde 28, Sincan Cezaevi’nde 40 ve Bolu Cezaevi’nde ise 7’nci gününe girdi. Sağlık sorunları baş gösteren cezaevleri ile ilgili ailelerin, sivil toplum örgütleri ve insan hakları savunucularının kaygıları ise günden güne artıyor. Açlık grevlerini ve bundan sonra yaşanabilecekleri İnsan Hakları Derneği (İHD) Örgütlenmeden Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Necla Şengül değerlendirdi.

Bu güne kadar Türkiye cezaevlerinde yaşanan 3 büyük açlık grevine tanıklık ettiğini belirten Şengül, bunların bir çoğunun ölümle sonuçlandığı anımsattı. Yaşam hakkının kutsal olduğunu ve açlık grevlerinin derhal sonlandırılması gerektiğini ifade eden Şengül, “Fakat diğer bir yandan baktığınızda şunu görüyoruz. Türkiye ve Kürdistan cezaevlerinde devam etmekte olan baskı ve zulümlere karşı bir direniş biçimi olarak tutuklular açlık grevi ve ölüm orucunu tercih ediyorlar” dedi.

‘İŞKENCENİN ŞEKLİ DEĞİŞTİ’

Günümüzde baskı ve şiddetin şeklinin değiştiğini ancak hiç bir zaman azalma göstermediğini kaydeden Şengül, şunları aktardı: “Devlet gücünü göstermek istediğinde en önce siyasi mahpuslara saldırdı. Çünkü onların üzerinden direnci kırmaya çalışıyor. Onların aileleriyle görüşlerini yasaklayarak onların dışarıyla olan bağlarını yok etmeye çalışıyor. Mahpusun cezaevine girmesiyle beraber çıplak aramayla başlayan sayısız kötü muamele ve uygulamalarla karşı karşıya kalıyor. İşkence mahpusu copla dövmek yada süngerli odaya alma değildir. Mahpusu ailesinden uzaklaştırma, mektuplarını vermeme hatta dış fırçasını bile vermemeleri bir işkencedir.”

Özellikle son bir yıldır cezaevlerinde yaşananların 12 Eylül’lü aratmadığının altını çizen Şengül, tutuklu ve hükümlülerin bu hak ihlallerine “Dur” demek için son çare olarak bedenlerini açlık grevine yatırdığını vurguladı. Bunun bir intihar biçimi olmadığına işaret eden Şengül, “Direnme biçimidir. Yaşam haklarına öyle yada böyle zaten kast edilmiş durumda. Bize yolladıkları mektuplardan anlıyoruz ki insanların görmüş oldukları baskı ve kötü muamele buna neden oluyor” şeklinde konuştu.

‘HER DİRENİŞ ZAFERLE SONUÇLANIR’

Açlık grevleri için “Her direniş zaferle sonuçlanır” ifadesini kullanan Şengül, “Evet bugün mahpuslar artan hak ihlallerine dikkat çekmek ve sonlandırmak için kendi bedenlerini direnişe yatırıyor. Fakat yetkililer şunu bilmelidir ki bu insanların arkasında insan hakları savunucuları, sivil toplum örgütleri var. Yani burada devletin mutlaka masaya oturması gerekir” diye belirtti.

‘HER TUTSAĞIN HAYATINDAN DEVLET SORUMLU’

Şengül, cezaevlerindeki her kişinin hayatından devletin sorumlu olduğunu ifade ederek, şöyle devam etti: “Uluslararası sözleşmelere göre mahpusun yaşam hakkını savunacak olan devletin ta kendisidir. Eğer devlet sizin oradaki yaşama hakkınızı koruma altına almak yerine bunu daha da zorlaştırıyorsa orada gerçekten kaygılanılacak şeyler vardır. Yine uluslararası sözleşmelere göre hapishanelerde yaşamını yitiren her mahpusun hesabı bir gün devletten sorulacaktır.”

‘MUTLAKA ADALET DİVANINDA YARGILANACAKLAR’

Bu ülkenin cezaevlerinin çeşitli zamanlarda çok fazla devlet yetkilisini ağırladığını söyleyen Şengül, “Bugünün Cumhurbaşkanı hapishanede yatarken onun düşünce ve yaşadığı diğer sıkıntıların çözülmesi için dönemin yetkilileriyle yazışmalar ve kampanyalar yapmıştık. Uluslararası sözleşmeleri imzalamış tüm ülkeler yaptıkları hak ihlallerinden dolayı mutlaka bir gün adalet divanlarından yargılanacaktır” dedi. (DİHABER)