Erdoğan ve Diyarbakır – Fehim IŞIK

 

 

 

 

 

Bu topluluğu utanmadan ‘yüzbinler’ diye haberleştirenler de vardı. Bu türlere, Newroz Alanı’nı hatırlatmanın anlamı yok. Onlar Newroz Alanı’ndaki yüzbinleri de aynı utanmazlıkla ‘yüzler’ diye yazmışlardı. İşin önemli olan yanı bu değil. Belki en önemli yanı, bu haberlere kendi kitlelerini nasıl inandırdıkları!

Mitingin, Valilik önündeki 200-300 metre uzunluktaki bir caddede yapılmasına bakalım önce.

Şu somut: Erdoğan Diyarbakır’ı Diyarbakırlılarla doldurabileceğine inansaydı, en azından İstasyon Meydanı’nı kullanırdı. Orayı kullanamadı, çünkü Newroz Alanı’nın 5’te biri kadar olan İstasyon Meydanı’nı hileyle, photoshop’la bile ekranlarda dolu göstermek mümkün olmayacaktı. Erdoğan medyasına mitingi pazarlayabilecekleri, photoshoplarla, kamera hileleriyle dolu gösterebilecekleri malzeme gerekiyordu, bunu en iyi Valilik önünde yapabilirlerdi. Nitekim öyle de oldu.

Hele Diriliş Postası diye savaş dilinin birincil politika olduğu dönemde ortaya çıkan türedi bir gazete var ki sanırsın milyonlar alana toplanmış. Oysa hepi topu, dışardan getirilenlerle birlikte neresinden bakarsan bak 8-10 bin insan toplayabilmişlerdi, Diyarbakır’a.

Bu topluluğu utanmadan ‘yüzbinler’ diye haberleştirenler de vardı. Bu türlere, Newroz Alanı’nı hatırlatmanın anlamı yok. Onlar Newroz Alanı’ndaki yüzbinleri de aynı utanmazlıkla ‘yüzler’ diye yazmışlardı. İşin önemli olan yanı bu değil. Belki en önemli yanı, bu haberlere kendi kitlelerini nasıl inandırdıkları! Doğrusu, en incelenmeye değer nokta budur. Benim uzmanlık alanım değil, ne diyeceğimi bilemem ama bu kadar açık yalana inanmak için herhalde gözün kör, kulağın sağır, dilin lal olması bile yetmez.

Mitingin dikkat çeken başka yönleri de vardı.

Gördüğüm fotoğraflardan birinde kadının elinde “Sur evet diyor” diye bir kağıt çıktı vardı.

Bu utanmazlığa da değinmek gerekir mi bilmiyorum ama ‘Evet’ demesi için önce onu diyecek bir Sur’un kalması lazım. Hala bile bazı mahalleleri yasaklı olan, talan edilmiş, yok edilmiş bir bölgenin sakinlerinin önüne siz milyonları da koysanız onlar ‘Evet’ der mi? Peki o kadınlar Sur’u görmüş mü? Diyarbakır’ı ve Sur’u bilen elinde o kağıt çıktısı ile Erdoğan’ın tekçi iktidarına alet olanların Surlu olmadığını hemen anlar. Hele Diyarbakır’ın Surlularının anlamaması mümkün değil. Kadim tarihi ile, Ermeni’sinden Süryani’sine, Kürd’ünden Türk’üne, Arap’ına binlerce yılı birlikte yaşamış halkların torunları, evlatları o ırkçı suratı tanımaz mı? O ırkçı suratın hangi araçla, hangi ırkçı toplulukla oraya geldiğini bilmez mi?

Miting sonrasında Diyarbakır’dan konuştuğum arkadaşlarım oldu. Arkadaşın biri yerli AKP’lilerle ilgili gözlemini aktardı. İlginç gözlemleri vardı. Yerli AKP’lilerin bir kısmı miting alanına gidip resim vermek istememiş. Bu bir baskı ya da korku nedeniyle değil, sonradan yüzüne bakmak zorunda kalacağı evi barkı yıkılan, çocuğu katledilen komşusundan utanacağı için bunu yapmamış.

Peki, böyle düşünüyor ise neden hala AKP’li, diye sorduğumda, bu tür AKP’lilerin hala iktidar yandaşı, belki sadece oydaşı olmalarıyla ilgili bir gözlemini de paylaştı. Bunlar, aile bağı güçlü, genellikle ailesel çıkar üzerinden iktidarla işbirliğine girenlerin etkisi ile AKP’ye oy verenlerin oluşturduğu bir topluluk. Oy vermediler mi çıkarları kesiliyor, olanaklarını kaybedebiliyorlar. Bu insanların oranını tespit etmek olası değil elbet ama hala AKP’ye oy verenler arasında sayıları pek az da değil.

Erdoğan’ın söylediklerine gelince…

Evi yıkılmış, katledilmiş, çocukları öldürülmüş insanlara hala mağduriyet politikası yapıyordu. En dikkat çekici olanı ise belediye başkanlığı üzerinden yapmak istediği mağduriyetti. Diyarbakır halkının en fazla %25 oyunu almış bir partinin başkanlığını yapıp %60 oy almış başkanları cezaevine koyanın, onların yerine kayyum atayanın kendisi olduğunu unuturcasına yaptığı bu mağduriyeti alkışlayanlar olması da ilginç bir tezat.

Buna cidden inanıyor mu bilmiyorum. Belki de inanıyordur. Bazı liderler adım adım “en yüce” oldukları, “en iyi” oldukları, “en mükemmel” oldukları konusunda çevrelerindekiler tarafından inandırılınca kendilerini öyle sanırlar. Bu durum Erdoğan’da çok açık gözleniyor. Kendini öyle sanıyor. Belki o kırmızı bayraklarla donatılmış Valilik caddesindeki topluluğun yüzbinler olduğuna da inanmıştır. Bu arada gözündeki kara gözlüklerden Diyarbakırlıların öfkesini de görememiştir.

Yine de hatırlatalım; o alan 12 Eylül’lerde dolardı, öğrencilerden öğretmenlere, memurlardan işçilere, sokaklardan baskıyla toplananlardan getirdikleriyle Kenan Evren için dönemin Dağkapı Meydanı’nı çok rahat doldururdu, devlet erkanı. Ayrıca 12 Eylül Faşist Anayasası’na öyle az buz değil basbayağı oy da verdi, Diyarbakırlılar. Yine de Diyarbakır Evren’e yar olmadı. Oyunu vermek, alana gidip onu dinlemek zorunda da kalsa, Diyarbakırlı, Amedli, yüreğinin öfkesini hiç yitirmedi, hep o öfkeyi dinledi.

Bir kez daha gördük.

Newroz Meydanı’nda yüzbinlerce Diyarbakırlı esasen zalime cevabını verdi, Valilik caddesinde de tüm devlet olanaklarına rağmen Erdoğan’ı o kırmızı bayraklar nedeniyle yüzlerini bile göremediği 8-10 bin kişi ile başbaşa bırakarak tutumunu en net şekliyle açıkladı.

Şimdi kaldı, 16 Nisan’da Erdoğan’ın tekçi, baskıcı iktidarını sandığa gömmek.

HAYIR’lısıyla o da olacak…

(ArtıGerçek)




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir