Hayırlı günler için Bêjin NA! – Selahattin ERDEM

 

 

 

16 Nisan yaklaştıkça referandum heyecanı ve siyasal hareketlilik artıyor. Bu da 16 Nisan referandumunun siyasi anlam ve önemini artırıyor. Artık 16 Nisan referandumu bazı Anayasa maddelerinin değiştirilip değiştirilmemesinin oylanması olmaktan çoktan çıkmış ve 16 Nisan’dan sonra Türkiye’nin siyasi yönetiminin nasıl olacağının belirleneceği bir oylama haline gelmiş bulunuyor. Bu da referandum çalışmalarının daha da yoğunlaştırılmasını getiriyor.

Çok açık ki, 16 Nisan günü yapılacak oylamada belirlenecek olan şudur: Türkiye Tayyip Erdoğan ile Devlet Bahçeli’nin öngördüğü gibi Kürt, halk ve kadın düşmanı bir tek kişi faşist diktatörlüğü mü olacak, yoksa Kürt, kadın ve emekçi sorunlarının çözüm yoluna girdiği bir demokratik cumhuriyet yönetimine mi kavuşacaktır? Eğer 16 Nisan oylamasında sandıktan “Evet” çıkarsa birincisi olacak, sandıktan “Hayır” çıkarsa ise ikincisinin önü açılacaktır. Her şey işte bu kadar açık ve net hale gelmiştir.

16 Nisan referandumu kapsamında Türkiye işte böyle iki bloka bölünmüştür. Referandumda “Evet” oyu isteyen blok, aslında bir oligarşik diktatörlük bile değildir. Aslında eski AKP’nin kendisi bir oligarşiydi. Ancak gelinen noktada eski AKP’nin ortada kalmadığı, referandumda evet çalışması yürüten AKP’nin tamamen Tayyip Erdoğan’ın denetimindeki bir tek kişi partisi olduğu açıktır. Her ne kadar 16 Nisan referandumunun önünü Devlet Bahçeli açmış olsa da, söz konusu başkanlık sistemini isteyenin Tayyip Erdoğan olduğu ortadadır. Dolayısıyla 16 Nisan referandumunda “Evet” çıkarsa, o durumda Tayyip Erdoğan’ın bir tek kişilik faşist diktatörlük inşa etmeye çalışacağı bilinmektedir. Bu durumda Devlet Bahçeli, “Devletin bekası için” Tayyip Erdoğan’ın tek kişilik faşist diktatörlüğünü destekleyen olmaktadır. Bunun karşılığında Tayyip Erdoğan’dan bir cumhurbaşkanlığı yardımcılığı koparıp koparamayacağını gelecek gösterecektir.

Dikkat edilirse, “Evet” isteyen blokta bütünlüklü hiçbir parti veya örgüt yoktur. AKP’de Tayyip Erdoğan’ın tek kişi diktatörlüğünü kabul eden kesimler sadece evet demektedir. Abdullah Gül, Bülent Arınç, Abdullatif Şener gibi ilk AKP kurucularının büyük bir bölümü söz konusu tek kişi diktatörlüğüne karşı çıkmaktadır. Yine MHP’de de sadece Devlet Bahçeli çevresi evet demektedir. Partinin yarıdan çoğunun hayır kampanyası yürüttüğü görülmektedir. Son zamanda “Evet” oyu vereceğini açıklayan BBP’de de sadece genel başkan çevresinin bu görüşte olduğu, parti yönetiminin çoğunluğunun hayır oyu vereceği basına yansımaktadır.

Bütün bunlar neyi ifade ediyor? Evet bloğunun üç partinin bazı kesimlerinden oluştuğunu gösteriyor. Yani tümden katılan bir parti yoktur, evet bloğu yeni bir topluluk olarak ortaya çıkmaktadır. Peki bu yeni bloğun karakteri nedir? Çok açık ki, söz konusu evetçi blok bir çıkar şebekesi, Tayyip Erdoğan’ın tek kişi faşist diktatörlüğünü kabul eden bir kesimdir. Bu kesim bir faşist oligarşi bile değildir, Osmanlı’da olduğu gibi tek kişinin mutlak yönetimini esas alan ve faşist diktatöre biat eden bir topluluktur.

Eğer 16 Nisan’da sandıktan evet çıkar da Tayyip Erdoğan’ın tek kişi faşist diktatörlüğünü kurmasının önü açılırsa ne olacaktır? Bu sorunun cevabını daha önce dört başlık altında vermiştik. Öncelikle Tayyip Erdoğan meclis ve partileri denetime almak veya yok etmek için erken seçime gidecek ve MHP’yi bitirecektir. Böylece faşist diktatörlüğü kurumlaştırmanın zeminini güçlendirecektir. İkinci olarak KDP’yi hizaya getirecektir. Zaten Kerkük’teki gelişmeler kapsamında daha şimdiden Barzani’nin ipini çekmeye başlamıştır. Üçüncü olarak, AB ve ABD karşısında daha çok yalvarmaya başlayacaktır. Zaten son MGK toplantısı “Fırat Kalkanı Operasyonunu” sona erdirerek bunun önünü açmaya başlamıştır. Son olarak ise, başta Kürtler, kadınlar ve Aleviler olmak üzere tüm emekçilerin ve ezilenlerin üzerindeki faşist terör ve katliamı kat kat artıracaktır. 24 Temmuz 2015’den bu yana Kürdistan kan gölü haline getirilmiştir. Eğer 16 Nisan’da sandıktan evet çıkarsa bu kan gölü tüm Türkiye’ye yayılacak ve daha keskin bir iç savaş konumuna ulaşacaktır.

16 Nisan’da sandıktan evet çıkarsa, o durumda Tayyip Erdoğan faşist diktatörlüğünü daha çok kurumlaştıracak ve başta Kürtler olmak üzere tüm Türkiye ve Ortadoğu halklarına ve insanlığa karşı vahşi bir faşist terör ve katliam kampanyası geliştirmeye çalışacaktır. Zaten Tayyip Erdoğan bunu açık açık söylemektedir, Avrupa halklarını bu temelde açıkça tehdit etmiştir. Referandumda kazanabilmek için de her türlü baskıya, hileye, yasaklamaya, başvurmaktadır. Avrupa’da hayır oyu kullananlara faşist çeteler saldırmış ve üç kişiyi yaralamıştır. Türkiye ve Kürdistan’da hayır çalışması yürüten kişi ve gruplar üzerinde terör ve baskı en ileri düzeyde uygulanmaktadır. Devletin tüm imkanları evet kampanyası için kullanılmaktadır. Kürdistan’da sivil-asker devlet yetkilileri evet vermeleri için halk üzerinde baskı uygulamaktadır. Öyle ki, Şırnak valisi HDP’nin propaganda olarak kullandığı “Bêjin Na” şarkısını bile yasaklamıştır. Belli ki Kürtlerin hayır demesinden ciddi biçimde korkulmaktadır.

Açıkça görülüyor ki, 16 Nisan’da evetin kazanması faşist tek kişi diktatörlüğünün kurumlaşması, o da Türkiye için felaket demektir. Dolayısıyla Türkiye’de özgürlük ve demokrasi isteyen herkes, elbirliği ederek ve kalan zamanı iyi değerlendirerek bu sonucu mutlaka önlemelidir. 16 Nisan’da hayırın kazanması ise demokratik devrimin gelişmesi ve Demokratik Cumhuriyetin yaratılmasının önünün açılması demektir. Bu nedenle, gece-gündüz demeden çalışarak 16 Nisan’da hayırın kazanmasını sağlamak gerekir.

Mevcut haliyle 16 Nisan referandumunda hayır eğiliminin daha güçlü olduğu herkes tarafından kabul edilmektedir. Hayırdan yana olan kesimler kendi çerçevelerinde seçim kampanyası yürütmeye başlamışlardır. Özellikle HDP’nin oluşturduğu miting planlamasının etkili bir biçimde yürütülmesi önemlidir. Biraz geç kalmış olsa da, mevcut miting planlamasını en güçlü bir biçimde gerçekleştirmek için çalışmak gerekir. Yine mahalle mahalle, sokak sokak örgütlenmiş gruplarla halk çalışması yürütmek önemlidir. Öyle ki, Türkiye’de “Hayır De!”, Kürdistan’da ise “Bêjin Na!” kampanyasını en geniş kitlelere ulaşacak şekilde yürütmek gerekir.

Bu noktada dikkat edilmesi gereken bazı hususları şöyle ifade etmek uygun olur: Öncelikle hayır kampanyasını en büyük mitinglerden, küçük grupların sokak çalışmasına kadar çok çeşitli ve zengin yöntemlerle yürütmek önemlidir. Yani dar ve tek yanlı kalmamak, çalışabilecek herkesi uygun çalışma yöntemleriyle seferber etmek gerekir. İkincisi hayır kampanyasına zarar verecek her şeye karşı çıkmak, bu konuda muğlak ve müsamahakar olmamak önemlidir. Örneğin OHAL baskı ortamında adil seçim yapılamayacağı, mevcut referandumun meşruiyetinin olmadığı gibi, toplumun sandığa oy vermeye gitmesini olumsuz etkileyecek tartışmalara asla göz yummamak gerekir. Yine gizli evetçilik demek olan boykotçuluğa karşı kesin tutum almak ve boykotçuların AKP-MHP faşizmini destekleyenler olduğunu açıkça ifade edip tutum geliştirmek kesinlikle gereklidir. Bu temelde herkesi sandığa gitmeye teşvik etmek, sandık güvenliğini sağlamak için gereken tedbirleri geliştirmek, sandıkta hayır oyu kullanmaları için her kesim içinde yoğun propaganda yürütmek gerekli ve önemlidir.

En önemlisi de, faşist OHAL şartlarında bile olsa sandıkta hayırın kazanabileceğine kesinlikle inanmak lazımdır. İnanmak başarmanın başlangıcıdır. 16 Nisan referandumunda hayırın kazanacağından kuşku duymadan bu çalışmayı yürütmek gerekir. Burada önemli olan faşizme karşı mücadeledir ki, sandıktan hangi sonuç çıkarsa çıksın hayır oyu kullanmak üzere güçlü bir hayır kampanyası yürütmek faşizme karşı mücadeleyi güçlendirir. Bunun için inançla ve coşkuyla hayır kampanyası yürütmek ve her yerde “Bêjin Na” şarkısının duyulmasını sağlamak antifaşist bloğu zafere taşıyacaktır. Zafer Newrozu ruhuyla zafer referandumuna ulaşılacaktır.

(Yeni Özgür Politika)




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir