6 farklı cezaevinde 17’si kadın 76 tutuklunun süresiz dönüşümsüz açlık grevinde yaşamsal sorunlar baş göstermeye başladı. Şakran T2 ve T3’te 13 tutuklu 49 gün, Şakran T4’te 8 tutuklu 35 gün, Şakran Kadın Cezaevi’nde 5 tutuklu 42 gün, Sincan Kadın Cezaevi’nde 7 tutuklu 41 gün, Tekirdağ T-1’de 10 tutuklu 28 gün, Tarsus Kadın Cezaevi’nde 5 tutuklu 22 gün, Şakran T4’te 7 tutuklu 14 gün, Bolu F Tipi Cezaevi’nde 10 tutuklu 7 gün ve Hatay T Tipi Cezaevi’nde 11 tutuklu 4 gündür açlık grevinde.

19 Aralık 2000 tarihinde “Hayata Dönüş Operasyonu” döneminde cezaevinde açlık grevi ve ölüm orucuna giren Hüsamettin Özdem ile Barbaros Yılmaz, bugünkü açlık grevlerini dihaber’e değerlendirdi.

‘İDARE SUYU VERİRKEN BİLE İŞKENCE EDER’

19 Aralık sürecinde F Tipi cezaevlerine karşı gerçekleştirilen ölüm orucunda 120 gün açlık grevinde bulunan ve bilincini kaybeden İHD yöneticisi Barbaros Yılmaz, gelinen aşamanın kritik olduğunu ifade etti. Açlık grevindeki insanların su, şeker ve tuz ihtiyacının karşılanması gerektiğini ifade ederek şunları söyledi: “Cezaevi dar bir saha. Suyunuzu, şekerinizi düzenli bir şekilde almanız gerekiyor ama cezaevi bu koşulları sağlamaz. Ancak idarenin vermesi durumunda elde edilebilir bunlar. Cezaevinde olunduğu için su da kısıtlıdır, çünkü açlık grevinde olan insanlar bir süre sonra artık musluk suyu içemez. Artık kokmaya başlar içemezsiniz onu. Kantinden almaya çalışırsınız ama o da kısıtlıdır, çünkü günlük 2 ile 4 litre arasında su almaları gerekir. İdare size kısıtlı olan suyu verirken bile size karşı bunu işkence aracına dönüştürür.”

‘EN UFAK BİR MÜDAHALE BÜYÜK HASARLARA YOL AÇAR’

Açlık grevlerinde 10-15 günden sonra sese ve ışığa duyarlılığın arttığını ifade eden Yılmaz, devletin olası müdahalesinin ölümcül olacağına dikkat çekti. Yılmaz şunları kaydetti: “Gerek koşullar gerekse politik olarak içerideki insanların taleplerinin dinlenmesi ve kabul edilmesi gerekiyor. İkincisi hiçbir şekilde bir müdahalenin olmaması gerekiyor. En ufak bir müdahale büyük hasarlara yol açar, çünkü bir süre sonra bu insanlarda kalp krizine meyil artıyor. Hareketsiz kalındığı için herhangi bir müdahale durumunda kalp krizi durumları ortaya çıkabilir.”

‘TUTSAKLAR MUHATAP ALINMALI’

“Açlık grevlerinde devletin yapması gereken talepleri kabul etmektir, müdahale etmek değildir” diyen Yılmaz, uluslararası anlaşmalarda da bilinci kapalı olan mahkumlara müdahalenin kesinlikle yasak olduğuna vurgu yaptı. Yılmaz, “Kişinin iradesi dışında kesinlikle herhangi bir şekilde müdahale edilemez. İradesi dışında tutukluya herhangi bir besin verilmesi yasaktır. Mutlaka muhatap alınıp sorunun insani bir şekilde ve hukuki bir durum ile çözülmesi gerekir” şeklinde konuştu.

‘MÜDAHALE KORSİKOF HASTALIĞINI TETİKLER’

Yine 19 Aralık sürecinde girdiği açlık grevini 45’inci gününde ölüm orucuna çeviren Devrimci Parti Yöneticisi Hüsamettin Özdem, eylemini 200 gün sürdürdü. Özdem, devletin açlık grevindekilere “Biz sizin hayat fonksiyonlarınızda bir yavaşlama görürsek müdahale ederiz, bu müdahale en büyük hakkımızdır” dediğini ifade ederek şunları kaydetti: “Ki müdahale de şudur: direkt glikoz serumunu vermektir o da beyinde küçülmeye neden olur. Korsikof dediğimiz hastalığın tetiklenmesine neden olur. 96 ve 2000’li yıllarda yaşanan deneyimler arkadaşlarımız birçoğu 3-4 yaşındaki çocuklara dönüştü. Birçoğu dengesini kaybetti. Belleğini yitirdi, yakın ve uzak hafızalarını yitirdi.”

‘DEVRİMCİLER HİÇBİR ZAMAN TESLİM OLMAZ’

Açlık grevindeki tutsakların ellerindeki tek silahlarının bedenleri olduğunu ifade eden Özdem, devletin ölüm oruçlarında bilinci olarak kendilerine müdahale ettiğini de ifade etti. Özdem şunları kaydetti: “Onlar için düşünen insan daima suçludur. Düşünen insanı öldürmese de düşünmesinin önüne engel olmak için o insanı engelli hale getiriyor. Beyin ve vücut olarak çökmesine neden oluyor. Devlet insanın insanlıktan uzaklaşması ve kendi istediği biçime dönüşmesi amacıyla cezaevlerini bir ıslah evi olarak görmekte. İktidar insanı bedenen esir aldı ama beyinen de esir almaya çalışıyor fakat devrimciler hiçbir zaman beyinen teslim olmazlar. Ellerindeki tek silahı olan bedenlerini de direnişin simgesi olarak kullanıyorlar.”

‘AYDINLAR KAMUOYU OLUŞTURMALI’

Özdem’in devlete ve aydınlara da çağrısı şu şekilde: “şu: insanların en insani taleplerinin yerine getirilmesi gerekiyor. Diyaloğun başlaması gerekiyor. 90’lı ve 200’li yıllarda devreye giren aydın, sanatçı ve akademisyen çevresinin tekrar bir kamuoyu yaratma arayışı içerisinde olmalıdır. Aydınların insani taleplerden dolayı bugün burada olmaları gerekiyor.” (DİHABER)