Boks ringinde referandum – Celal BAŞLANGIÇ

 

 

 

 

16 Nisan’da yapılacak referandum kıyasıya bir boks maçı gibi çok sert geçiyor ama boksörlerden birinin eli kolu bağlı. ‘Evet’çilere her şey serbest, ‘Hayır’cılara baskı ve yasak var.

Orta siklette hem Almanya hem de kıtalararası boks şampiyonu İsmail Özen’le aynı ringdeydik.

Hayko Bağdat da hakem olarak ortada duruyordu sanki.

Evet, İsmail Özen’le iki gün üst üste aynı ringe çıktık ama şükür ki eldivenleri takıp bir boks müsabakası yapmak değildi amacımız.

Hem de yalnız değil hayli kalabalıktık ikisinde de.

Hani Selahattin Demirtaş’ın şampiyonluk maçını izlediği, beraber galibiyetini paylaştığı, ama Türkiye medyasının Dersimli bir yurtsever olduğu için hiç görmediği şampiyon boksör İsmail Özen var ya, işte o bir vakıf kurmuştu çocukları ve gençleri topluma kazandırmak için.

İşte o vakıf adına Hamburg’da GYM Boks Merkezi açılacaktı bir gün sonra.

Ancak biz bir gün önce gitmiştik salona. Amacımız, daha boksörlerin tek bir yumruk sallamadığı yepyeni yapılmış ringde Artı TV için bir forum yapmaktı. “Türkiye’nin referandumu”nun tartışılacağı forum televizyondan canlı yayınlanacaktı.

Bir yandan ertesi gün yapılacak açılış resepsiyonu için hazırlıklar sürüyor, diğer yandan da çok iyi aydınlatılmış ringe canlı yayın için kameralar yerleştiriyordu.

Uygun olmayacağı için ipleri sökülen ring yüksek bir platforma dönüştürülmüştü.

Box ringinde yapılan canlı yayında refrandum tartışıldı.

Ringde bir hakem gibi duran Hayko Bağdat’ın moderatörlüğünü üstlendiği forma katılanlar arasında Almanya’nın farklı renklerini temsil eden Türkiye kökenli milletvekilleri, parti yöneticileri, sivil toplum örgütlerinin temsilcileri vardı.

Hıristiyan Demokratlar’dan (CDU) Ali Ertan Toprak, Sosyal Demokrat Parti’den (SPD) Behçet Algan ve Kazım Abacı, HDK Avrupa’dan İrfan Cüre, Sol Parti’den Cansu Özdemir, Demokrat Alevi Hareketi Sözcüsü Ali Köylüce, CHP Bölge Başkanı Coşkun Çoktur, avukat Dünya Doğan ve gazeteci Süheyla Kaplan…

Ringde iki de boksör vardı. Biri İsmail Özen’di. Diğeri ise hem Avrupa hem de kıtalararası boks şampiyonluğunu yaşamış olan Mahir Ünal’dı. Ancak bu kez ringde boksör olarak değil, forum katılımcısı olarak bulunuyorlardı.

Referandumda herkesin oyunun rengi “Hayır”dı. Ancak farklı açılardan yaklaşarak “Hayır” diyorlardı. Yani herkesin “Hayır”ı kendineydi. O zaman da herkes kendi “Hayır”ına sahip çıkıyordu.

İki saat süren ve Artı TV’den canlı olarak yayınlanan forumda tartışmasız ortaya çıkan bir gerçek vardı; AKP iktidarın Türkiye’de yarattığı bölünmüşlük ve şiddetli çatışma ortamı Avrupa’daki Türkiyelilere daha da ağır yansımıştı.

Türkiye’deki “AKP yandaşları ve AKP karşıtları” olarak iki farklı yapı şeklinde yaşanan çatışmalı süreç Avrupa’da çok daha fazla komplikasyona yol açmıştı.

Çünkü bir de bu çatışmaya Avrupalılar katılmıştı.

Bunu en iyi anlatanlardan biri de SPD’den bölge milletvekili olan ve aynı zamanda Hamburg’da esnaflık yapan Behçet Algan’dı.

Türkiye’yi kastederek “Orası anavatanımız, burası babavatanımız. Anayla baba kavga ederse çocuklar zarar görür, biz de işte aynen o durumdayız” diyordu, “İşçimizle, müşterimizle, komşularımızla aramıza ikilik girmiş, sürekli kavga ediyoruz. Hatta Alman gelinimle bile karşı karşıya getirdi bizi AKP.”

Forumda bir ara Yeşiller’in Eşbaşkanı Cem Özdemir’in, “diktatörlük isteyen buradaki Türkiyeliler ülkelerine dönebilir” mealindeki açıklaması tartışma konusu oldu.

Ancak ilginçtir, Özdemir’in bu yaklaşımına farklı partilerin temsilcilerinden de destek geldi.

Katılımcılar arasında ”Buradaki muhalifleri MİT’e ihbar eden Türkiyeliler var. Burada Yeşiller’e ya da SPD’ye üye oluyorlar ama iş Türkiye’ye gelince gerici, dinci partiye üye oluyorlar, hatta milletvekili seçilenler bile var. O zaman gitsinler Türkiye’ye” görüşü ağır basıyordu.

En çok içlerine sindiremedikleri de Avrupa’da yaşayıp, bu ülkelerdeki demokrasinin bütün “nimetlerinden” yararlanıp sonra da önlerine Türkiye ile ilgili bir sandık gelince tek adam yönetimine yol açacak, demokrasinin son kırıntılarını da yok edecek siyasal anlayışlara destek verenlerdi.

Forum sonrasında yaptığımız sohbette de bunu net biçimde dile getiriyorlardı. Almanya’da sol partileri destekleyip Türkiye’de AKP’ye oy verenlere kızmalarının bir nedenini de “Sonra onlar burada Avrupa demokrasisinin koşullarında yaşamayı sürdürecekler, ancak Türkiye’nin insanlarını bir diktatörlüğe muhtaç edecekler” diye açıklıyorlardı.

Ertesi gün yine İsmail Özen’in spor salonundaydık. Ancak bu kez salonun açılış resepsiyonu vardı.

Alman sanayicilerinden, tanınmış Alman gazetecilere kadar kalabalık bir topluluk vardı açılışta. Çok şık, çok büyülü bir ortam yaratılmıştı.

Ancak İsmail Özen’in biraz telaşı vardı. Çünkü açılış günü, üç hafta sonra bekledikleri kızı doğmuştu. Sabaha kadar hastanede bekleyip açılışa gelmişti. Yani kızının doğumuyla spor salonunun açılışı aynı güne denk gelmişti.

Ancak Türkiye medyası Almanların yüzde biri kadar ilgi göstermemişti bu açılışa. Çünkü İsmail Özen Dersimli, muhalif bir boksördü. Yoksa Türkiye medyası Avrupa’daki bu başarı hikayesini asla ıskalamazdı.

Ringin ortasındaki spikerin anonsuyla kendimizi yeniden İsmail Özen’le ringde bulduk.

Murat Belge ve Hayko Bağdat’la beraber, İsmail Özen’in verdiği ‘Basın Özgürlüğü Plaketi’ni alırken.

Murat Belge ve Hayko Bağdat’la birlikte ringe çağırılmıştık ve İsmail Özen övgü dolu sözlerle bize bir “Basın Özgürlüğü Plaketi” veriyordu.

Plaketimizi alıp aşağıya inince Almanların gösterdiği ilgi bize duyulan sevgiden, sempatiden çok, bizim muhalif olduklarımıza duydukları nefretten kaynaklanıyordu belli ki.

Hepsi de “Evet mi çıkar yoksa Hayır mı”, “Hayır çıkarsa Erdoğan bu sonucu tanır mı”, “Evet çıkarsa Türkiye’ye diktatörlük gelir mi?”, “Erdoğan kazanırsa Almanya’ya çok mülteci gelir mi Türkiye’den?” gibisinden sorular yöneltiyorlardı.

Bir boks ringinin etrafında bu sorulara muhatap olunca insan ister istemez ülkesinde yaşanan süreci düşünüyordu.

Referandum öncesi yaşanan gerginlikler nedeniyle Türkiye de bir boks ringine dönmüştü. Ama “Evet”ci boksöre bütün hareketler serbestken, arkasında Boks Federasyonu’nun tam desteği varken, “Hayır”cı boksörün eli kolu bağlıydı.

Ama yine de “Evet”çi boksör bir türlü yenemiyordu “Hayır”cı boksörü.

(ArtıGerçek)




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir