Hukuksuzlukta, adaletsizlikte sınır yok – Füsun ERDOĞAN

 

 

 

İlerici, devrimci-sosyalist basında Toplumla Mücadele Yasası olarak adlandırılan TMK, 2006 yaz başında yapılan değişikliklerle yürürlüğe konulduğunda, sonuçlarının buralara kadar varacağını kimse tahmin etmemişti.

8 Eylül 2006 yılında yeni değişikliğin uygulama alanı olarak İstanbul Terörle Mücadele Şubesi’nin (TMŞ) “Gaye Operasyonu” adıyla başlattığı MLKP’ye yönelik gözaltı ve tutuklama saldırısı sonrasında, bir biri ardına yaşanan Devrimci Karargah, KCK gözaltı-tutuklama saldırılarıyla yeni TMK’nın (Terörle Mücadele Kanunu) ne menem bir şey olduğu çok daha iyi görüldü.

Yedi yılı aşkın bir süreyi bulan yargılanma sürecimde faşist diktatörlüğün Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkeme’sinde, polis-savcılık-mahkeme üçgeninde hukuk ve adalet eksilerde seyrediyor olsa da; yine de mahkemeler yaptıkları hukuksuzlukları gizleme ihtiyacı duyuyorlardı. Bunun için çaldıkları minareye kılıf uydurmaya çalışıyorlardı. Tahliye isteyen savcı, tahliye veren mahkeme heyeti hiç değilse aynı gün görevden alınmıyor, üç ila altı ay aralığında yapılan iki duruşma arasında savcı ya da hakimleri görevden alıyorlardı. Tahliye edilen tutsakların yeniden gözaltına alınması, tutuklanması ya da kriminalize edilerek pratik mücadelenin dışına itme provokasyonu için de kendilerince bir süre bekliyorlardı. Ve sonra ilk fırsatta polisin hedefinde olanlar yeni bir provokasyonla, mahkemenin tahliye ettiği kişileri gözaltına alarak tutuklanmalarını sağlıyorlardı.

Kötü zamanlardı elbette… Hukuk ve adaletin olmadığı, polis fezlekelerinin kopyala yapıştır sistemiyle iddianameye, göstermelik yargılama sürecinden sonra da karara dönüştüğü, Yargıtay 9. Daire’nin, önlerine giden her siyasi davayı onayladığı bir süreç yaşanıyordu. Ve bütün bu saldırılar Fethullah-AKP ortaklığıyla gerçekleşiyordu. Fethullahçılarla AKP’nin şer ittifakı 2013 yılında bozulup da birbirlerine düştükten sonra, dün birlikte yaptıklarının daha fazlasını Erdoğan-AKP diktatörlüğü yapıyor. Ancak insan 15 Temmuz 2016 darbe girişimini bahane ederek ilan ettikleri OHAL sonrasında yaşananlara tanık olunca, kendini “beterin beteri varmış” demekten alıkoyamıyor.

31 Mart 2017 tarihinde İstanbul Çağlayan Adliyesi’nde 25. Ağır Ceza Mahkemesi, bir haftadır süren yargılama ve savunmalar sonucunda 21 Gazeteci hakkında, 5 kişinin ise tutukluluk hallerinin devamına karar verdi. Karar açıklanır açıklanmaz AKP medyası, ak troller ve gazeteci diye geçinen ancak iktidarın tetikçisi ve çanak yalayıcısı Cem Küçük ve Ersoy Dede gibilerinin başlattığı linç girişimi sonucu acilen toplanan üst mahkeme, savcılığın itirazı doğrultusunda 8 gazetecinin tutukluluğuna devam kararı verdi. 13’ü hakkında da yeniden gözaltı kararı aldı. Bu da yetmedi, 3 Nisan günü Anadolu Ajansı tahliye kararını veren İstanbul 25. ACM heyeti ve savcının geçici olarak görevden alındığını bildirdi.

Bütün bu yaşananlar insana kötü bir şaka gibi gelse de, aylardır sorgusuz-sualsiz tutuklu bulunan gazetecilerin ve ailelerinin nasıl bir şok yaşadıklarını tahmin etmek zor olmasa gerek! Ve en kötüsü de, bütün bu uygulamaların artık bir rutine bağlanmış olması… Kendi koydukları hiç bir kuralı tanımamaları… Çıkarları neyi gerektiriyorsa, neye ihtiyaç duyuyorlarsa gözlerini kırpmadan onu yapıyor olmaları…

Faşist diktatör Erdoğan ve AKP’si ele geçirdiği iktidarı kaybetmemek için gözünü budaktan sakınmıyor. Kazanmak, diktatörlük anayasasını onaylatmak için yapmayacakları kuralsızlık, işlemeyecekleri cinayet, baskı, zulüm, üç kağıt yoktur. Halkımızın deyimiyle “gemi azıya almışlar!” Onları durduracak tek güç ise, yine halklarımızın direnişi, mücadele ve isyanı olacaktır. Ve bunun ilk adımı da hiç kuşkusuz 16 Nisan referandumunda HAYIR’ın zaferi için son ana kadar çalışmak olacaktır.

(Yeni Özgür Politika)




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir