Temelli: Anayasayı siyasi geleceklerine uydurma çabası

AKP’nin Başkanlık sistemi için çizdiği “demokratik tabloya” yanıt veren HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı Sezai Temelli, “Kimse kimseyi kandırmasın” dedi ve ekledi: “Bu anayasa değişikliği adı altında bütün siyasi mekanizmaları kendi hesabına uydurma çabasıdır. Buna dur demek gerekiyor.”

HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı Sezai Temelli, 16 Nisan’da oylanacak olan anayasa değişikliğinin aslında “AKP ve Erdoğan iktidarının kendi siyasi geleceklerine anayasayı uydurma çabası” olduğunu söyledi. Tek adam yönetiminin yol açacağı sonuçlara dikkat çeken Temelli, “Evet çıkması aslında kötülüğün yükselmesine, bu şiddetin artmasına yol vermek anlamına gelir. Bundan çok daha kötü bir şiddetle, bundan çok daha kötü bir karanlıkla karışlaşma olasılığı artar. Çünkü iktidarlar böyle hareket eder. Tek adamlaştıkça, diktatöryal bir rejim inşa ettikçe kötülüğü arttırmak zorundadır” dedi. Temelli, ancak 16 Nisan’dan güçlü bir “Hayır” çıkacağını ifade etti.

ETHA, dihaber, 1HaberVar ve Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi’nin ortak sosyal medya yayınında sorularımızı yanıtlayan Temelli, söz konusu 18 maddenin anayasa değişikliği olarak anlatılmasına rağmen toplumun ihtiyacını giderecek, insanların beklentilerini karşılayacak bir değişiklik olmadığını söyledi.

Aynı zamanda İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ndeki görevinden KHK ile ihraç edilen Temelli, şöyle devam etti: “Bu tamamıyla AKP’nin, Erdoğan iktidarının kendi siyasi geleceklerine anayasayı uydurma çabası denilebilir. Özellikle 12 Eylül anayasasından sonra toplum kendi anayasasını yapma konusunda çeşitli defalar iradesini beyan etti. 12 Eylül’den bugüne kadar bütün iktidarlar -ki çoğunluğu tek parti iktidarlarıdır- bu konuda halkın haklı talebine Meclis’te uygun yanıt üretmediler. Tam tersine kendi iktidarlarına uygun, kendi iktidarlarının ömrünü uzatacak, 12 Eylül anayasasını kendilerine adapte etmeye çalıştılar. İşte YÖK’ü kaldıracağız diye iktidara gelip YÖK hala daha da ceberut bir şekilde üniversitelerin tepesinde devam ediyor. MGK’yı kaldıracağız diye geldiler, MGK’dan ‘Çökertme Planları’nı çıkartıp hayata geçirdiler. Buna bir anayasa değişikliği demek sanki olumlamak gibi düşünebilir. Bu tamamıyla 12 Eylül rejimini günümüz koşullarına adapte etme ve tek adamlık rejimini var etme çabasıdır.”

Cumhurbaşkanı yetkilerinin arttırılması, partili olması ve kararnamelerle bu ülkeyi yönetecek olmasının diktatöryal bir rejim olacağını ifade eden Temelli, bu sistemde meclisin de işlevsiz hale getirildiğini kaydetti. Temelli, AKP’nin “Meclis 600 milletvekili ile daha da güçleniyor” söylemine ise şöyle yanıt verdi:

600 VEKİL TEMSİLİYET SORUNUNU ÇÖZMEZ

“Milletvekili sayısının 600’e çıkarılması aslında biraz dikkatli bakılırsa geçmişte AKP tarafından dile getirilen dar bölge seçim sistemine dair bir uygulamanın yansıması. Yani dar bölgeye geçildiğinde 600 vekillik bir projeyi geçmişte yine dile getirmişlerdi. Bu 600 vekilin 100 vekili aslında Türkiye vekili olsun gibi projeler vardı. Ama bu dönemde 600’e çıkma meselesi MHP ile yapılan ittifaklar, görüşmeler, farklı bir planlamanın sonucu da olabilir. Devlet Bahçeli ile ne tür bir pazarlık sonucu 600 vekil geldi, bunu bilmiyoruz. Meclis’te 600 vekil olması, Türkiye’nin temsiliyet sorununu çözeceği anlamına gelmez. Türkiye’deki temsiliyet sorununun çözümü yerel demokrasinin güçlendirilmesinde, halkın kendini var edebileceği yerel meclislerin güçlendirilmesindedir. Yoksa Ankara’daki parlamentoda değil 600’e çıkarmak 6 bin vekil yapsanız neye yarayacak! Buradaki samimiyetsizlik şuradan ölçülebilir; seçilmiş belediyelere kayyum atayıp Ankara’daki vekil sayısını 50 arttırarak ülkeye demokrasi gelmez. Ülkeye dikta gelir, diktatöryal rejim gelir.”

CUMHURBAŞKANI MİLLETVEKİLİ LİSTESİNİ KENDİSİ OLUŞTURACAK

Ayrıca bu 600 vekilin hiçbir yetkiye sahip olmayacağını kaydeden Temelli, şöyle devam etti: “Çünkü yürütmeyi denetleyemeyecek. Yürütme kararnamelerle ülkeyi yönetebilecek. O yürütme de meclisin içinden oluşmuş bir yürütme değil artık. Yani bakanlar kurulunu cumhurbaşkanı kendisi tespit edecek. İstediği konuda bakanlık açacak, teşkilat kurabilecek, o teşkilata istediğini bakan olarak atayacak, bu dayınızın kızı, amcanızın oğlu hiç fark etmez… Burada ortaya çıkacak akrabalık, hemşerilik ilişkilerinin yansıması biçimlenecek. Mini otokrasi… Akademik literatürde tartışılan en sıkıntılı işlerden biri. Bir siyaset nasıl, nerede yozlaşır dediğinizde, işte burada yozlaşır. Bakanlar kurulunun tek kişi tarafından belirlenmesinin ötesinde bu bakanların denetlenmesi de söz konusu değil. Meclis, bakanlar kurulunun icra faaliyetlerini de denetleyemeyecek. Bakanlar kurulu aslında tek kişilik yürütme oluşturmuş oluyor. Meclis, bu kararnamelerin etkisini düşürecek bir kanun çıkarabilecek mi? Evet, ama orada şöyle gizli bir bariyer söz konusu. Meclisin kanun çıkarma erkini azaltan, onu ortadan kaldıran, engelleyen bir bariyer örüldüğünü görüyoruz. Partili cumhurbaşkanı… Hem cumhurbaşkanı seçimi hem vekil seçimi aynı gün olduğu için o cumhurbaşkanı vekil listesini kendisini hazırlayacak. Nasıl bakanları kendi çevresinden atayacaksa, vekilleri de kendisine itiraz etmeyecek insanlardan seçecektir.”

Temelli, “Cumhurbaşkanı’nın daha kolay yargılanabileceği” iddiasına ilişkin ise “Bu 400 vekili oraya kim atadı? Atadı lafını özellikle kullanıyorum. Zaten AKP’nin parti içi demokrasisi yok, her zaman listeleri Erdoğan yapmıştır. Şu anki haliyle parti içine zaten müdahale ediyor” dedi.

“Kimse kimseyi kandırmasın” diyen Temelli, ekledi: “Bu anayasa değişikliği adı altında bütün siyasi mekanizmaları kendi hesabına uydurma çabasıdır. Buna dur demek gerekiyor.”

AYM ÜZERİNDE BASKI OLUŞUR

HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı Temelli, yargıdaki değişiklikleri de şöyle değerlendirdi: “Anayasa Mahkemesi’nin üyelerini belirlenme meselesi… Bunda nispi ağırlık cumhurbaşkanına geçiyor. Şimdi diyorlar ki “Anayasa Mahkemesi üyeleri ömürlerinin sonuna kadar oradadır.” Siz öyle bir siyasi baskı oluşturursunuz ki, Anayasa Mahkemesi üyeleri istifa eder. Bu ülkede her türlü yetkiyi tek kişiye vermişsiniz, ‘Anayasa Mahkemesi üyeleri üzerinde baskı oluşmayacak’ tezini kim kabul eder! Tabi ki baskı oluşur. Bugün nasıl basın, siyasi yapının kurumları, siyasi olmayan sivil toplum kuruluşları üzerinde bu kadar baskı oluşuyor, Anayasa Mahkemesi üyeleri üzerinde de baskı oluşur.”

Temelli, bugün yargının zaten çok kötü durumda olduğunun hatırlatılması üzerine ise şunları belirtti: “Daha kötüyü göreceğiz demektir. Bugün içinde yaşadığımız bunca adaletsizliğe, bunca zulme rağmen evet çıkması durumunda bunun daha da artacağını tahmin edebilirsiniz. Çünkü şu an elindeki yetkilerle yetinmeyen bir iktidar var. Neden daha fazla yetki istiyor? Daha fazla eşitsizlik, daha fazla adaletsizlik, daha fazla zulüm için istiyor. Çünkü bütün rejimlere baktığınızda, iktidar tekleştikçe, demokratik ilişkilerden kendini soyutladıkça şiddet dozunu arttırmak zorunda kalır. Bütün siyasi tarih böyle, bütün ülkelerin tarihlerine bakın aynı gidişatı görürsünüz. Bunu durdurabilmek için bir fırsattır 16 Nisan.”

‘UMUTSUZLARA’ ÇAĞRI: EVET KÖTÜLÜĞÜN YÜKSELMESİ ANLAMINA GELİR

Temelli, sonucun değişmeyeceğini düşünen “umutsuzlara” da şöyle seslendi: “Hayır, böyle bir şey değil. Evet çıkması aslında bu kötülüğün yükselmesine, bu şiddetin artmasına yol vermek anlamına gelir. Bundan çok daha kötü bir şiddetle, bundan çok daha kötü bir karanlıkla karışlaşma olasılığı artar. Çünkü iktidarlar böyle hareket eder. Tek adamlaştıkça, diktatöryal bir rejim inşa ettikçe kötülüğü arttırmak zorundadır. Hep örnek veriliyor, Nazi Almanyası örneği… Tabi tarih tekerrür etmez ama bugün postnazizmi konuşabiliriz. Tabi ki 1930’ların Almanyası koşullarında var olan Nazizmi bire bir kopyalayıp bugüne getirmek, bunun üzerinden konuşmak çok anlamlı gelmeyebilir bazı insanlara ama 2017 Türkiye’sine geldiğinizde yaşanan sahneleri bu postnazizm çerçevesinde ele alıp değerlendirdiğiniz senaryoda her şey yerine otuyor. İşte medyanın gidişatı, gazetecilerin tutuklanması, siyasetçilerin tutuklanması, yayınların yasaklanması, toplumu giderek kutuplaşması, düşman motifinin çok belirginleşmesi ve sürekli bir savaş halinin normalleşmesi… Bütün bunlar üst üste geldiğinde aslında bize bu referandumun nelere gebe olduğunu gösteriyor.”

16 Nisan günü sandıklara, oylara sahip çıkma çağrısı yapan Temelli, “Biz inanıyoruz ki güçlü bir ‘Hayır’ ile 17 Nisan sabahına kalkacağız. Yeter ki biz sandığa gidelim, oylarımıza sahip çıkalım ve umudu hep beraber büyütelim” dedi. (Derya OKATAN – ETHA)




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir