Türkiye, Olağanüstü Hâl (OHAL) koşullarında gittiği referandum sürecinde son düzlüğe girdi. Özellikle milliyetçiliğin yarıştırıldığı kampanya süresi boyunca “Hayır” cephesine yönelik baskı, gözaltı ve tutuklamalar hiç eksik olmadı. Daha önce başkanlığı, “bölücülük, ‘ver özerkliği al başkanlığı’ süreci” olarak değerlendiren ve Kürtlere bunun üzerinden ağır hakaretlerde bulunan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin yolunu açtığı başkanlık sürecinde son bir haftaya girerken, neler yaşandı, sonuç ne olacak?

‘SAVAŞ MI BARIŞ MI SEÇENEĞİ OYLANACAK’

Bu soruları yanıtlayan HDP Ankara Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, sürecinde başında Bahçeli’nin dikkat çeken başkanlık desteğinin, “Savaş koalisyonun karakteri gereği” olduğuna işaret ederek, “Türkiye’nin son 40 yılında hangi parti ya da partiler iktidar olursa olsun ‘savaş koalisyonu’ olarak şekilleniyor. Özellikle Kürt meselesi söz konusu olduğunda bunların en yan yana durmayanlarının bile çok çabuk hizalandıklarını defalarca gördük. Bu sadece MHP ile sınırlı bir şey değil. Zaman zaman kendisinin sosyal demokrat olduğunu vehmedenlere varana değin herkes, bu ‘savaş koalisyonları’nda üzerlerine düşen savaşçı rolü ifade etmekte çekinmiyor” dedi.

Bu yüzden referandumda, temel olarak “Savaş mı barış mı? Savaş mı demokratik çözüm mü meselesinin” oylanacağını belirten Önder, bunun aynı zamanda önemli bir fırsat olduğunu dile getirdi. Ancak “Hayır” cephesini oluşturan güçlerin bu perspektiften ve bakış açısından yoksun olduklarına işaret eden Önder, “Kategorik bir reddiye üzerinden örgütleniyorlar. Oysa bizim ‘Hayır’ımız belki bütün bu ‘Hayır’ diyen kesimler arasında tek nitelikli ve alternatif içeren bir Hayır” diye konuştu.

HDP’nin bu yüzden diğer partilerden farklı olarak referandum sürecinde çok fazla baskıya maruz kaldığına değinen Önder, özellikle seçilmişlerinin ve parti yöneticilerinin tutuklanmasının bu girişimi engellemeye yönelik olduğunu söyledi. Önder, bu yönelimlerin ancak amacına ulaşmadığını kaydederek, bunun nedenlerini şöyle sıraladı:

BASKILAR YENİ YETENEKLERİ ORTAYA ÇIKARIYOR

“Bizde eşbaşkanlık ya da yöneticilik hiyerarşik bir üstünlük değil. Elbette bu arkadaşlarımızın öncülük ve koordinasyon gibi ek sorumlulukları var. Fakat bu gelenek ve bu geleneğin her bir ferdi kendisini yeri geldiğinde bir eş genel başkan sorumluluğundan yeri geldiğinde örgütlenmeden, sorumlu eşbaşkan yardımcıları, yeri geldiğinde milletvekili ve belediye eşbaşkanı gibi hissedebiliyor. Bizi diğer siyasi partilerinden ayıran en önemli özelliğimiz budur. Bu anlamda eksilen her yoldaşımız aslında bizde şu gediği açıyor. Bir deneyim eksiliyor. Tutuklamalarda özellikle seçim, örgütlenme tecrübesi olan arkadaşlarımıza özel bir yönelim olduğunu hemen gözlemliyoruz. Eksiklerini bu anlamda hissediyoruz.

DEMİRTAŞ’TA BÖYLE BİR BASKI SÜRECİNDE ORTAYA ÇIKTI

Fakat yine hem devrimci tutum hem de bu geleneğin bize yüklediği başka bir şey var. Gidenlere ağlayacak, hayıflanacak durumda değiliz. ‘Onlar yok eyvah ne yapacağız’ durumunda değiliz ve olmamalıyız. Bu tür baskıcı dönemler ya da baskının çok arttığı dönemlerde bizim tarihimiz hep yeni yeteneklerin sorumluluk aldığı ve çoğaldığı dönemler olarak ortaya çıkmıştır. Selahattin Demirtaş arkadaşımızın görünür anlamda siyasi sahnesinde yer olması da böyle bir baskıcı dönemin sonucudur. Çok gençken ve amansız operasyonlar sürerken sorumluluk almış ve kendisini geliştirmiş bir arkadaşımızdır. Şimdi de olan bundan ibarettir. Birçok yeni genç arkadaşımız sıranın, nöbetin sorumluluğun kendilerinde olduğunu hissederek seferber olmaya başladılar. Bu yönüyle baskılar bize vız gelir derken bunu kast ediyoruz. Eksilen her yoldaşımızın yerine onun kadar deneyimli olmasa da en az onlar kadar kararlı, arzulu, coşkulu bir şekilde siyasal alanda kendilerini göstermeye başlıyorlar.”

BASKILAR KİTLEYİ KENDİNE GETİRDİ

Önder, kendilerine yönelimlerin ters teptiğini ve HDP kitlesini kendisine getirdiğini ifade ederek, “Bakın ben Newroz’da Van’da görevliydim. Daha önce alan düzenlemesinden, ulaşıma kadar belediyeler sorumluydu. Ama şimdi halk bunların hepsini kendi başına yaptı ve organizasyon da önceki yıllardan daha iyi oldu” dedi.

Önder, bütün bu yönelimlere rağmen önemli bir “Hayır” kampanyası yürüten HDP’ye yönelik, “Aman batıda çok görünür olmayın” sözlerinin de esasında “sömürgecilik ve kolonyalist” kafasından kaynaklandığını söyledi. Bunu dile getiren kesimleri, “Kendileri ile yüzleşmeye” çağıran Önder, “Bu sol, sosyal demokrat kesimlerin tümünü kast etmiyorum ama önemli bir kısmı, ‘Yahu şu Kürtler olmasaydı ne güzel solculuk yapardık’ bilinçaltına sahip. Şimdi böyle bir konfor, böyle bir rahatlık yok. Özgürlükten eşitlikten yana bir fikriyattan yola çıkan herkesin Kürt gerçekliği konusunda önce kendisiyle ciddi bir yüzleşme yaşaması gerekiyor. Kürt gözükmesin, katkısını sunsun ama ortalıkta fazla gözüküp insanların tepkisini çekmesin yaklaşımı, kolonyalist, sömürgeci bir kafanın ürünüdür. Linç yapan güruhtan daha tehlikedir bu söylem. Ne demek Kürt gözükmesin? Var olan bütün demokratik kazanımlar Kürt siyasal hareketinin ortaya çıkardığı sonuçtur ve siz bunlar üzerinden siyaset yapabilecek zemin bulabildiniz. Şimdi de ‘Kürt batı da gözükmesin’ diyorsunuz. Doğru söylem şu olmalıydı gün bugün fırsat bu fırsat Kürtlerle yan yana durmalıyız ve daha büyük bir dayanışmayı örmeliyiz bu ‘Savaş koalisyonunun’ yarattığı nefreti yıkabilmeliyiz olmalıydı” şeklinde konuştu.

DEVLET KAMPANYAYI HALKA KARŞI YÜRÜTÜYOR

“Evet” cephesinin yürüttüğü kampanyayı “Aslında devlet halka karşı bir kampanya örgütlüyor. Halklar devlete rağmen ‘Hayır’ı örgütlenmeye çalışıyor” sözleriyle değerlendiren Önder, “Evet” kampanyasının “seçmeni rehin almak üzerine” oturtulduğunu belirterek, şunları dile getirdi:

İYİ REKLAM KÖTÜ MALI TEZ BATIRIR

“Bir kampanyadan çok bir rehin alma dili söz konusu. Önce ‘Terörist’ dediler. Bu bir rehin almadır. İnsanların korkularını rehin alarak tercihlerini değiştirmeye yöneliktir. Bu plan bir miktar 1 Kasım seçimlerinde çalıştı. Onlar o ezberle bunu sürdürüyorlar. ‘Bizi tek başına iktidar yapmazsanız, kaos gelir, Beyaz Toroslar gelir, dolar yükselir.’ Gelecek endişelerini köpürttüler. Bugünkü ‘Evet’ kampanyalarının ikili bir karakteri var. Başlangıçta deli koyun gibi nereye çarpacakları beli değildi. Fakat bu terörize etme yöntemleri tutmayınca yerine yeni bir hazırlıkları yoktu. Sudan çıkmış balık gibiydiler imdatlarına sersem batı hükümetleri yetişti. Bunlara hak etmedikleri bir söylem alanı oluşturdu. Batının kibriyle açıklayacağımız bir şeydir. Gösterişli organizasyonlar ve mitingler yapıyorlar fakat söylem olarak ortaya çıkan hiçbir şey yok. Dönüp ez cümle bu insanlar ne dediler denildiğinde halkta kalan bir tortusu yok. Bir reklamcılık deyimidir çok severim, ‘İyi reklam kötü malı tez batırır’ derler. Ortada kötü bir şey var, bunu ne kadar ambalajlarsanız ambalajlayın artık yutturulabilir olma vasfını kaybetmiştir.”

KDP’Lİ KÜRTLERİN AKP DESTEĞİNİ GÖZDEN GEÇİRMESİ LAZIM

Hükümetin Kürtleri ikna etmek için önce İstanbul’a Federe Kürdistan Bayrağı çekip sonra “Kerkük’teki bayrağı indireceksiniz” çıkışı yaptığını hatırlatan Önder, bunun “Oksimoron bir durum” olduğunu söyledi. Erdoğan’ın özellikle Avrupa’daki kimi davetlerde yerdeki Türk bayrağını kaldırdığını hatırlatan Önder, “Çok basit kendi bayrağın için gösterdiğin hassasiyetin başkalarının bayrağına göstermiyorsan, kendi bayrağına gösterdiğin saygı da yapaydır. Sadece kendine istemek senin bu değerlere bağlı olmandan çok bir başkasına duyduğun nefretin göstergesidir” dedi.

Önder, ayrıca Erdoğan’a destek veren milliyetçi Kürtlerin de çıkarması gereken sonuçlar olduğunu dile getirerek, “KDP’ye yakın Türkiye’deki siyasal oluşumlar bu sembolik görüntü ile ‘Bakın işte bayrağımız oraya çekildi’ görüntüsü ile ‘Evet’ için seferber olmayı telkin ettiler kendi halklarına. E ne oldu? 3 gün sürmedi bu söylemin kofluğu. 3 gün sonra adam dünyanın en büyük saygısızlığını yaptı o bayrağa. ‘O bayrak oradan inecek’ demek nedir?” şeklinde konuştu. Önder, son olarak referandumdan çıkacak olan olası sonuca ve bunun yaratacaklarına ilişkin şunları dile getirdi:

7 HAZİRAN ARİFESİNİ YAŞIYORUZ

“Bir 7 Haziran havası her yerde buram buram tütüyor. Egemenlerin korku, kaygı ve gerilim siyasetine 7 Haziran çok şenlikli bir yerden cevap üretmişti. Bugün şartlar 7 Haziran öncesini aratacak kadar ağır ama o şenlik havası 7 Haziran’dan yer yer ileri gidecek bir coşku içeriyor. Biz bunu günlük hayatımızda çok çabuk hissederiz. 7 Haziran öncesi Ankara sokaklarında boyun fıtığı olacaktık. Her düşünceden insan boynumuza sarılıyorlardı. Ondan 3 sene önce aynı insanların nefret ve öfke dolu bakışlarını biliyorduk. 1 Kasım’da bu sevgi yerini ya kızgınlık ve öfkeye ya da korku ve kaygıya bırakmıştı. Şimdi yine boyun fıtığı olacak kadar bize sarılan insanlar oluyor. Bunlar bizim seçmen kitlemiz değil. Başka siyasal düşüncelere sahip insanlar. Bu emeğimizi, direnişimizi, bir arada durma irademizi görüyorlar. Bunu egemenlerin bütün psikolojik harp saldırılarına ve yoksunluk içinde bunu başarmış olmamızı değerli buluyorlar. Bugün eğer bir seçim yaşıyor olsaydık benim gözlemim odur ki, 7 Haziran üzeri bir sonuç alırdık. Hiçbir şey egemenlerin propaganda ettiği gibi değil. İnsanların bir feraset süzgeci var ve olanlar orada bir kıymet buluyor, değerleniyor.

HAYIR SEÇİLMİŞLERİMİZİ ÖZGÜRLEŞTİRİR

Bugünkü yapıyı yeterli bulan ‘Hayır’cılar var. Onun yerine başkanlığın karşısına tam demokratikleşme mottosuyla çıkılmalıydı. Böyle çıkabilen bir tek biz varız. Dolayısıyla ‘Evet’ ya da ‘Hayır’ çıkmış olması bizim siyasal hattımızı ne abad eder ne de eyvah mahvolduk çizgisine iter. ‘Evet’e alternatif olarak muazzam ve bütünlüklü bir set önerdiğimiz için 17 Nisan sabahı ne yapacağını bilen tek siyasal yapıyız. ‘Hayır’ın birkaç önemli sonucu olacak. Birincisi, adına güvenlik konsepti denilen bu savaş politikasının reddi anlamına gelecektir. Bunun için seferber olacağız. İkincisi, bize dönük özellikle seçilmiş temsilcilerimizin tutsak edilme gerekçeleri bu referandumda o siyasi deneyimi ve imkanları devre dışı bırakmaktı. Buna rağmen alınacak bir başarının hemen ardından bu arkadaşlarımızın özgürleşmesi ve halkın en helal en demokratik hakları olan seçilmişleri tarafından yönetilme durumlarının iade edilmesini isteyeceğiz. Bizim hemen ‘Hayır’ ile birlikte örgütlenmeye başlayacağımız şey bu olacaktır.

Şu an başa baş bir durum söz konusu. Bunu ‘Hayır’ lehine çevirmenin en etkili yolu katılımı çok yüksekte tutmaktır. ‘Evet’ devlet imkanları ile çalışıyor. ‘Hayır’ bin bir engellemeye yol alma derinde. Bu insanları sandıktan uzak tutabilir ya da sonucun değişmeyeceği yanılgısı yaratılıyor. ‘Hayır’ çıkacağından eminim.” (Kenan Kırkaya – DİHABER)