16 Nisan’dan sonra 17 Nisan – Oya BAYDAR

 

 

 

Günlerdir -aslında aylardır, yıllardır- hepimiz beden ve ruh sağlığımızı bozacak kadar boğulduk, sıkıldık, gerildik. Hele de son on gündür, bugüne kadar tanık olmadığımız bir adaletsizlikle, gözümüzün içine baka baka söylenen yalanlarla, inanmakta güçlük çektiğimiz, bu kadarı da olmaz dediğimiz söylemlerle, hakaret dolu düzeysiz bir üslupla sürdürülen evet kampanyaları, neden tereddütsüz HAYIR dememiz gerektiğini bir kez daha ortaya koyuyor.

Seçim kampanyası, propaganda olanakları açısından doksanlık nine ile yirmisindeki profesyonel boksörün, delikanlıdan yana hakem gözetimindeki maçı kıvamında geçiyor. Hayır tercihini yükselteceği kesin olan Kürt seçmenlerin siyasal partisi HDP’nin eli kolu bağlı durumda; eş başkanları ve milletvekilleri dahil binlerce üyesi, militanı, çalışanı tutuklu. Kendisine oy istemek üzere bütün devlet ve parti imkânlarını seferber eden Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın mitingleri için okullar tatil ediliyor, üniversitelerde dersler kesiliyor, öğretmenler, akademisyenler, devlet memurları izinli sayılıyor ve hepsi, bazı yerlerde imza karşılığında ve ceza tehdidiyle miting meydanlarına toplanıyor. Hayır’cıların toplantıları, mitingleri, bildiri dağıtmaları bazen valilik kararlarıyla bazen kaba kuvvetle engelleniyor. Hayır tercihi Erdoğan AKP’si tarafından teröristlikle, FETÖ’cülükle, bölücülükle, vatan hainliğiyle bir tutulurken, yer gök evet’le inletiliyor.

Bu düzeyde bir siyasal saldırı, bu düzeysizlikte bir üslup ve böylesine vicdan ve adalet yoksunu bir eşitsizlik bugüne kadar hiçbir seçimde, hiçbir referandumda yaşanmadı.

Türkiye HAYIR diyor

İktidara hizmet eden kamuoyu yoklamalarının kuşkulu sonuçları bir yana -ki hepsinde evet’lerle hayır’lar bıçak sırtı başa baş gidiyor vurgusu hâkim- anayasa referandumu tepişmesinden bîzar olmuş halkın çoğunluğu HAYIR diyor. Kimileri bıkkınlık, umutsuzluk, kimileri ülkeyi pençesine almış korkular, kimileri de engeller yüzünden hayır’ını ifade edemeyecek, sandığa bile taşıyamayacak olsa da, halkın sağduyusu kötü günlere doğru gidildiği konusunda tehlike çanları çalıyor. İnsanlar iş, aş, huzur, normalleşme, barış istiyor; çoluk çocuğunun yaşamını, geleceğini güvende görmek istiyor. Her kesimden bir avuç ama sesi fazla çıkan gürültücü amigolar, Reis’in adamları, fanatik taraftarlar dışında ezici çoğunluk, içerde ve dışarda barışı özlüyor, savaş ve saldırı tamtamlarından huzursuz oluyor. Anayasa referandumunda kıl payı evet çıksa bile “yurdumun insanları” nın özlem ve talepleri evet oyu isteyenlerin vaadleriyle, niyetleriyle, yapacaklarıyla hiç uyuşmuyor.

İşte bu yüzden, 16 Nisan’da evet de çıksa hayır da çıksa (ki umulmadık bir müdahale gelmezse, mesela bütün bir bölge halkının oy kullanması bir şekilde engellenmezse, kediler trafolara, seçim sandıklarına, oy pusulası çuvallarına girmezse ve de son dakikada Sayın Erdoğan Allah’ın yeni bir lütfuna mazhar olmazsa, sandıktan hayır çıkacaktır) 17 Nisan’da farklı bir Türkiye’ye uyanacağız.

Yüzde 51’lik bir anayasanın meşruiyeti

Anayasalar, toplumun çoğunluğunun asgarîden öte mümkün olan en fazla müşterekte buluştukları toplumsal uzlaşma metinleridir. Yüzde yüzün uzlaşması tabii ki olanaksızdır ama demokratik ortamlarda anayasa oylamalarında üçte iki çoğunluk aranmasının nedeni de tam budur. Oysa referandumda, yarıdan bir fazla kuralı geçerli oluyor. Yani kabul veya red yönünde bir tek fazla puan metnin anayasallaşmasına yetiyor.

Referanduma sunulan anayasa değişikliklerinin Meclis tartışmaları sırasındaki dayatmalarla, anayasa ihlalleriyle zedelenen meşruiyeti, referandumun OHAL koşullarında yapılmasıyla birleşince büsbütün tartışılır hale geliyor. Hal böyleyken, düşük bir yüzdeyle kabul edilen bir anayasanın toplumsal vicdandaki meşruiyeti nasıl sağlanacak?

Anayasa söz konusu olduğunda yüzde 51-52’lik bir sonuç, açıktır ki toplumun orta yerinden çatlaması anlamına gelir. Hele de zaten cepheleşmiş, derin fay hatlarıyla bölünmüş, çok tehlikeli gelişmelerin kıyısında dolaşan ülkemizde 16 Nisan referandumuyla dayatılmak istenen tek adam rejiminin ruhu hesaba katılacak olursa, ister yüzde 51, ister yüzde 55’le kabul edilecek bir anayasa toplumu ortasından çatlatma anayasasıdır.

17 Nisan’ı şimdiden düşünmek

Referandumdan evet de hayır da çıksa kaybeden AKP ve Erdoğan olacak. Hayır çıkarsa AKP’deki bozgun ve Reis’in karizmasının çizilmesi daha erken gerçekleşecek. Evet çıkarsa yaşamakta olduğumuz karabasan ağırlaşarak devam edecek. Bu durumda, yaptıkları yapacaklarının teminatı olan Erdoğan ve kadroları, içerde ve dışarda atacakları yanlış adımlarla ülkeyi büsbütün karanlığa sürükleyecekler ve bugün destekçileri olan kesimlerden bile kısa zamanda kırmızı kart görecekler. Çünkü somut gerçekleri sonuna kadar karartmak mümkün değildir.

Kısaca, öyle ya da böyle bu zihniyetin taşıyıcıları ülkeye ilelebet hükümdar olmayacaklar. Evet acı çekeceğiz, güç günlerden geçeceğiz ama 16 Nisan’a takılmayıp 17 Nisan’dan sonrasını düşünüp planlamaya şimdiden başlarsak güç günler daha kısa sürer, acılar daha çabuk biter.

Sağ, sol, Türk, Kürt, inançlı, inançsız demeden; geçmiş ve halîhazır anlaşmazlıkları en azından bir süre için bir yana bırakarak, farklı ideolojik, siyasal, toplumsal kesimlerden sağlanacak en geniş ittifakla antifaşist, özgürlükçü, demokratik bir hareket oluşturamazsak, islamo-faşist bir geleceğe teslim oluruz. 16 Nisan’ın ertesi günü 17 Nisan. Antifaşist, özgürlükçü, çoğulcu, bütün halkların eşit yurttaşlık temelinde Türkiyelilikte birleştikleri aydınlık bir Türkiye özleyen bütün güçlerin, herkesin, genç yaşlı hepimizin yeniden dağılıp dizilme zamanıdır.

Beni 16 Nisan’dan fazla 17 Nisan ve sonrası ilgilendiriyor. Hele şu eşiği atlayalım da, bu konudaki nacizane düşüncelerimi paylaşmak isterim.

(T24)




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir