Suruç gazisi Kılıç; “Dünyayı yakmamam için bir neden söyleyin bana”

20 Temmuz 2015’te Kobane’deki çocuklara oyuncak ve yardım malzemesi götürmek üzere yola çıkan kafileye, Şanlıurfa’nın Suruç ilçesinde IŞİD’in düzenlediği canlı bomba saldırısında 33 kişi hayatını kaybetti. Sinem Kılıç, o alçak saldırıdan yaralı olarak kurtuldu. Annesi Ferdane Kılıç ile ağabeyi Nartan Kılıç’ı ise yanı başında hayatını kaybetti.

Şimdi ise babası HDP Parti Meclisi üyesi Metin Kılıç hukuksuz bir şekilde gözaltına alındı ve bir hafta sonra çıkarıldığı mahkeme de adli kontrol şartı ile serbest bırakıldı.

Ağabeyini kaybettiğinde henüz 22 yaşında olan ve “Şimdi ben ondan daha büyüğüm. Sanırım sonsuzluk gibi birşey onsuz yaşamaya devam ediyor olmak” diyen ve henüz 25 yaşında bir genç kız olan Sinem Kılıç, Türkiye’den binlerce kilometre uzaklıkta, atalarının sürgün edildiği Kafkasya’da İnşaat Mühendisliği son sınıfında eğitimini sürdürüyor ve ‘Elbet barış bir gün kazanacak’ derken, dünyanın tüm zorbalarına meydan okuyacak kadar umudunu koruyor.

Sinem Kılıç, Suruç’ya kaybettiği annesi Ferdane Kılıç ve 7 gündür gözaltında tutulan babası Metin Kılıç ile polis bariyerlerinin önünde…

Suruç Katliamı davası yaklaşık iki yıl sonra 6-7 Mayıs tarihlerinde Şanlıurfa’nın Hilvan ilçesinde görülecek. Biz de hem bu yaklaşan duruşma öncesi hem de HDP’ye yönelik operasyonlar nedeniyle hayattaki en büyük dayanağı olan babası gözaltına alınan Suruç katliamının en ağır bedelini ödeyenlerden Sinem Kılıç’la konuştuk.

Redaktif: Baban gözaltına alınınca “Suruç’ta annem Ferdane Kılıç, abim Nartan ve arkadaşlarım öldürüldü, ben de yaralandım..Şimdi babam 3 gündür gözaltında. Dünyayı yakmamam için bir neden söyleyin bana”.. yazdın. Neler hissettin babanın gözaltına alındığını öğrenince?

Sinem Kılıç: Babamın gözaltına alındığında yazdığım yazı o an ilk aklıma gelen şeydi. Yani annem ve abim katledildi. Ben yaralandım. Ve babam şu an gözaltında. Bizim sözlerimizde her zaman barış vardı ve var olacak. Bu kelimeden ne denli korkuyorlarsa her fırsatta yok etmeye çalışıyorlar.

Gözaltı haberini nerede ve nasıl aldın?

Gözaltı haberini sabah uyandığımda bir dönem bizimle birlikte yaşamış olan HDP Parti Meclisi üyesi Nadiye Gürbüz’ün (şu an tutuklu) kızından aldım. Her hafta İstanbul’dan Bursa’ya annesini görmeye geliyor. Daha önce de evimize operasyon olmuştu. O sırada o da evdeydi. Bu sefer yine ondan aldım haberi.

Gözaltı haberini alınca aklına ilk ne geldi?

O esnada aklıma ‘bizim ailemizden ne istiyorlar?’ sorusu geldi. Çünkü eminim ki bizi tanıyan insanların ortak düşüncesi budur.

Babanla gözaltına alınmadan önce en son ne zaman görüşmüştün?

Babamla son görüşmemiz pazar akşamı oldu. Pazartesi sabaha karşı gözaltına alındı zaten.

Suruç’ta anneni, abini, arkadaşlarını kaybettin. Sen de yaralandın. Suruç’ta hayatını kaybedenlerin aileleri ve yaralananlarla görüşüyor musun? O saldırıdan sonra senin hayata tutunmana neler, kimler yardımcı oldu? Seni üzen, kıran olaylara veya yorumlara şahit oldun mu?

Evet aileler ve yaralılar ile sürekli iletişim halindeyiz. Türkiye’de olduğum süre boyunca sık sık görüşmeye çalışıyoruz. Kafkasya’da olduğum sürede de sürekli telefon ile görüşüyoruz. Hayata tutunmama en çok babam yardımcı oldu tabii ki. Onun yaşadığı şeyleri asla ben anlayamam. O da benim yaşadıklarımı. Bunun farkında olarak birbirimize çok destek olduk. Onun dışında çok fazla yeni arkadaşım oldu. Bir de tabii ki Güneş… Güneş Erzurumluoğlu. Suruç’ta o da yaralandı. Yüzde 98 engelli. Hala tedavisi devam ediyor. Şu an İsviçre’de. Kendisinin durumunu görmezden gelip her an bana çok destek oldu, hala da oluyor.

Suruç katliamı davasının duruşması var önümüzdeki günlerde. O dava nasıl sürüyor? Kayıplar ve acılar telafi edilmeyecek ama adil bir yargılama olacağını düşünüyorum musun?

Kesinlikle adil ve tarafsız bir yargılama olduğunu düşünmüyorum. Geçenlerde dönemin Suruç emniyet müdürünün yargılandığı dava sonuçlandı. Kendisine gelen istihbaratta böyle bir saldırının olabileceğinin bildirildiği halde hiçbir şey yapmadı. Olay sırasında orada bulunan polisler bizlere gülerek gaz bombalarıyla saldırdılar. Yani çok açık bilerek yapılmış bir saldırıydı. Kendisi 33 kişinin ölmesi ve yüzlerce kişinin yaralanmasından sorumlu olduğu halde 12 ay taksitle 7 bin 500 TL para cezası(!) aldı. Şimdi yeni görülecek Suruç davasının iddianamesine baktığımızda da ‘sözde inşaa projesi’ diye bahsediliyor. Halbuki biz Suruç’a gelene kadar otobüsümüz arandı. Ve yanımızda sadece yardım malzemeleri ve çocuk oyuncakları vardı. Bunu kendileri de gördüler. Bu yüzden adil bir yargılanmanın olacağını düşünmüyorum. Bu davalar aslında suçluları yargılamaya değil, birkaç kişinin üzerine atarak, onları cezalandırarak(!) olayların üstünü kapatmaya yönelik. Biz bunu kabul etmiyoruz. Bu katliamlara ortak olan kim varsa yargılanmalıdır. Ancak asla adalet arayışımızdan vazgeçmeyeceğiz.

Yaşadığın olay Kafkasya’da nasıl karşılandı? Çocuklara oyuncak ve yardım malzemesi götüren insanların katledilmesini nasıl karşıladılar?

Kiminle karşılaştıysam tanıdığım, tanımadığım herkes omzuma dokunup çok üzgün olduğunu belirtti. Burada bu katliama beklediğimden daha fazla tepki aldım.

Nartan’ın ardından o kadar güzel şeyler yazıldı o kadar çok sevildiği ortaya çıktı ki. Nartan’ın yokluğunu anlatabilir misin?

Evet, Nartan’ın ardından çok güzel şeyler yazıldı. Hala arada geriye dönüp okuduklarımla mutlu oluyorum. Onun yokluğunu nasıl anlatabilirim bilmiyorum. Çünkü doğduğum andan beri hep birlikteydik. Aramızda çok az yaş farkı vardı(artık ben ondan büyüğüm). Sanırım sonsuzluk gibi bir şey onsuz yaşamaya devam ediyor olmak. Sadece çok zor diyebilirim.

Nartan’ın arkadaşları ile yan yanasın. Onun arkadaşları ile görüşmek senin için zor mu oluyor yoksa hayata tutunmana yardımcı mı oluyor bu durum?

Kafkasya’da Nartan’ın arkadaşları ile yan yanayım. Benim için bu zor bir durum değil. Çünkü onlar her zaman benim de arkadaşlarımdı. Ama onlar için bu durumun zor olduğunu düşünüyorum.

Ayrıca anneni de kaybettin Suruç’ta ve şimdi Metin abi gözaltında. Bu yaşta bu kadar acıyı yaşamak bu coğrafyada doğmuş olmanın bir sonucu mu sence?

Anne kaybetmekte korkunç bir şey kesinlikle. Babamla da şu an haberleşme imkanımız yalnızca avukat aracılığıyla, iyi olduğumuzu iletebiliyoruz. Bu yaşta bu kadar acı yaşamak bu coğrafyayla ilgili değil bence. Çünkü dünyanın her yerinde özgürlüğünü isteyen insanlar susturuluyor ya da katlediliyor. Evet, yaşadığımız bu dönemde bizim coğrafyamızda daha çok rastlıyoruz ancak dünyanın her yerinde belki farklı zamanlarda belki benim acımdan çok daha fazlaları görüldü ya da görülecek.

Metin abi o zor günlerde hem sana destek oldu hem de mücadelesini sürdürdü. Nasıl bir baba desem Metin abi için nasıl anlatırsın?

Babamı nasıl anlatmam gerektiğini bilmiyorum. Ama şunu biliyorum, en zor gününde bile dimdik olan birisi. Yaptığı bir röportajda “ailemizin yarısı katledildi” demiş. Bunu sonradan duymuştum. Evet, ailemizin yarısı katledildi ama daha önce hiç görmediğimiz insanlardan oluşan çok büyük bir ailemiz oldu. Bu da bize çok güç verdi. Babam hem sert hem çok duygusal biri. Şimdilerde daha duygusal. Hem annemin ve Nartan’ın eksikliği hem de benim uzakta olmam onu daha da eksiltti. Gözaltında avukata ilk sorduğu köpeğimiz Raşa olmuş. Sonra beni sormuş. Arkadaşlarımla aramızda bununla ilgili espri yaptık ancak. Raşa bir köpek ve Türkiye’de. Her gün bombaların patlatıldığı, kadınların sokak ortasında şiddet gördüğü ya da öldürüldüğü bir ülkede köpeklerin, kuşların, diğer hayvanların yaşam alanlarının yok sayılması hiç şaşırtıcı değil.

Metin abinin neden hedef olduğunu ve gözaltına alındığını düşünüyorsun?

Çünkü bu kadar acıya rağmen teslim olmadı. Şimdiye kadar ‘barış’ kelimesinden korkuyordu ezen sınıf. Şimdi ‘hayır’dan korkuyorlar. ‘Diktatörlüğe hayır’ dediği için binlerce insan gibi babamın da hedef olduğunu düşünüyorum.

Ülkeye bir gün barışın geleceğine dair umutlarını koruyor musun?

Evet, psikolojik durumumu göz önünde tutarsak sık sık karamsarlıklarım olsa da barışın geleceğini düşünüyorum, biliyorum. Bu kadar insan bedel ödüyor, kayıplar veriyor ve yine de vazgeçmiyorsa sadece Türkiye için de dünya içinde her zaman umut var demektir.

Hayal kuruyor musun mesela, gelecek için en büyük hayalin ne desem çok yersiz bir soru olmaz umarım.

Hayal tabii ki kuruyorum. Gerçekleştiremediklerimizi gerçekleştirmenin hayallerini kuruyorum. Mesela Nartan’ın hayalleri vardı. İlk sırada gelen kendi çektiğini fotoğraflardan oluşan fotoğraf sergisi açmaktı. Bunu geçen yaz Bursa’da ardından İstanbul’da gerçekleştirdik. Bunun dışında en büyük hayalim de şu. Dünya da tek bir mutsuz çocuk kalmayacağı güne kadar mücadele etmek.

Okul bitince Türkiye’ye dönecek misin? Yoksa Kafkasya’da yaşamayı planladın mı hiç?

Okul bitince Kafkasya’da yaşamayı düşünüyorum. Yıllardır bu istek hep vardı bende. Annem ve Nartan’da da. Onlarla olan hayallerimin yarım kalmasını istemiyorum. O yüzden neler planladıysak onları yapmaya devam ediyorum.

Nartan Kılıç Gençlik Merkezi projesi kimden çıktı? Amacı ne ve ne aşamada?

Nartan Kılıç Gençlik Merkezi projesi. Geçenlerde aramızdan ayrılan Mansur Balcı abimiz, burada yaşayan büyüklerimiz ve arkadaşlarımızın ortak kararıyla ortaya çıktı. Nartan’ın almak istediği evin alınıp gençlik adına hizmet veren bir merkez olması planlandı. Şu an inşaat çalışmalarımız devam ediyor. Nartan Kılıç Gençlik Merkezi, burada yaşayan ve diasporada yaşayan gençler arasında bir köprü olması niteliğini taşıyan bir merkez. Mesela Türkiye’den, Ürdün’den veya başka bir ülkeden gelen genç grupları orada ağırlayıp, onların yeteneklerine veya öğrenmek istedikleri alanlarda( müzik, dans, dil, at biniciliği, vs.) yardım alabilecekleri, buradaki insanlarla iletişim kurup onların yaşamlarını yakından gözlemleyebileceklerini hedeflediğimiz bir yer olma yolunda ilerliyor.

Nartan Kılıç Gençlik Merkezi, Sinem ve Nartan’ın arkadaşları tarafından dayanışma ile hayata geçirildi. Dünyanın farklı ülkelerinden Nalçik’e gelen gençler burada bir araya geliyor ve ana dillerinde barış türküleri söylüyor.

Türkiye’deki Çerkes toplumu hem Suruç katliamında hem de genel olarak ülkede yaşananlar konusunda yeterince duyarlı davranıyor mu?

Biz Suruç Katliamının Çerkes toplumu üzerinde büyük bir kırılma yarattığına inanıyoruz. Çünkü Kobane’ye gidiyorduk. Bilmeyen insanlar orada yalnızca Arapların ya da Kürtlerin yaşadığını sanabilir. Ancak orada Çerkesler dahil bir çok halk var. Ve biz yardıma ihtiyacı olan insanların ulusal kimliklerine bakmaksızın yola çıktık. Bizim için önemli olan da buydu. Hemşinli bir arkadaşım ya da Türk bir arkadaşım da aynı düşünceyle yola çıkmıştı. Çerkesler olarak ikiye ayrıldık bu katliamla birlikte.

– Amacına bakılmaksızın insanlığa yapılmış bir katliama karşı gelenler.

– ‘Orada ne işi vardı’ diyenler

Suruç’tan sonra ülkede bir akıl tutulması yaşandı sanki. Yüzlerce insan hayatını kaybetti. Yaşadıklarından sonra seni en çok üzen şey ne oldu?

Ülke de çok katliam oldu. Sayısını artık sayamadığımız kadar çok insan hayatını kaybetti. Beni en çok üzen ve yaralayan ‘orada ne işleri vardı?’ sorusu oldu. Benzer katliamlar Paris’te de oldu. Orada bir restoran, bir konser salonu vs. de oldu. İstanbul’da havalananında, stadyumda ve gece kulübünde de oldu. Oralarda hayatlarını kaybedenler için de aynı soruyu sorabildiler mi? Bunu merak ediyorum.

OHAL koşullarında bir referandum yapılacak? Sonucun ne olacağını düşünüyorsun?

Referandum sonucunun kesinlikle ‘hayır’ olacağını düşünüyordum. Ancak bu operasyonlar düşüncemde yoktu. Bu gözaltına alınan ve tutuklanan insanlar ‘Hayır’ diyecekleri gibi o gün sandık başında oylara da sahip çıkacaklardı. Ancak şu durumda halk kendi oyuna sahip çıkmazsa o gün oylar sayılırken hukuksuzluklar olacağına inanıyorum. Umarım bunlar yaşanmaz

Suruç’un hemen ardından Cemil Barlas “HDP’ye oy veren beyaz Türkler, Suruç’taki bomba için ne düşünüyor acaba. Koalisyon demek puslu hava demek. Patlatırlar tabii bombayı. Şimdi hava daha da puslandı. Kurtlar şehirde” diye yazdı. Sence o bomba ile HDP’ye oy veren Kürt olmayan seçmenler mi cezalandırılmak istendi? 

O bomba sadece HDP’nin Kürt olmayan seçmenine değil tüm halklara yapılmış bir saldırıydı.

Suruç ailelerine ve son birkaç yılda benzer saldırılarda veya devlet şiddeti sonucu yakınlarını kaybeden ailelere vermek istediğin mesaj ne olur?

Sinem Kılıç: Hepsi çok değerli insanlar. Benzer acılar bizi birleştirdi. Hep düşünüyorum eğer bu katliamlar olmasaydı yine birbirimize bu kadar sıkı tutunabilir miydik? Bunun kesin cevabını verememekle birlikte şu düşünce içindeyim. O kadar mükemmel insanlar tanıyorum ki sanırım yine birbirimize böyle sımsıkı sarılıyor olurduk.

“18 yaşındaki gençleri milletvekili yapıp gençlerin önünü açacağız” diyorlar ama gencecik hayatları solduruyorlar. Son olarak bugün ülkeyi yönetenlere ne söylemek istersin?

18 yaşında henüz liseyi yeni bitirmiş bir gencin milletvekili olması hem imkansız hem de gereksiz bence. 18 yaşındaki o gençlerin önünü açtıklarını söyleyenler, 15 yaşında Berkin Elvan’ı, 12 yaşında Ceylan Önkol’u, yine 12 yaşında 13 kurşunla Uğur Kaymaz’ı ve sayısını bilmediğimiz binlerce çocuğu katletmekten geri kalmıyorlar. Çocukları öldürmesinler. Ve onlar 18 yaşında değil, üniversiteyi bitirdikten sonra adil seçimlerin yapıldığı seçimlerde milletvekili olsunlar. (Atakan Sönmez – REDAKTİF)




One thought on “Suruç gazisi Kılıç; “Dünyayı yakmamam için bir neden söyleyin bana”

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir