Karadeniz’de ‘Hayır’ çalışması: Şaşırtıcı sonuçlar çıkabilir

AKP’nin oy oranının çok yüksek olduğu alanlarda “Hayır” tercihleri şaşırtıcıydı. Başlarken, özellikle Erdoğan’ı hedef almamak gerektiği görüşü vardı. Fakat pratikte tersi oldu. Maddelerin anlatımından ziyade tek adam ve diktatör vurgusu daha etkili oldu. Sınıfsal ajitasyonlar, 15 yıllık iktidar sürecinin eleştirisi daha çok karşılık buldu. Dolayısıyla “Hayır” tercihi, hangi üst söylemle örtülürse örtülsün, esasta sınıfsal bir tercih olarak tespit edilmelidir.

MURAT ÇEPNİ

Referandum kampanyası AKP tarafından esasta hakim olduğu alanlarda gücünü korumak, büyütmek; olmadığı alanlarda da yasaklamalar, gözaltılar, provokasyonlar yoluyla “Hayır”ı görünmez kılmak, kriminalize etmek üzerine kuruluydu. Sürekli “Evet” çıkarsa her şey iyi olacak, “Hayır” çıkarsa daha kötü olacak algısı pompalamaya çalışıldı. Dolayısıyla “Hayır”cı kitlelerde güvensizlik, umutsuzluk, çaresizlik ve korku duygusu üzerinden “Evet”i örgütlemeye çalıştı. Tabiri caizse ölümü gösterip sıtmaya razı etme taktiği uygulamaya çalıştı. Bu taktiğin söylemi de “Hayır’cılar teröristtir ve devletin beka sorunu vardır” oldu.

Buradan hareketle, “Hayır” cephesi açısından klasik bir seçimden farklı olarak 2+2’nin 6, 7, 8 etmesi gereken bir kampanya hedeflenmesi gerekiyordu. Sadece referandum maddelerinin halka anlatılması, ikna edilmeleri yetmiyor, aynı zamanda, hatta belki daha da önemlisi bu gerici faşist psikolojik kuşatmaya karşı bir umut ve cesaret mücadelesi de örgütlemek gerekiyordu. Gezi ve 7 Haziran ruhunun yeniden ayağa kalkmasına ihtiyaç vardı.

Böylesi koşullarda ve dar bir zamanda yürütülecek kampanya kuşkusuz özel olarak planlanmalı ve önceki seçim süreçlerinden bir çok açıdan farklı yol ve yöntemler devreye sokulmalıydı. Aynı partiye oy vermesi neredeyse mümkün olmayan insanlar, kesimler referandumda aynı sihirli kelimenin propagandasını yapmak üzere yola koyuldu.

Karadeniz “Hayır” kampanyası da bütün bu özgünlükleri içinde barındıran bir çalışma olarak planlandı. Karadeniz, AKP’nin oy deposu diye tanımlanan bir bölge. Daha da önemlisi milliyetçi, ırkçı, faşist politik İslamcı hattın arka bahçesi haline getirilen bir bölge. Her kritik manevra ya da algı operasyonu hamlesi öncesinde Erdoğan’ın soluğu Karadeniz kentlerinde alması bundandır. Yaslandığı güçler ise “Oluk oluk kan akıtacağız” diyen günümüzün Topal Osmanlarıdır.

15 yıllık AKP iktidarı döneminde Karadeniz bölgesi neredeyse bütün yaşam standartlarından geriye düştü. Köyler boşaldı, tarım bitirildi, üretici tüccara mahkum edildi, doğası talan edildi, uyuşturucunun, şiddetin yatağı haline getirildi, fabrikalar kapatıldı, kentler AVM çöplüğüne dönüştürüldü. Tam da bu gerçeklerden hareket eden Karadenizli demokratlar, sosyalistler, devrimciler getirilmeye çalışılan anayasa değişiklik teklifinin esasta sömürü ve talan düzeninin daha sorunsuz sürdürülebilmesinin zemini olduğunu gördüler. Hızlıca “Hayır” çalışmasını örmeye başladılar.

Kampanyanın en görünür olduğu ve örgütlü yürütüldüğü il Samsun oldu. Diğer bütün illerde de “Hayır” platformları kuruldu. Artvin’in Hopa ilçesinde göze çarpan bir çalışma yürütüldü, yürütülüyor. Burada Karadeniz’deki çalışmanın genel analizinden ziyade özellikle Samsun çalışmasına dair kimi dikkate değer deneyim ve gözlemleri aktarmaya çalışacağız.

Samsun OHAL sürecinde, özellikle sokağın kullanımı konusunda bir daralma ve geri çekilme yaşadı. “Hayır” kampanyası bu daralmanın aşılması, yeniden inisiyatifin ele alınması açısından da önemli bir fırsat haline geldi. Yüzünü kitlelere dönmek, sokakta ısrar etmek sürecin temel belirleyeni oldu. Tam da bu noktada “Herkesin ‘Hayır’ı kendine” diyerek birbirinden bağımsız çalışma, söz konusu sorunların aşılması ve “Hayır”ın kazanılması açısından yeterli olmayacağı açıktı. Gerici faşist ve psikolojik kuşatma ancak birleşik bir “Hayır” cephesi kurulabilirse dağıtılabilirdi.

Referandum tarihi netleşince hızlıca kentteki bütün kurumların ve bireylerin katılımıyla toplantılar örgütlendi. Bu toplantılarda birleşik “Hayır” kampanyasının önemi tartışıldı. Birleşik kampanyanın “Hayır”a zarar vereceği biçimimdeki, yaklaşımlara karşı mücadele yürütüldü. Sonuçta uzun zamandır ilk kez bu düzeyde bir birliktelik yaratılmış oldu. CHP toplantılara katıldı, fakat sonrasında ayrı çalışma yürüttü. Toplantılarda bir yürütme oluşturuldu. Yürütme ilk toplantısında ismini “Samsun ‘Hayır’ Buluşması” olarak netleştirdi. Her bileşenin ayrıca kendi bağımsız çalışmasını yapması da anlayış olarak kabul edildi.

“Buluşma”, çalışma stratejisi olarak ikili bir hat belirledi. Esas olarak “Evet”ci kitlelerin olduğu alanlarda çalışmak, diğeri de “Hayır”cı kitleleri sürece katma, kazanma umudunu ve cesaretini büyütmek. Dil, üslup ve materyal meselesi de bu perspektifle ele alındı. Ötekileştirici olmayan, Saray’ın kamplaştırıcı dili karşısında birleştirici bir dil esas alındı. Yerel bir bildiri basılması kararı alındı. Bildiri hem genel hem de Karadeniz’e yönelik yazıldı. Kuşkusuz en mükemmel planlar, gerekli insan ve örgüt gücü yaratılamazsa hayatta karşılık bulamaz, başarısız olur. Bu noktada çalışmaların mümkün olduğunca kitlesel örgütlenmesi anlayış olarak belirlendi.

Yürütme, son haftalarda dolaştırmak üzere bir sesli araç giydirme kararı aldı. Bu aracın maliyesi için de kartlar bastırarak dayanışmayı örgütledi. Araç her gün etkili ajitasyonlar ve “Hayır” şarkılarıyla dolaştırılıyor.

7 Haziran sürecinde de kazanılmış bir düzey olarak, mahalle mahalle, ilçe ilçe çalışma planlandı. Ara vermeden bütün günler dolduruldu. Uzun zamandır gidilemeyen mahalle ve ilçelere gidilmeye başlandı. Neyle karşılaşılacağına dair tedirginlikler, ilk günden aşılmaya başlandı. Beklenmeyen olumlu tepkiler hepimizi şaşırttı ve motive etti. Kitlelerden öğrenme gerçeğiyle karşı karşıya kaldık. Çoğu zaman kendi kaygılarımızı kitlelerin gerçeği diye sunma hastalığı bir kez daha tuzla buz oldu. Doğru an ve gündemde, doğru yol ve yöntemle gidildiğinde başarı kaçınılmaz hale geliyor.

İzlenimlerimizi şöyle sıralayabiliriz: Kemik ‘Tayyipçi’ insanlar son derece ajite ve ‘cesurlar’. Yüksek bir özgüven içindeler. “Hayır”cı insanlar ise çoğunlukla çekingenler. Açıktan tercihlerini ifade etmekten korkuyorlar. Ancak aktivistleri karşılarında görünce, müthiş bir sevinç yaşıyorlar. Kalabalık dağıtım, tercihlerini kafalarında daha da somutladı. “Helal olsun cesur insanlar, buraya ‘Evet’çiler gelemez, şimdiye kadar neredeydiniz” gibi tepkiler çok yaygındı. “Hayır’cılar teröristtir” propagandasının bir karşılığı olmadığını gördük.

AKP’nin oy oranının çok yüksek olduğu alanlarda “Hayır” tercihleri şaşırtıcıydı. Başlarken, özellikle Erdoğan’ı hedef almamak gerektiği görüşü vardı. Fakat pratikte tersi oldu. Maddelerin anlatımından ziyade tek adam ve diktatör vurgusu daha etkili oldu. Sınıfsal ajitasyonlar, 15 yıllık iktidar sürecinin eleştirisi daha çok karşılık buldu. “Hayır” diyen milliyetçilerin ilk tepkisi “Vatan kaygısı” vs. olsa da esas itirazlarını sınıfsal çelişkiler üzerinden kurdular. Dolayısıyla “Hayır” tercihi, hangi üst söylemle örtülürse örtülsün, esasta sınıfsal bir tercih olarak tespit edilmelidir.

Çalışmaların en zayıf yanı genel olarak gençliğin katılımıydı. 7 Haziran’a kıyasla örgütlü gençlik dışında katılım örgütlenemedi. Burada, bilinen etkenlerin yanında, genç kitlelerin “kritik süreci” kavrayamadığını belirtebiliriz.

Sonuca günler kala çalışmamız hız kesmeden sürüyor. Karadeniz’den bir sürpriz çıkması mümkündür. Mücadele her zaman. Umut dimdik ayakta. “Hayır”lı günlerde buluşmak üzere… (ETHA)




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir