İzmir Aliağa’da bulunan Şakran Cezaevi’nde 57 gündür süresiz dönüşümsüz açlık grevi devam ederken, kadın tutuklular tahliye olan arkadaşları aracılığıyla mektup gönderdi. Mektuplarında cezaevindeki uygulamalara dikkat çeken kadınlar, açlık grevine sahiplenme çağrısı yaptı.

Cezaevlerinden gelen sese kulaklar tıkanırsa asıl o zaman katliamın yaşanacağını kaydeden kadın tutukluların mektubu şöyle:

“Şakran Cezaevi açıldığından beri baskı ve işkence her zaman gündemdeki yerini korudu. Özelikle kadın cezaevi olması itibariyle ilk yönelimle kalmamaktadır. 60 yaşındaki analarımızdan 5 yaşındaki çocuklara kadar uygulamalar tam bir işkenceye dönüşmüş, asker ve polisin canı istediğinde koğuşlara girdiği, her gardiyanın kral kesildiği bir süreçten geçmekteyiz.

ARAMALARDA TALAN YAPILIYOR

8 Kasım’da 19 Aralık operasyonunu andıran tarzda koğuşlarımız asker ve polislerle dolmuş, provokasyonla resmen katliam zemini yaratılmak istenmiş. Lakin sağduyulu yaklaşımımız bu baskını boşa çıkarınca koğuşlarda eşyalarımız talan edilmiş, yırtılmış, atılmış, çoğunluğu şüphe teşkil ettiği gerekçesiyle el konuşmuştur. Cumhuriyet gazetesinin Bingöl ve İstanbul’a ait resimler, günlükler, ekolojiye dair notlar, şiirler, Kürtçe kitaplar (bilinmeyen bir dil ile yazılı) şüpheli gerekçesiyle el konulmuştur. Aradan geçen bunca zamanda kaybolan eşyalarımızın hiçbirine ulaşamadık. O günden sonra her aramada gardiyanlar birer özel harekatçı gibi koğuşlara dalıp resmen talan gerçekleştirmektedir.

DİRENMEK, DİRENMEK, DİRENMEK

Haftada bazen bir bazen de iki defa koğuşlarımıza girip provokasyon zemini yaratılmak istenmektedir. Bizler siyasi ve politik tutsaklar olarak 40 yılı aşan bir tecrübeye sahip olduğumuzdan ve ülkenin siyasal gündemine göre hareket ettiğimizden her girişimi bertaraf etmeyi başardık. Lakin bugünden sonra özellikle de bizim için onursal ve çizgisel olan konularda neler yaşayacağımız konusunda belirtebileceğimiz tek şey direnmek, direnmek, direnmek.

GÖRÜŞLER İŞKENCEYE DÖNÜŞMÜŞ

Görüş günleri bize ve ailelerimize işkenceye dönüşmektedir. Görüşçülerimiz hakarete uğramakta ve çıplak arma dayatılmaktadır. Hamile olan görüşçülerimiz dövülmekte ve karınlarına tekme atılmaktadır. Tüm şikâyetlerimizde bu konu da cevapsız kalmaktadır. Üstelik hamileye bizler işkence yapmış gibi görüş cezası bile verilmektedir. Yine en doğal olan kitap, basın yayın hakkımız gasp edilmiştir. Zaten 6 aydır doğru düzgün kitap alamıyorduk. Kitaplar idare gözlem kurulunun kararıyla sakıncalı bulunup verilmemekte, yeni bir kararla dışarıdan içeriye Kuran’ı Kerim dışında bütün kitapların girişi yasaklanmıştır. Oysaki böyle bir yasa dahi bulunmamaktadır. Okuduğumuz her kitap yasal iken cezaevlerinde hepsi birer yasak yayına dönüşmüş durumda.

YARIN GEÇ OLMADAN

Yine bir avuç havalandırmamızın üzerine kafes örülmek isteniyor. Şakran tabulara dönüştürülüyor. Ve buralar mezarlığa dönüşmeden tüm kamuoyunu bir an önce buna dur demesi gerekiyor. Bizler bir halkın hak ve özgürlük arayışları için mücadele etmiş ve cezaevlerine doldurulmuş insanlarız. Bulunduğumuz her mekanda direndik, direniyoruz ve direneceğiz. Mücadelemizin özellikle bu aşaması artık insanlık mücadelesidir.

Uygulanan zulmün sonlandırılması, cezaevlerinde OHAL ile başlatılan her türlü soykırım operasyonlarının sonlandırılması için arkadaşlarımız 50 günü aşkındır açlık grevine girmiş bulunmaktadır. Yarın geç olmadan zindanlardan yükselen çığlığı artık duyalım. Direnişe direnişle cevap verilmedikçe, direnenlere kulak kapatıldığında asıl katliam o zaman başlar. Susmanın bir katliam olacağını kimse unutmamalı.” (DİHABER)