Referandumda artık son düzlük de geçilmek üzere. Türkiye’nin kaderini belirleyecek olan oylamanın arifesindeyiz. Kampanya başladığı andan itibaren sonuçlara ilişkin tedirginliğini gizlemeyen “Evet” cephesi, artık yeni bir strateji izlemeye başladı. Bu, başta Cumhurbaşkanlığı Sarayı olmak üzere AK Parti ve MHP cephesinin halktan yana tedirginliklerinin bittiği anlamına gelmiyor. Ama buna rağmen rahat görünmeye çalışmaları, neredeyse bütün anket sonuçlarının kendi lehlerine açıklanıyor olması başka gelişmelerin işareti olarak duruyor.

ENERJİ VERİMLİLİĞİ ANKETİ!

Öncelikle geçen hafta anket şirketlerine ilişkin çok çarpıcı bir bilgi edindik. Birebir görüştüğümüz önemli bir kaynak, anket şirketlerinin büyük paralar verilerek bağlandığını, kimisinin de üstü örtülü bir şekilde tehdit edildiğini anlattı. Özellikle “Hayır” çıkacağını beyan eden şirketler hedef alınmış. İşe doğrudan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın damadı Berat Albayrak’ın başında olduğu Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı müdahil olmaya başlamış. Bilgilere göre, bakanlıktan anket ve araştırma firmalarını arayan yetkililer hemen hemen bütün firmalara aynı teklifi götürmüş: “Bir araştırmamız var sizinle çalışmak istiyoruz.” Yetkililerin ikna edemediği firmaları bu kez, “Bakan yardımcıları” arayarak, “Bakan’ın özel ricasını” iletmiş. Çok düşük meblağlara mal olacak olan, “enerji verimliliği” isminde kimi araştırmalar için firmalara 2,5-3 milyon TL gibi rakamlar teklif edilmiş. Referandum öncesi yapılan bu teklifler ile birlikte, özellikle “Hayır sonucu ortaya çıkaran anketlerin en azından bir süre ertelenmesi” de rica edilmiş. Bu teklifi kabul eden çok sayıda anket firması olduğu belirtiliyor.

OHAL İLE KORKUYA ZİRVE YAPTIRDILAR

Son bir haftaya girildiğinde neredeyse bütün anket firmaları üst üste “Evet”i önde gösteren sonuçlar yayınlanmaya başladı. Oysa sahadaki durum tersini gösteriyor. Referandum öncesi OHAL koşullarından ve iktidar baskılarından kaynaklı, Türkiye tarihinin açık ifade edilen en büyük “korku ortamı” yaşanıyor. Bunu birçok insan dile getiriyor, “tercihlerimi açıklamak istemiyorum, işimden olmamı mı istiyorsunuz, tercihimi açıklarsam yarın FETÖ’den, bölücülükten içeri alınırım…” sözleri yaşananları ifade ediyor. Bu korku seçmeni sandık başına gitmekten vazgeçirmeyecek, hatta kendisiyle birlikte bir bilenmeyi getirdiği de söylenebilir.

SANDIĞA ‘HAYIR’ ATILACAK AMA NE ÇIKACAK BELLİ DEĞİL

İktidar bu durumun farkında ve hesaplarını da bunun üzerine kuruyor. Vatandaşın, “Referandum sonucu ne olur” sorusuna yönelik, “Normalde ‘Hayır’ önde, bütün göstergeler kesinlikle ‘Hayır’ın çıkacağını gösteriyor ama…” şeklindeki cevabı her şeyi özetliyor. Amalar farklı ve değişik olsa da ortak bir noktada buluşuyor; “Sandığa ‘Hayır’ atılacak ama sandıktan aynı sonuç mu çıkar emin değiliz” kuşkusu işi özetliyor.

SİYASETÇİLERİN GÖZLEMLERİ DE BU YÖNDE

HDP’nin deneyimli gözlemcilerinden Sırrı Süreyya Önder de bu kuşkuları paylaşıyor ve benzer kaygılar dile getiriyor. CHP Genel Başkan Yardımcısı Hurşit Güneş, Fikri Sağlar gibi siyasetçiler AK Parti’nin kalesi olan İç Anadolu’yu geziyorlar ve benzer kaygılar dile getiriyorlar: “Vatandaş ‘Hayır’ diyor, ‘Hayır’lar çok çok önde, ama aynı zamanda vatandaş sandığa attığı tercih ile çıkacak olan sonucun aynı olmaması korkusunu yaşıyor.”

ÇIKARILACAK OLAN SONUCU MEŞRULAŞTIRMA GİRİŞİMLERİ

Bütün bunlar bir araya getirildiğinde, iktidara yakın kesimlerin son günlerde “Sandıktan ‘Evet’ çıkacak” anketlerini ön plana çıkarması, yetkililerin bunun üzerinden konuşmalarını yoğunlaştırmaları da fotoğrafı tamamlıyor. Aslında şimdiden “sandığa atılan değil, sandıktan çıkarılmak istenen sonucu” meşrulaştırmaya yönelik girişimler olarak tanımlanıyor bütün bunlar. Bu konuda özellikle sandık güvenliği daha fazla önem kazanmaya başladı. Kurulan çok sayıda sivil inisiyatif var ve bunlar çalışmalarını sürdürüyorlar. Ama özellikle bölgede “güvenlik gerekçesiyle” sandıkların birleştirecek olması, silahın gölgesinde seçimlerin yapılıyor olması, OHAL koşulları, toplum üzerinde yaratılan korku, “sandığa atılan ile sandıktan çıkan sonuçların” farklı olmasını engellemeye yetmeyeceği ifade ediliyor. (Kenan Kırkaya – DİHABER)