CHP’li Tekin: Zarrab’a ilgilerine bak değişikliği anla!

Referandum öncesi Çağrı Sarı, CHP’li Gürsel Tekin ile konuştu. Tekin: Yüzde 60 ‘hayır’ çıkacak.

CHP İstanbul Milletvekili Gürsel Tekin’e göre iki gün sonra yapılacak referandumdan yüzde 60 oranında ‘hayır’ sonucu çıkacak. Referandum süreci boyunca onlarca il gezen CHP’nin ‘teşkilatçı’ isimlerinden Tekin, gözlemlerine dayanarak ortaya koyduğu bu iddiasına, bizzat AKP’lilerden ve Kürt seçmeninden anayasa paketine gelen itirazı dayanak yapıyor. Tekin’e göre “AKP’de büyük ayrışma var” ve “Kürtler yüksek oranda hayır diyecek.” Tekin, bu kadar itiraza rağmen bu Anayasa değişikliğinin ısrarla gündeme getirilmesini ise “Yasa dışı işlerin hesabını vermemek için” sözleriyle açıklarken, Zarrab davasını işaret ediyor.

Yarından sonra referandum için sandık başına gideceğiz… Araştırma şirketleri, sonuç için ‘bıçak sırtı’ diyor. Siz nasıl bir tablo görüyorsunuz?

Araştırma şirketleri kim? Ne kadar bağımsız? Velev ki bunlar tarafsız, bağımsız. Faşizmin kol gezdiği bir ortamdayız. Hangi kamu çalışanından hayır cümlesini duyabilirler. Bu ülkenin kaymakamı, valisi, öğretmeni, polisi arasında hayırcı yok mu? Hayır demenin ağır olduğu bir dönemden geçiyoruz. Onun için kişisel düşüncem; araştırma şirketlerinin tamamı bu referandumda çökecek.

Birçok ili gezdiniz… Sizin öngörünüz nedir?

32 il dolaşan bir siyasetçiyim. Gerek orta Anadolu’da gerek güney doğuda gördüğüm manzara, bu baskıya, faşizan döneme rağmen yüzde 60 civarında hayır.

Yüzde 60 iddialı bir tahmin… Neye dayanıyorsunuz?

AKP’de büyük ayrışma var. 17-25 Aralıkçılar var. Bir de gerçekten muhafazakar-milli görüşten gelen ve bu siyasal sürece katkısı olan insanlar var. Bunu görenlerin tamamı hayırcıdır. 17-25 Aralık bakanlarının kampanya yaptığı yerde muhafazakarların gidip evet demesini beklemek mümkün değildir. Çok sayıda AKP’li milletvekili ve iddia ediyorum bakanlar da dahil, hayırcıdır.

AÇLIKLA TEHDİT EDİYORLAR

7 Haziran seçimleri sonrası ‘kaos olacak’ denmişti. Bu söylemin 1 Kasım seçimlerine etkisi olmuştu. Şimdi de hayır çıkarsa kaos olacak deniyor… 

Kim söylüyor, niye söylüyor? Bu modeller hep olmuştur. Irak’ta, Libya’da, Ortadoğu’da gidişata itiraz ediyorsanız, size hemen kaos tablosu koyuyorlar. Tam tersi evet çıkarsa ekonomi kaos olur. Bakın, bizim banka sektörüne, yüzde 60-65 yabancı. İçinde gezdiğimiz AVM’lerin yüzde 40’ı, 50’si yabancıların. Hukuk sisteminin olmadığı hiçbir yerde para durmaz, kuş gibidir kaçar…

Dünya bu referandumu izliyor. Ne olacak diye? Bütün dünya gazetelerinin manşetini şimdiden söyleyebilirim: “Türkiye, Türkler destan yazdı.” Olağanüstü baskıya rağmen… OHAL yasası var, ağzınızı açamıyorsunuz. Medya sıfır noktasında, kendinizi ifade edemiyorsunuz. Çok somut belgeler, bilgiler sunuyorsunuz ama onları yayınlayacak durumda değiller. Acı olan şu; 33 milyon yurttaşımız sosyal yardımla geçiniyor. Bu da şantaj olarak kullanılıyor. Şu an verilen sosyal yardımlar, kaymakamlıklar, valilikler, çeşitli bakanlıklar aracılığıyla tehdit altında. Ardahan’da anlattılar, üç muhtarı çağırıp, Ankara’ya beni mahcup etmeyin demiş vali. Geldiğimiz durama bakın! Yoksulu, çaresiz insanları açlıkla tehdit eden bir anlayışa evet denileceğini düşünmüyorum.

ZARRAB’I NEDEN BU KADAR DERT EDİYORLAR?

Sizce bu anayasa değişikliğine neden ihtiyaç duyuldu? Ve neden özellikle son iki yıldır bu kadar çok gündemde?

Bu anayasa ‘bana’yasadır. 2004 yılından itibaren çeşitli gruplarla ulusal ve uluslararası düzeyde yürütülen yasadışı işlerin hesabını vermemek için yapılmış bir anayasadır. Reza Zarrab’ın dosyasına biliyorsunuz. Yeni ekler geldi dosyaya, bu eklerin bir tanesi Irak ve Suriye’deki operasyonlarla ilgili. Ayrıca, 17-25 Aralık’ta Bakanlar Kurulu’nun üçte birinin bu ülkeyi soyduğunu gördük. Reza ve Reza’nın işbirlikçilerinin hesap vermemesi için böyle bir anayasaya ihtiyaç duyulmuştur. Normal medya işlemediği için biz yabancı basından okuyoruz. Bir ülkenin en üst düzey yetkilileri Zarrab’ın avukatlarını çağırıp yargılama süreciyle ilgili bilgi alıyor, kendine dert ediniyor. Neden? Size ne kardeşim? Bir adam yakalanmış, uluslararası bir hırsız, gidecek yargıda hesabını verecek. Niye bu kadar ilgilisiniz? Niye bu kadar ilgili olduğunu, bu anayasa değişikliği paketinde görebilirsiniz.

BÖLGEDEKİ KOPUŞU KISA SÜREDE TAMİR ETMELİYİZ

Referandum çalışmaları dolayısıyla Bölge’nin bir çok iline gittiniz. Kürt seçmenin tutumuyla ilgili birçok tartışma yapılıyor, sizin gözleminiz nedir?

Bölge halkı çok politize bir halk. Çok yüksek oranda hayır bekliyorum. Sadece HDP seçmeni değil AKP seçmeninden de yüksek oranda hayır çıkacak. Kim evet diyor oralarda, HÜDA-PAR. Sağlıklı evet diyen bir kesim yok.

Özellikle son iki yıldır Kürt kentleri büyük yıkım ve acılar yaşadı, seçilmiş belediye başkanları görevlerinden alınarak tutuklandı, kayyımlar atandı, HDP vekilleri tutuklu… Medyaya da zaman zaman yansıyor; Kürt halkı kırgın diye… Sizin Kürtlerle ilgili gözlemleriniz nedir, CHP’ye dönük alınganlıkları var mıydı?

Hayır, çok iyi karşılandık, çok olumlu tepkiler aldık. Evet çıkarsa kölelik düzeni başlar. Kürt halkı bunu çok iyi biliyor. Sadece bölgedeki Kürtler değil, batıdaki, orta Anadolu’daki Kürtler de öyle…

Cizre’de, Sur’da yaşananlardan dolayı herkes dertli. Sur’a izinli girdik. Tahir Elçi’nin vurulduğu yere karanfil bırakmak için izin aldık. O manzarayı görünce insanın vicdanı sızlıyor. Çok öfkeli herkes, müthiş bir duygusal kopuş var. Bu kopuş biraz daha büyürse çok zor olur. 40 yaş ve üstü insanlar acıları bal eylemiş, 40 yaş altını kontrol etmek çok zor. Kısa sürede bunu tamir etmeliyiz, hızlı bir şekilde ne yapacaksak yapmalıyız. Bu kuşağı dinlemezseniz bir sonraki kuşak sizi dinlemez.

Milli iradeyle seçilmiş belediye başkanlarını derdest edip alacaksınız. Gerekçeniz ne? Teröre yardım etmişler! Sormazlar mı ‘Her yıl Sayıştay raporlarının denetlendiği -hele Güneydoğu’da binbir tane müfettiş var- bu  belediyeler 25 yıldır iktidar. Bu süre zarfında terör örgütlerine yardım etmişlerse, o zaman siz bu suçun ortağısınız. 25 yıldır görmüyorsunuz da 7 Haziran sonrasında mı görmeye başladınız?

Kemal Kılıçdaroğlu sık sık, hatta referandum süreci boyunca da,  Oslo görüşmelerinden dolayı sürekli Hükümete yükleniyor. Bu tür söylemler de sözünü ettiğiniz kopuşu olumsuz yönde etkilemez mi?

Belki biz de kendimizi ifade edemedik. Genel başkanımız dedi ki, söz konusu çözümse biz her türlü desteğe hazırız ama bu şekilde çözüm yerine çözümsüzlüğe götürürsünüz… Dediğimiz gibi çözümsüzlüğe gitti. Biz dedik ki, bütün süreci parça parça yasallaştıralım, parlamentoyu işletelim, hangi sorunlar varsa bunları parlamentoda yasallaştırıp üstesinden gelelim. Parlamento işlevsiz hale getirildi, siyasi partiler dahil edilmedi, kapalı devre bir şey yürütüldü. Ne HDP ne olduğunu anladı, ne de AKP; sadece iki kişi biliyordu.

Kapalı kapılar arkasında konuşulması eleştirinize katılıyorum, fakat dünyada da devletler silahlı örgütlerle görüşür. Bunun örnekleri var… Siz buna niye yekten karşısınız?

Görüşürler elbette ki… 1998-2000 yıllarında görüşmeler olduğunu biliyoruz. Çözüm süreci başlamışsa, “Devlet kurumları niye görüşüyor?” demeyiz. Ama bizim itirazımız şu; ana madde diye bilinen 7-8 madde yasallaşsaydı (Dolmabahçe mutabakatını kastediyor) bugün çözüm süreci bozulmazdı. Bizim itirazımız kimin, kimle ne görüştüğü değil, milletimizin yararına mı değil mi? Yasal zemine oturtursanız sorun çıkmaz. Ama hiçbir yasal zemine oturtamadılar. Bir tantanayla götürdüler. TRT6 üzerine bir çözüm süreci oturtabilir misiniz? Nihayetinde gitmedi, çok ağır bedeller ödendi.

CEMAAT HER YERE GİRMİŞ, TBMM’YE GİREMEMİŞ… BUNA KİM İNANIR?

Kılıçdaroğlu’nun ‘kontrollü darbe’ açıklaması biraz tepkiyle karşılandı sanırım. Bu iddianın somutlaşması gerekmez miydi? Dayanakları neydi? 

Ülkede bir darbe olmuştur. Darbeyle hesaplaşacaksınız. Darbeyle hesaplaşmanın yolu nedir? Bağımsız yargının işlemesi.

Bu siyasi hareketin Cemaatle ilişkisi sadece 15 yıla dayalı değil, 40 yıllık ilişkiyi soruşturacaksınız. Okullara, camilere, köy derneklerine, her yere girmiş Cemaat, ama ne hikmetse TBMM’ye girememişler! Buna kim inanır? ‘Kılıçdaroğlu kaçtı’ diyorlar. Bütün Türkiye Kılıçdaroğlu’nun uçakla Bakırköy’e geldiğini biliyor. Başbakan nerdeydi? Sekiz bakan, üç gün yoktu ortalıkta. Başbakan Kastamonu’nun bilmem ne ilçesinde kaymakamın evindeydi. Elinizde MİT bilgileri olmasına rağmen Adil Öksüz’ü niye bırakıyorsunuz? Adil Öksüz eğer yargının elinde olmuş olsaydı bu darbeden sonra kim Cumhurbaşkanı olacaktı, bakan, başbakan kim olacaktı… Belki de öğrenecektik?

SURİYE’DE BİR AN ÖNCE BARIŞ SAĞLANMALI

CHP Genel Başkanı’nın Suriyelilere dönük açıklamaları da tepki uyandırdı. Kılıçdaroğlu, işsizlik ve yoksulluk meseleleriyle Suriyelileri bağdaştırdı… Savaş mağdurlarına kapı açılmamalı mıydı?

Tabi ki biz insanlığın gereği bütün mazlum halklara ev sahipliği yapacağız. Ama bugün tablo öyle değil; kadınları, çocukları alalım eyvallah ama 38 bin kişiyi vatandaşlık başvurusuyla aldılar, doktor, mühendis olarak çeşitli kurumlarda çalıştırıyorlar. Ülkenizde bu kadar işsiz varken… 38 bin insan gitsin, ülkesinde savaşsın. Yine bize misafir olsun ama kendi ülkesinde mücadelesini versin. Neredeyse Urfalı ikinci sınıf, Suriyeli birinci sınıf insan muamelesi görüyor. Urfa’da, Hatay’da insanların ne kadar rahatsız olduğunu görüyoruz.

Ama bu ifadeler, Suriyelilere yönelik ayrımcılığı kışkırtmaz mı? 

Tam tersine, biz insanların burada mazlum olarak kalmasını istemiyoruz. Yeter ki Türkiye, Suriye’deki bu süreci barışla sonuçlandırmak için bir karar versin. Biz her şeyi yapmaya hazırız. İvedilikle bir barış sağlansın ki buradaki vatandaşlar kendi topraklarına dönsün. Dönmek istemeyen de kalsın ama bu sürdürülebilir bir durum değil. Bir milyona yakın yeni doğan çocuk var; hiçbir eğitim alamıyor, sağlık hizmetinden yararlanamıyor, sosyal ihtiyacı alamıyor. Bugün önlem alamazsak, 10 yıl sonra başka bir tabloyla karşılaşabiliriz. Onun için bir an önce barış, barış, barış… (Çağrı SARI – Evrensel)




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir