Türkiye, tıpkı 1982 yılında darbe koşullarında gerçekleştirilen referandum gibi 2017 yılında girişilen başarısız bir darbe gerekçe yapılarak, ilan edilen Olağanüstü Hal (OHAL) koşullarında sandık başına gidiyor. OHAL koşullarında yapılan referandum sadece “Hayır” için çalışan muhalifler üzerinde bir baskı ve caydırmaya dönüşmedi, aynı zamanda seçmen üzerinde de çok ciddi bir korku ve baskı ortamı oluşturdu.

ÖNCE MUHALEFET BASKIYA ALINDI

Başbakan Binali Yıldırım ve hükümet yetkililerinin “OHAL’i biz vatandaşa karşı değil kendimize, yani devlete karşı ilan ettik” sözlerine rağmen OHAL’in özellikle seçmene ve vatandaşa karşı ilan edildiğini gösteren çok sayıda işaret var. OHAL’in caydırıcı olması ve toplumda korku atmosferi yaratması için önce toplumun örgütlü yapısı hedef alındı. HDP gibi dinamik mücadele geleneği olan partiler, sol ve sosyalist sivil toplum örgütleriyle birlikte FETÖ gerekçesiyle sağ kesim de hedef alındı.

Binlerce kurum kapatıldı, yüzbinlerce kişi gözaltına alındı, 15 Temmuz öncesi 26 binde olan tutuklu sayısı, Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü verilerine göre 1 Kasım 2016 tarihinde 42 bin artarak, 68 bine çıktı. Bu sayı hükümlülerle birlikte aynı tarih itibariyle 197 bine çıktı. Üstelik çoğunluğu, cinayet, hırsızlık, tecavüz gibi toplumun onaylamadığı suçlardan hüküm giymiş adli hükümlülere yönelik çıkarılan örtülü af ve kimi düzenlemeler ile 160 bin olan hükümlü sayısı 120’e düşürülmesine rağmen genel toplam tavan yaptı. Son 5 ayda yaşanan tutuklamalar da dikkate alındığında tutuklu ve hükümlü sayısı 210 bini çoktan geçti.

TOPLUMUN ÖNCÜLERİ ÜZERİNDEN TOPLUMA MESAJ VERİLDİ

HDP eş genel başkanları, milletvekilleri, belediye eşbaşkanları, seçilmişlerin, gazetecilerin ve akademisyenlerin tutuklanmasıyla sıradan insanlara, “Bunlar bile tutuklanıyorsa sizin başınıza neler gelir” mesajı verildi. Bu tablo öylesine büyük bir etki yaratmış ki, insanlar korkularını açık açık dile getiriyor ve seçim tercihleri sorulan birçok kişi, “Tercihimi söylersem beni yarın içeri atarlar” ifadelerini kullanıyor.

Seçim turları kapsamında dolaştığımız Konya, Eskişehir, Çorum, Ankara, Nevşehir, Kırşehir, Kırıkkale gibi İç Anadolu’nun 7 kenti, birçok ilçesi ve yerleşim yerinde aynı korkulara ve kaygılara tanıklık ettik. Yanı başlarından işlerinden atılan, ihraç edilen, tutuklanan insanları işaret eden yurttaşlar, “Bunları yapanlar bize neler neler yapmaz” diyerek kaygılarını dile getiriyor.

BU GÜCÜ BİZ YARATTIK!

“Biz vatandaşa değil, kendimize OHAL ilan ettik” söylerinin en fazla çürüdüğü yerlerin başında AK Parti’nin kalesi sayılan Konya geliyor. Sokaktaki pek çok yurttaş, “Biz ilk kez yarattığımız canavarla karşı karşıyayız” söylemlerinde bulunuyor. Üstelik AK Parti kendi seçmenine bile güvenmiyor ve adım başı arama noktaları ve çevirmeler oluşturulmuş durumda. Yine açık ara birinci olduğu Ankara ve yine birinci olduğu Çorum arasındaki 238 kilometrelik yolda, 6 ayrı noktada çevirme yapılması durumun vahametini gösteriyor. Bütün kent giriş ve çıkışlarında benzer uygulamalar var. Birçok insan bu tacizlerden öylesine bunalmış ki, “Şehirlerarası yolculuk yapmak istemiyoruz” sözleriyle bu durumu dile getiriyor.

BASKILAR TERCİH DEĞİŞTİRİR Mİ?

Çorum’da karşılaştığımız kimi köylülerin, “Burası küçük bir yer, tercihlerimizi söyleyemiyoruz ama yarın öbür gün o tercihler sandığa yansıdığında sonrasında ne yaşayacağımızı bilmiyoruz” sözleri yaratılan atmosferi özetliyor. Bu açıdan da kimi gözlemciler ve siyasiler, küçük yerlerdeki baskının daha fazla olduğunu ve bununda insanların tercihlerini değiştirmelerine ya da sandık başına gitmemelerine neden olabileceğini yönünde kaygılarını dile getiriyor.

KONYA’DA TEHDİT EDİLEN KÖYLÜLER

Konya’da uzun süredir çalışma yürüten CHP Konya Milletvekili Hüsnü Bozkurt, “Sadece Doğu’da değil buralarda bile muhtarlar köylüleri toplayarak bu köyden Hayır çıkarsa, hepinizi süreriz” tehditlerinde bulunduklarını söylemişti. Bozkurt, son dönemlerde yaptığı kimi açıklamalar nedeniyle de hedef haline gelmiş ve en son Konya’da bir özel hastanede tedavi gören 88 yaşındaki annesinin “baskılar sonucu hastane tarafından taburcu edildiği” açıklamasında bulunmuştu.

GÜLENCİLER TUTUKLANDI AİLELERİNE KORKU SALINDI

İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan benzer gözlemleri paylaşıyor ve en büyük korkunun insanlara gelecek kaygısı ile yaşadığını söylüyor. “İnsanlar örgütlü oldukları sendika ve derneklerden istifa ediyor” diyen Türkdoğan, “Mesela korku nedeniyle darbe teşebbüsünden sonra Gülen Cemaati üyeliği ile birçok kişi tutuklandı, cezaevindeler ama onların aileleri korktukları için başvuru yapmıyorlar. Hak arama noktasında korku bir engel olarak karşımıza çıkıyor. Bu değişiyor, Gülen işkence ve kötü muamele konusunda başvuru da korku var. Sol kesimden insanlarında üyesi oldukları örgütlerden istifa ettiklerini görüyoruz” değerlendirmesinde bulunuyor.

Türkdoğan, konuya ilişkin gözlemlerini ve tespitlerini şöyle paylaşıyor:

İNSANLAR OTO SANSÜR UYGULUYOR

“Sosyal medyada artık insanlar görüşlerini paylaşmıyorlar. İnsanlar artık çok nadir serbestçe görüşlerini açıklayabiliyorlar. Bu net bir gözlem, merkez medya kendisine oto sansür uyguluyor.

Geçen Pazar Antalya’daydım. Oradaki Hayır mitingine katıldım. Birkaç bin kişi vardı miting de. Kortej 2 kilometre boyunca yürüdü ve yol boyunca insanlar inanılmaz biçimde destek verdiler. Aslında o insanların çoğu mitingin katılımcısıydı ama bir şekilde çekindikleri için o mitinge katılmadılar.

Sivillere dönük bombalı saldırıların kitle psikolojisinde yarattığı korku devam ediyor. Etkinlik var denildiğinde bir şey olur gelmeyeyim tepkisi veriyorlar.

KÜRTLER KORKUYU YENDİ

İçişleri Bakanı her hafta açıklama yapıyor şu kadar gözaltı ve tutuklama yaptık diyor. Bu kitleler üzerinde korku yaratıyor. Bu korku bilinçli olarak yaratıldı. Gözaltı ve tutuklama adliye işlemleridir. Adliye işlemleri için İçişleri Bakanı niye her hafta açıklama yapıyor? Bunun kitlelere etkisi var. Bir yandan da insanlar içlerinde öfke biriktiriyor. Korkunun karşı tepkisi öfke olarak kendisini gösteriyor. Newroz’da Diyarbakır’daydım. Orada korkunun aşıldığını ve her türlü korkuya rağmen insanların alanlara çıktığını gördüm. Buralarda (Batı’da) gelecek belirsizliğinin yarattığı korku da var. Kimse ne olacağını bilmiyor. Bu nedenle 16 Nisan günü bütün anketlerin yanılacağını düşünüyorum.”

12 EYLÜL’DE İNSANLAR TERCİHLERİNİ DEĞİŞTİRDİ

Türkdoğan, kırsal alanda korkunun sandık başına gitmeme yönünde bir etki yaratabileceğini de belirterek, “12 Eylül 1982 referandumunda bu yaşandı. Toptan ‘Hayır’ oyu veren nadir yerlerde tercihlerini değiştiren insanlar oldu. Bunun çok kırsal bölgelerde olabileceğini düşünüyorum. Burada tercih değiştirme değil ama sandığa gitmeme biçiminde olabilir. TÜİK’in son istatistiklerine göre Türkiye nüfusunun yüzde 90’ı şehirde, yüzde 10’u kırsalda. Küçük yerlerde bu korku böyle bir sonuç verse de büyük metropollerde insanlar bu korkunun rövanşını almak için de gidip oy kullanacaklardır” diyor. (Kenan Kırkaya – DİHABER)