Hayır faşizme karşı çıkıştır – Ufuk GÖLLÜ

 

 

 

Bugün referandum günü. Ülke genelinde referandum sonucunun ne olacağı önemli bir merak konusu. AKP-MHP-HÜDAPAR ve BBP geleneksel sağ siyaset açısından bir evet cephesi ördü. Bu partilerin ortak noktası geleneksel faşist ideolojiden etkilenen ve onun sürdürücü olan partiler olmaları.

Hayır cephesi ise esas olarak HDP ve CHP üzerinden gelişmektedir. Hayır’ın tabanı esas olarak Gezi direnişinde sokaklara çıkan ve onları destekleyen kitle. Bu açıdan Hayır kampanyası AKP’nin devletin olanaklarını kullanarak bütün engelleme çabalarına rağmen geniş toplumsal kesimlerde karşılık bulur hale geldi. Geleneksel sağ siyaset içerisinde de başkanlığa hayır itirazları yükseliyor. Bu konuda özellikle MHP’nin tabanından gelen itirazlar ve Bahçeli’ye muhalefet edenlerin sesi her geçen gün yükseliyor.

Bu tablo içerisinde eşit bir yarıştan söz etmek mümkün değil. Ülkenin her tarafından devlet olmanın olanaklarını kullanan siyasi iktidar Evet propagandasını alabildiğine yürütürken işçi sınıfı ve ezilenler cephesinden çok kuvvetli bir Hayır sesi yükseliyor.

Erdoğan’ın başkanlık sistemiyle inşa etmeye çalıştığı faşizmin Türkiye’de tam anlamıyla kurumsallaşmasıdır. Faşizm esasen en başta devrimcilere, sosyalistlere ve Kürt halkına saldırmaktadır. Referandum sonrasında bu saldırıların daha da şiddetleneceğini görmek gerekiyor. Şimdi bu tablo içerisinde bizim açımızdan Hayır sadece basit bir hayır değil. Aynı zamanda işçi sınıfının acımasızca sömürülmesine ve iş cinayetlerine Hayır demektir. Kürt halkına dönük olarak gerçekleşen katliamlara saldırılara Hayır demektir. Kadın cinayetlerinin meşrulaştırılmasına Hayır demektir. Erdoğan rejiminin Suriye ve Irak’ta yürüteceği macera arayışlarına Hayır demektir. Bu ve benzeri tespitler düşünüldüğünde Hayır faşizme itiraz etmektir. Hayır seçeneğine verilen her oy faşizme karşı verilmiş demektir.

AKP iktidarı ülkeyi kanun hükmünde kararnameler ve OHAL ile yönetmektedir. Başkanlık sistemi de aslında bu durumun sürekli hale gelmesi anlamına geliyor. Tablo böyle iken AKP iktidarı ülkenin bütün ekonomik sorunlarını öteliyor. Ülke ekonomisi bir bütün olarak kapsamlı bir ekonomik krizle karşı karşıya. Yabancı sermayenin ülkeden kaçma eğilimini engellemek için bin bir güvence veriliyor. Avrupa Birliği ile olan ilişkiler ciddi şekilde gerildi. Erdoğan adım adım Saddam, Kaddafi gibi Ortadoğu diktatörlerinin gördüğü tepkilere benzer tepkiler görüyor. Bu gerilimin bu şekilde sürdürülmesi basit bir seçim yatırımından öte ülke ekonomisinde ki çatlakları daha da derinleştirecek.

Dış politika da ciddi bir eksen sorunu ile karşı karşıya olunduğu kesin. 15 Temmuz’dan bu yana bir şekilde Rusya eksenine yönelen bir söylem sahibi olan Erdoğan, Amerika’nın Suriye’ye füze saldırısı ardından bir anda dönüş yaparak Amerikan saldırılarını destekleyen bir hatta durdu.

Kürt sorununda çözümsüzlük daha da derinleşiyor. HDP’nin Eş Başkanları, belediye başkanları ve milletvekilleri tutuklandılar. Şehirler yıkıldı insanlar evsiz kaldı. Kürtlerin Ortadoğu’da en güçlü olduğu zaman faşizmin Kürtlere dönük saldırılarını en fazla arttırdığı zaman oldu.

Alevilere dönük yasaklamalar ve yok saymalar her geçen gün artarak devam ediyor. Özellikle Suriye’de yaşanan savaşın da etkisiyle Türkiye’de var olan mezhep karşıtlığı daha da şiddetleniyor.

AKP’nin muhafazakâr Türkiye’sinde kendisini laik olarak tanımlayan kesimler de ciddi bir rahatsızlık yaşıyorlar. Esasen batılılaşma ve modernleşme karşıtı olan siyasi iktidar birçok yönüyle 200 yıllık yaşanmışlığı terse çevirme iddiasını dillendiriyor.

Bütün bu gelişmeler 16 Nisan referandumu sonrasında ülkenin toplumsal çelişkilerinin çözülmek bir yana daha da şiddetleneceğini gösteriyor. Referandum sonucunda ülkede ki toplumsal kutuplaşma daha da şiddetlenecektir. Bu fiili durumda devrimci siyaset açısından ciddi bir hareket alanı açılmış olacak. Öncelikle faşizmin baskıları işçi sınıfı ve emekçilere dönük saldırıları nüfusun önemli bir kesiminde ciddi bir öfke biriktiriyor. AKP iktidarının baskıları muhalefet saflarında bir dizi geri çekilme yaratsa da aynı zamanda devrimci siyasete yeni bir örgütlenme zemini sağlayacaktır. Yeni koşulları değerlendirmiş ve buna göre konumlanmış olan devrimci siyaset bir önceki dönemde elde etmediği bir dizi olanağı da elde etmiş olacak.

Faşizmin baskı uygulamaları yaşam buldukça işçi sınıfı ve ezilenler saflarında biriken öfke de büyüyecektir. Burada doğru yöntem ve araçlarla yapılan müdahaleler işçi sınıfı ve ezilenlere ciddi mevziler kazandıracaktır.

Şimdi referandumda faşizme karşı çıkış olan Hayır sözünü büyütmeliyiz. Bu referandum için Hayır basit bir oy değil aynı zamanda faşizme karşı çıkıştır. 16 Nisandan sonra Türkiye’nin geleceğini belirleyecek olan devrimcilerin Hayır çıkışının arkasını nasıl doldurduğu olacak.

Şimdi Hayır’ı en güçlü bir şekilde örgütleyip büyütme zamanı…

(Umut Gazetesi)




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir