Referandum sonuçları ardından ortaya çıkan tablo tartışılıyor. Eleştirel düşüncenin önemli temsilcilerinden yazar Fikret Başkaya, dihaber’e değerlendirmelerde bulundu.

‘TEK BAŞINA DEĞİL’

Başkaya, başkanlık projesinin arkasında, sanılanın aksine Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın tek başına olmadığını söyledi. Bu projeye Türkiye mülk sahibi sınıfların ve sermayesinin desteği olduğunu ifade eden Başkaya, “Bu destek olmadan asla böyle bir şeye tevessül edemezlerdi. Dolayısıyla siyasi iktidar boşlukta durmuyor. Sanki tek bir adam var. Bu doğru değil” diye ekledi.

‘BUNA MECBURLARDI’

“Bu sürece nasıl gelindi? İktidar neden bu referanduma ihtiyaç duydu?” sorularının önemine vurgu yapan Başkaya’ya göre, hükümet bu sürece mecburdu. Başkaya, “Temel sorun, yönetememe krizi. Çünkü bunlar 15 yıllık dönemde yağmalanmamış bir şey bırakmadılar. Bütün sektörlerde çuvalladılar. Bütün gösterge ışıkları kırmızıda. Dolayısıyla bir sıkışma var. Ama yağma da çok alıştılar. Bu hali sürdürebilmek için mevcut halin de ötesinde bir baskı rejimine ihtiyaç var” diye konuştu.

Başkaya, “İkincisi iktidardan düştükleri zaman mutlaka yargılanacaklarını biliyorlar. Böyle bir tedbir de almak istediler” diye ekledi.

‘BAŞINDAN BERİ GAYRİ MEŞRU’

Sadece referandum günü oylama ve sayım işleminin değil değişiklik paketinin hazırlanışından bu yana gayri meşru olduğunu ifade eden Başkaya, “Hiçbir tartışma olmadan 316 vekil boş kağıda imza attı. Etik olarak son derece sakat ama sorun edilmedi. Saray’da kuruldu bu iş. Gerisi göstermelikti. Meclis’te tartışmaya falan da izin vermediler. Şöyle bir beklentileri vardı; iktidar partisi ve MHP’nin oyları yeter. Buna güvendiler ama fire verdiler. Sonuçta şeklen ‘Evet’ kazanmış gibi görünüyor ama kaybettiler. Hileyle götürdüler. Bir başarı değil tam tersine kırılma noktası…” diye konuştu.

KIRILMA NOKTASI

Başkaya, söz ettiği “kırılma noktasını” şöyle açıkladı: “Bir kere onlar için moral bir yenilgi. Karizmaları çizilmiş oldu. Hep kazanıyoruz, kazanıyoruz gibi bir vehim vardı bunlarda. Artık yok. Artık bu terazinin bu sikleti çekmeyeceğini gördüler. Dolayısıyla bence önemli bir kırılma noktası. Ve bundan sonra da gemi su almaya devam edecektir. Kritik bir eşiğe geldiler ve o projeyi gerçekleştirme şansını yittirdiler.”

‘2019’U GÖRMEYECEKLER’

Başkaya’ya göre, iktidar 2019’u görmeyecek. Bu görüşünü Türkiye’nin içinde bulunduğu kriz haliyle destekleyen Başkaya, “Çünkü tüm sektörlerde bir kriz var, tıkanma var. Sürdürememezlik tablosu var. Diyorlar ki, biz 3 yılda 18 maddenin gereğini yaparız. Bunun için de belki binlerce yasayı değiştirmek gerekiyor. O hesap tutmayacaktır. Paketin hazırlanışı, Meclise gelişi, oylanması… Her şey sakattı. 2019’a kadar gitmeleri mümkün değil. Bence bundan sonra muhalefet de yükselecektir” dedi.

‘ARAÇ PATİNAJ YAPIYOR’

“Bu referandumdan oluşan tablo büyüyerek, güçlenerek devam edecek. Bu iktidar üstündeki baskıyı daha da arttıracak” tespitinde bulunan Başkaya, muhalefetin yükselme zemini olduğunu söyledi. Başkaya, “Her gün zaten sınırlı olan haklarımız daha da sınırlanıyor. Bu kadar saldırı olan ve hiçbir sorun çözemeyen bir rejimle karşı karşıyaysan, muhalefetin yükselmesi için daha başka bir şeye ihtiyaç olabilir mi? Tüm koşullar muhalefetin yükselmesi için oluşmuş durumda. Yani toplumsal yaşamın tüm alanlarında bir sürdürülemezlik durumu var. Patinaj yapıyor araç” dedi.

‘BASKI ARTIKÇA MUHALEFET DE BÜYÜYOR’

Başkaya, referandum sonrası iktidarın durumunu “Kazanmış gibisin ama kaybetmişsin” diye niteledi. “Daima saldırı ve karşı saldırı diyalektiği vardır” diye hatırlatan Başkaya, “İktidar saldırmaya devam edebilir ancak karşı taraf da o saldırıya ilelebet ‘Evet’ demez. En azından bir eşik sonrası ‘Hayır’ der. Baskı arttıkça muhalefet de büyüyor. Bir süre sonra bu süreci etkileyecek. Bunların 2019’u göreceğini sanmıyorum. Hem muhalefetin yükselişi hem ekonomik hem politik hem de dış politika bakımından…” değerlendirmesinde bulundu.

‘BATIDAN DESTEK ALMA ŞANSLARI YOK’

Başkaya, “Cumhuriyet tarihinden bu yana dış politikayı bu kadar yerlerde süründüren bir iktidar olmadı” dedi. Böyle bir sicilin yanına gayri meşru olan bir referandumun eklendiğini belirten Başkaya, “Gayri meşruluk külliyen görünür duruma geldi. Dolayısıyla batılıların bu durumu destekleme imkanı yok zaten. Nitekim dikkat ettiyseniz AGİT‘in üyelerini zor durumda bırakmışlar ve onların verdiği raporlara karşı tavırlar gelişti… Yani dışarda da içeride de her yerde, bunların lehine bir tablo yok. Bu kadar usulsüzlük, bu kadar gayri meşruluk… Batıdan ya da herhangi bir yerden destek alma şansları yok.”

‘DIŞ POLİTİKADA GERİ DÖNÜŞ OLMAZ’

Başkaya, küresel güçlerin Türkiye’de İslami otoriter bir rejimi kabul etmeyeceği kanısında. Türkiye’nin batıya tekrar dönüş için reformlara gitme mesajlarının verilmesine karşılık da Başkaya, “Gidemezler. Çünkü inandırıcılıkları kalmadı. Yani dış politikada bir çark etmeyi deneyebilirler ama orda bir sonuç alınacağını sanmıyorum. Çünkü gittikleri rota oraya çıkılacak cinsinden bir yol değil” dedi.

‘PALYATİF ÇÖZÜMLERLE KENDİNİ ALDATABİLİRSİN’

Başkaya, iktidarın ileriyi görmesine engel olacak ekonomik göstergeler için de şunları söyledi: “Türkiye‘deki ekonomik sıkıntıyı kısa vadeli anlamak mümkün değil. Bunun kökleri, 1980’e kadar geriye gidiyor. Neoliberal politikaları, 24 Ocak kararları. Bakın bir ülke, ekonomisini dünya pazarının seyrine bırakırsa, orada bir şey çıkma şansı mümkün değil. Son derece de riskli bir şey. Sürekli olarak üretici temel zayıflamış durumda. Sürekli olarak ekonomik temel zayıflıyor. Yani üretmeyen, tüketen ve borç ile yürüyen bir sistem. Borcu borç ile ödemeye başladığın anda orda zaten kopuyor. Dolaysıyla ekonomi büyümüyor. Halbuki büyümeyen bir ekonomi ile borçlanamazsın. İşte ihracat düşüyor, işsizlik had safhada, gayri resmi işsizlik yüzde 20’nin üzerinde, enflasyon da öyle. Gelir dağılımı zaten felaket durumda. Hiçbir projeleri yok, hiçbir programları yok. Ekonomik çöküş kaçınılmaz. Üretimde, ithalat-ihracatta, sosyal planda, işsizlik, gelir dağılımı… Yani yaşamın tüm sektörlerinde ekonomik manzara hiç umut vermiyor. Ama şimdilik bunlar bir takım palyatif tedbirlerle güya fotoğrafı farklı göstermeye çalışıyorlar ama buradan kendini aldatabilirsin. Belki başka birilerini de aldatabilirsin. Ama bu uzun süre devam ettirilemez.”

‘KÜRT SORUNU MUHALEFETİN ŞEKİLLENİŞİNE BAĞLI’

Başkaya, geçmiş dönemlerde çözmeyeni hükümetten düşüren Kürt sorunundaki çözümsüzlük için de referandumdan sonra da değişen bir şeyin olmayacağı kanısında. Başkaya, “İktidar cephesinde Kürt sorununa en ufak bir emare yok. Onlar bu defteri kapattı yani. Açarsa da kimse inanmaz zaten. Kürt sorunu muhalefettin nasıl şekilleneceğine, nasıl bir performans göstereceğine bağlı. O zaman muhalefettin Kürt sorununa yaklaşımının ne olacağına, sorunun nasıl bir çözüm sürecine giremeyeceği bence bu işte yükselen muhalefettin basiretine bağlı. Öyle görünüyor” değerlendirmesinde bulundu. Başkaya, ileri aşamalarda yükselmesini beklediği muhalefetin ırkçı kodlardan kendini sıyırdığı, demokratik özgürlükçü damarı yakaladığı sürece Kürt sorunu çözümünde bir şey yapabileceğini söyledi.

‘PARANTEZİ 2023’DE KAPATMAK İSTİYORLAR’

Referandum sonuçları henüz açıklamadan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yaptığı konuşmada, “200 yılın en büyük değişikliğini yaptınız” sözleri dikkat çekmişti. Başkaya, bu sözlerin Cumhuriyetin kuruluş kodlarında aranması gerektiğini dile getirdi. “Bunlar 1923 sonrasını sapma olarak görüyorlar, onlar için bir parantez” diyen Başkaya, şöyle devam etti: “Bu parantezi de mümkün ise 2023’te kapatmak gibi bir hesapları var. Belki tanzimattan beri olan süreci hedef almış olabilirler. Dolayısıyla bunların kafalarından 7’nci yüzyılı ihya etmek gibi saçma bir saplantı var. Fakat bu mümkün değil. Tarihte geriye dönüş yok. 40 yaşındaki bir insana 8 yaşındaki bir çocuğun ceketini giydirebilir misin?”

‘TOPLUM PROJELERİ YOK’

“Türkiye’nin kuruluş kodları değişiyor. Ancak ittihatçı düşünce tam anlamıyla ekarte edilemedi. Müslüman Kardeşlerin ortaya çıkmasını tasfiye için fırsat gördüler” tespitlerinde bulunan Başkaya’nın son olarak değerlendirmeleri şöyle: “Buradan bir şey çıkmaz. Ama gönüllerinde böyle bir şey çıkıyor. Ve bir kısım kitleyi de nasılsa buna inandırmış durumdalar. İslamcı diktatörlük kurarlarsa hep iktidar da kalacaklarını düşünüyorlar. Ama reel dünya da bir karşılığı yok. Bu çağa uyan bir rejim değil. Esas kırılma noktası Ortadoğu baharı. Müslüman Kardeşlerin iktidara gelmesiyle fırsat buldular, esas kırılma noktası orada. Ondan sonra hep niyetlerini açık ettiler. ‘Biz bu Cumhuriyeti yıkacağız, bir hilafet düzeni kuracağız’ diyorlar. Müslüman Kardeşler bir yıl bile dayanamadı Mısır’da. Neden? Çünkü bunların bir toplum projeleri yok. Bakın politik İslam’ın bir politik projeleri yoktur. Projen yoksa ne yapacaksın? Mevcut projeyi bozarsın ama yeni bir şey de yapamazsın. Bir kısır döngüye toplumu mahkum etme gibi bir sonuç doğuruyor, öyle bir şey.” (Salman Gözelyuz / Deniz Nazlım – DİHABER)