2019 – Sezai TEMELLİ

 

 

 

Türkiye’nin içinde bulunduğu meşruiyet krizini ‘2019 Senaryoları’yla aşmaya çalışanların söylemleri maalesef ortalığı kaplamaya başladı. Referandum öncesi ve referandumda yaşananlar bu denli açık hak ve hukuk ihlaline işaret ederken, referandum hileleri ortadayken, YSK’nın kendi yasasını ve Anayasa’yı çiğnediği kanıtlanmışken kalkıp 2019 üzerine konuşmak hiçbir toplumsal meşruiyete sahip olmayan Anayasa değişikliğini kabullenmek anlamına gelir. 2019’u değil, bugünü konuşmalıyız.

Darbe Anayasası defalarca değişikliğe uğramasına rağmen, temel felsefesinden kopmadan bugüne kadar taşındı. Son değişikliklerle darbe döneminin bile hayata geçirmeyi başaramadığı otokratik devlet yönetim biçimi 2019’da gerçekleşmiş olacak. Bu yönetim biçiminin Türkiye için gerekliliğini bugüne kadar savunagelen görüşler kuvvetler ayrılığı değil, kuvvetler birliği üzerinden bir yönetim şeklinin Türkiye’nin sorunlarını çözeceğine inana geldiler. İttihatçı anlayışın yüzyılı aşkın süredir topluma dayattığı bu model, hiçbir dönem başarılı olamadı. Katliamlar tarihinin bir başka okuması bu çerçeveden de yapılmalı…

Tekçi anlayış üzerine inşa edilmeye çalışılan model, özellikle Türk-İslam Sentezi denilen bir tasavvura dayanarak ve kendisine toplumsal zemin yaratmaya çalışarak toplum mühendisliğini başarmaya çalıştı. Kadim halklar ve inançlar coğrafyasında hiçbir gerçekliğe tekabül etmeyen bu anlayışın kâh modernist, kâh ortanın solu, kâh muhafazakâr modeller deneyerek yol almaya çalışması hep büyük acılar ve hüsranlarla sonuçlandı. Şimdi yeni bir sürecin eşiğindeyiz.

Bugünden 2019’u konuşarak bu tekçi anlayışın değirmenine su taşımak yaşanan tüm krizlere ve bunların da bir bileşkesi olarak görebileceğimiz meşruiyet krizine çözüm aramak yerine, kriz içinde bir otokratik yönetimi var etmeye katkı sunar. Bu tür yönetimlerin kendisi güçlendirdiği zeminlerin krizlerin olağanlaştırıldığı süreçler olduğu unutulmamalı. Özellikle 70’lerin Latin Amerika deneyimleri bu konuda önemli dersler barındırıyor.

Bugünden yarına, içinde yaşadığımız politik ve iktisadi krizlerin farkındalığıyla ve bu krizlere çözüm üretecek bir yaklaşımla yol alma derdi siyasetin önceliği olmalıdır. Türkiye’nin uzun soluklu politik krizi nasıl tekçi anlayışın ‘çokluk’u görmezden gelen stratejisi sonucu ortaya çıkmışsa, yine değişmez iktisadi krizi de sermaye devlet ittifakına dayalı ve bu tekçi anlayışa zemin sunan bir iktisat siyasetiyle var olagelmiştir. Devletin finansmanıyla, siyasetin biçimlenmesi ve sermayenin buna koşullanması girdabında yaşamak neredeyse bu ülke için kader olmuştur. Bunun nasıl sürdürülebileceği meselesidir devlet katındaki beka sorunu.

Bu Anaysa değişikliğinin bizi sürüklediği ve sürükleyeceği yeri artık tüm teferruatlardan arınarak çok iyi görmek zorundayız. Halklar ve özellikle tüm zulüm politikalarına rağmen Kürt halkı bu Anayasa değişikliğini reddetmiştir. Bu kabul etmeme haline rağmen hala tüm topluma sanki kabul görmüş Anayasa değişikliği söz konusuymuş gibi 2019 senaryolarını pazarlamak, topluma karşı işlenen en büyük suçlardan biridir.

Yapılması gereken bugünü konuşmaktır ve bugünü mevcut krizlerin nasıl aşılabileceğini konuşmakla işe başlamalıyız. Siyasetin ve ekonominin içinde bulunduğu kriz sarmalına meşruiyet krizini ekleyen bu gidişata karşı, meşru bir zeminde buluşmaların sağlanması büyük önem taşımaktadır. Başkanlık pazarlıkları üzerine değil, demokratik siyasetin ve barışın nasıl inşa edileceği üzerine konuşalım…

(Özgürlükçü Demokrasi)




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir