‘Ermenileri saklayanın evi yakılacak’

Tarihçi Taner Akçam, 1915’de III. Ordu Kumandanı olan Mahmut Kamil Paşa’nın, Ermenileri evlerinde saklayanların evlerinin yakılacağı talimatı veren bir belge yayımladı.

Tarihçi Taner Akçam, 1915 Ermeni soykırımı sürecine dair önemli bir belge açıkladı.

Agos’un haberine göre, dönemin III. Ordu Kumandanı olan Mahmut Kamil Paşa, Ermenilerin sürüldüğü bölgelere bir telgraf gönderiyor. İçişleri Bakanlığı’nın resmi antetli kağıdına yazılı olan telgrafta, Mahmut Kamil Paşa Ermenileri evlerinde saklayanların evlerinin yakılacağı ve bu kişilerin evlerinin önünde idam edileceği emrini veriyor. Yine bu işi yapanların sivil-asker devlet görevlileri olması durumunda, görevlerine derhal son verileceği ve sıkıyönetim mahkemelerinde yargılanacakları belirtiliyor.

Belgenin altında Bakanlığın, “aslına uygundur” damgası bulunuyor.

HİÇBİR ERMENİ BIRAKILMAMASINA…

24 Temmuz 1915 tarihli emrin tam Türkçeleştirilmiş hali şöyle:

“Ahalisi dâhile sevk olunan köy ve kasabaların bazılarında Müslümanların Ermenileri gizledikleri anlaşılmaktadır. Hükümetin kararlarına aykırı olarak Ermenileri evlerinde saklayıp koruyan hane sahiplerinin, evleri önünde idamları ile evlerinin yakılması gerekmektedir. Bu hususun ilgililere münasip bir şekilde bildirilmesiyle sevk edilmemiş hiçbir Ermeni bırakılmamasına özen gösterip uygulamalarınız hakkında bilgi veriniz. Din değiştirip Müslüman olan Ermeniler de sevk edilecektir. [Ermenileri] koruyanlar silahlı kuvvetler mensubu iseler, önce ilgili bakanlıklara ihbar edilip sonra yargılanmak üzere derhal askerlikle ilişkileri kesilecek, idari görevli iseler derhal azledilerek yargılanmak üzere sıkıyönetim mahkemesine verileceklerdir.”

Tarihçi Taner Akşam, bu telgrafın, tıpkı Bahaettin Şakir’in 4 Temmuz 1915 tarihli telgrafı gibi, 1919-21 yılları arasında İstanbul’da görülen İttihat ve Terakki yargılanmaları dosya evrakı arasında bulunduğunu belirtti.

İKİNCİ TELGRAF

Akçam’a göre, Mahmut Kâmil Paşa’nın konuya ilişkin ikinci bir telgrafı daha bulunuyor. 1 Ağustos 1915 tarihinde, bölgelere ikinci bir emir yollayan Paşa, 24 Temmuz emrine açıklık getiriyor. Bu ikinci telgrafta, “dahile sevk edilmekte olan Ermenileri saklayanların idamları bildirilmişti”, diyor ve ama bu cezanın “hükümet tarafından [Müslüman evlere] resmen dağıtılan… kadın ve çocukları muhafaza edenleri” kapsamadığını söylüyor. Cezanın, “hangi cins ve dinden olursa olsun hükümetin malumatı olmaksızın hanelerine Ermenileri gizleyen[ler]” ile ilgili olduğu ve bu kişilerin idam cezası ile cezalandırılacağı belirtiliyor.

AKÇAM: HÜKÜMET 100 YILDIR OYNANAN OYUNA BİR SON VERMELİ

Taner Akşam, “emrin gösterdiği gerçeğe” dair şunları belirtti: “Köylerde ve kasabalarda, çok sayıda Müslüman evlerinde Ermeni saklamaktadır ve Hükümet bunun önüne geçmek istemektedir. Evleri yakma ve insanları idam etme tehditleri bundan dolayıdır.

İstanbul yargılamaları sırasında ortaya çıkan tüm bu belgeler hala, devletin gizli kasalarında bir yerlerde saklı tutulmaktadırlar! Belgeler, nerede oldukları bilinmedikleri için yıllarca, ‘orijinali yok o halde geçersizdir’ muamelesine tabii tutuldular. Ortada yıllarca süren tuhaf bir koalisyon vardı. Devlet belgeleri saklıyor, bazı akademisyenler de, ‘orijinali olmadığına göre bu belgenin kanıt olarak sunulması doğru olmaz’ tezini işliyorlardı.

Bu tezi savunanların başında Guenter Lewy adlı bir Amerikalı tarihçi gelir. 2004 yılında yazdığı bir kitabında, ‘mahkeme kayıtlarının hiç birisinin orijinal halleri mevcut olmadığı için, ileri sürülen iddiaları güvenilir kabul etmek tarihçilik açısından doğru değildir’ mealinde şeyler yazmış ve hemen akabinde 2005 yılında Türkiye’ye çağrılarak kendisine ödül verilmişti. Ödülü veren dönemin TBMM Başkanı Bülent Arınç idi.

Artık bu ‘Şıracının şahidi Bozacı’ komedisine bir son vermek gerekiyor. Yayınladığımız Bahaettin Şakir ve III. Ordu Komutanı Mahmut Kamil Paşa’ya ait belgeler sadece bir başlangıç. Elimizde, İstanbul yargılanmalarına ait külliyatlı miktarda orijinal belge var.

Beklentim, Hükümetin, 100 yıldır oynanan ve kendimize zarar vermekten başka hiçbir işe yaramayan bu anlamsız oyuna son vermesidir. Hakikatın bir gün açığa çıkmak gibi kötü bir huyu var. Artık saklamak ve inkar etmenin bir anlamı yok. Türkiye’nin tarihi ile yüzleşmesinin vakti gelmiş ve geçmektedir. Bu yüzleşmeye başlandığında, bugün demokrasi ve insan hakları gibi karşı karşıya kaldığımız bir çok temel sorunun da çözülmeye başlandığı görülecektir!” (ETHA)

 




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir