Kayıp yakınları, eylemlerine destek çağrısı yaptı

Diyarbakır’da kayıp yakınları ve insan hakları savunucuları, Mehmet ile Mahrem Tanrıverdi’nin akıbetini sordu. Eylemde Denizler de anıldı.

İHD ve kayıp yakınlarının “Kayıplar bulunsun, failler yargılansın” sloganı ile her hafta düzenlediği oturma eylemlerinin 430’uncusu İHD Amed Şube binasında gerçekleştirildi. Kayıp fotoğraflarının taşındığı eyleme İHD Amed Şubesi yönetici ve üyeleri, kayıp yakınları ile insan hakları aktivistleri katıldı. Eylemde, 1994 yılında Amed’in Lice ilçesinde gözaltına alındıktan sonra kendilerinden bir daha haber alınamayan Mehmet Tanrıverdi ile Mahrem Tanrıverdi’nin akıbeti soruldu.

Oturma eylemi öncesi konuşan İHD Eş Başkan Yardımcısı ve Amed Şube Başkanı Raci Bilici, bu mücadelenin sadece kayıp yakınları ve insan hakları savunucularının mücadelesi olmadığını, demokrasiden ve hukuktan yana herkesin mücadelesi olduğunu belirterek, eylemlerine destek çağrısı yaptı.

Gündemdeki idam tehdidine de değinen Bilici, insan hakları savunucuları olarak yaşam hakkının kutsallığına inandıklarını ve bu nedenle idam cezasına karşı olduklarını söyledi.

Bilici, 6 Mayıs 1972 tarihinde idam edilen Deniz Gezmiş, Yusuf İnan ve Hüseyin Aslan’ı saygıyla andıklarını belirterek, “Umarız bu ülke geçmişte yapılanlardan ders çıkarır ve bu ülkede gerçek barışın sağlanması için adım atılır” diye konuştu.

NE OLMUŞTU?

İHD Amed Şubesi Kayıp ve Faili Meçhul Cinayetler Komisyonu Üyesi Adnan Örhan, 6 Mayıs 1994 tarihinde gözaltına alındıktan sonra kendilerinden bir daha haber alınamayan Mehmet Tanrıverdi ile Mahrem Tanrıverdi’nin hikayesini şöyle anlattı:

“Anne Kadriye Tanrıverdi’nin şubemize yaptığı başvuruda şu beyanlarda bulundu; ‘Ali, Mahfuz, Mehmet ve Mahrem Tanrıverdi 6 Mayıs 1994 tarihinde gözaltına alındılar. Gelen ekip o sırada evde misafir olarak bulunan ağabeyimin oğlu Tarık Ergün’ü de gözaltına aldı. Lice İlçe Jandarma Komutanlığına müracaat ettik ama gözaltına almadıklarını söylediler. Dördüncü gün Mahfuz Tanrıverdi, bundan iki gün sonra ise Ali Tanrıverdi ve Tarık Ergün serbest bırakıldı, bırakılanlar Bolu Tugayının kullandığı Lice Yatılı Bölge Okulunda tutuldukları söylediler.18 Ekim 2005 tarihinde, avukatımız Diyarbakır Savcılığına dilekçe yazarak, 12.06.1994 tarihinde Kulp İlçesi, Bağcılar Köyü, Düzpelit Mezrası Kevrekok tepesinde tespit edilen, önce kurşuna dizilip sonra yakılmış 8 kişi arasında Mahrem ve Mehmet’inde olabileceğini düşünerek DNA karşılaştırmasının yapılmasını istedik. 27 Mart 2006 tarihinde Ali Tanrıverdi’nin Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığında ifadesi alındı. Ali Tanrıverdi, ismi Erdal olan rütbeli bir askerin kendisine tütün getirmesi halinde kardeşlerini serbest bırakacağını söylediğini, ertesi gün Lice İlçe Jandarma Komutanlığına tütünü götürdüğünde ise kendisine Erdal’ın kardeşleriyle beraber Bolu Askeri Komutanlığına götürüldüğünü söylediler. O dönemde Bolu 2. Komando Tugayının başında, 1993 yılının Ekim ayında Kulp’ta on bir köylünün zorla kaybedilmesine ilişkin dava açılan Emekli Tuğgeneral Yavuz Ertürk vardı. 2 Nisan 2010 tarihinde polislerin eve gelerek 1994 yılından beri kendisinden haber alamadığı oğlu Mehmet Tanrıverdi’yi sormaları üzerine durumu araştırması için Lice Cumhuriyet Başsavcılığına başvurduk. Bunun üzerine başsavcılık, Mehmet Tanrıverdi hakkında Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan yakalama kararı bulunduğunu belirtti ve ceza hukuku bakımından soruşturmayı gerektirir bir durum bulunmaması nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığına karar verdi. 23 Ocak 2012 tarihinde avukatlarımız aracılığı ile Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına verdiğimiz dilekçede, Diyarbakır Merkez Kapalı Cezaevi ve JİTEM merkezi olarak kullanılan binanın etrafında insan kemiklerine rastlanılması üzerine kemiklerin Mehmet ve Mahrem Tanrıverdi’ye ait olup olmadığını sorduk ancak yaptığımız tüm girişimler sonuçsuz kaldı, soruşturma devam ediyor’.”




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir